Işığın kokusu mu olurmuş demeyin. Olur, hem de insanın burnunun direğini sızlatır. Ancak onun kokusunu hissedebilmek apayrı bir beceridir.
Güldükçe ağlama ihtiyacı duyarsınız... Ağlamak, hayatın en tatlı anıdır. Ne kadar ağlarsanız o kadar mutlu olduğunuzun farkında mısınız bilmem? Belki de mutsuzluktan ağladığınızı düşünürsünüz ama sonunda rahatladığınızı, sizi tatlı bir huzurun sardığını hissedersiniz. Bilirsiniz ki insanın en güzel ve en doğal hali, ağladığı andaki halidir.
Alemin bizlere sunduğu renkleri zevkle izlerken seslerini duymak istemez misiniz? Yeşilin, beyazın, sarının, siyahın, kırmızının kulaklarınızda bıraktığı güzel nağmeleri duymaktan mutlu olduğunuz anların tadına varmak ne hoştur. Morun, eflatunun haykırışlarından hiç rahatsız oldunuz mu? Ben rahatsız olmam. Aksine iliklerime kadar titrerim...
Gün ışığı gözüme vurunca burnumun direği sızlar. Çok keskindir ışık kokusu. Miski amber gibi içime çektikçe yüreğimin telleri titrer... Işık kokusu, burnumun deliklerinden içeriye doldukça gözlerim yaşarır.
Ay ışığı kokusu, deniz ve yosun kokusuna karıştıkça sevda düşer gönlüme... Severim Yaradanı, yaratılanı ve tüm âlemi...
Işığı söndürülmüş odanın penceresine, ay ışığı vurunca hasretle sevgiliyi beklerken ağınızlığınızı paylaşmak adına, içinize çektiğiniz yalnın düşünün... Herhalde bu bekleyiş, ömrünüzdeki onulmaz vuslatın en uzun zamanıdır.
Işığın kokusunu, renklerin kokusunu, sesin kokusunu duyamayanlar, acaba neleri kaçırdıklarının farkındalar mı?
Işık kokusunu yağmur kokusundan, renk kokusunu gecenin karanlığından, ses kokusunu sağırlıktan kıskanırım...
Gök kuşağındaki kırmızıyı, beyazı, maviyi avuçlarına alamayanlarvebülbülünferyadındaki gül kokusunu içlerine dolduramayanlar yaşamışlar mıdır?
BİLEMEM...