2. Değerlendirme ve Sonuç
Yörede, torbadan un veya bulgur alınmak üzere el uzatılırken günümüzde unutulmuş olan “El benim elim değil, Fadime Anamızın eli” şeklinde bir söz söylenerek, bu sözden sonra Eşe-Fatma Taşı kaldırılmak suretiyle un ve bulgurun alındığı anlatılmıştır. Şimdi ise taş alınırken “Bismillah” denilmektedir.
Yörede bereket getirme uygulaması dışında ki ritüellerise kısaca şöyledir: “Fatma Ana” ile ilgili bazı uygulamalar Bu söz o kadar sık kullanılmıştır ki, günlük hayatta birçok olayda geçerlilik kazanmıştır. Hasta sırtı sıvazlama, tuz çevirme ve vücuda yel girmesi gibi durumlarda bu konuda yardımcı olacak kişi de hasta olana dokunmadan önce “El benim elim değil, Fadime Anamızın eli” dedikten sonra besmele çekerek ağrı olan yeri ovmaya başlar. Bu şekilde başlayan tedavinin hastayı iyileştireceğine inanılır.Bölgede Fatma/Fatıma/Fadime yerel ağızda aynı anlamda kullanılan isimlerdir.
Antropolog Hüseyin Şahin’in Arguvan, Hekimhan ve Malatya’nın birçok yöresinde yaptığı derlemelerde “ Fatma Ana Eli” inanışı ve uygulaması yönüyle gözlemlerini şöyle aktarmıştır: Doğum döşeğinde olan /doğum sancısı çeken kadınların sırtının “El benim değil, Fatma Anamızın eli olsun, Fatma Anamız bu gelini kolay geçitlerden geçirsin” duasıyla sıvazladıklarını tespit etmiştir. (Şahin, 1990, s.10)Bu tespit yöredeki halk inanışları içerisinde Eşe- Fatma isimlerine dayandırılarak birçok adet, gelenek ve inanış uygulamalarına kutsiyet kazandırıp kuşaklara aktarıldığını göstermektedir. Bu da bereket taşına “Eşe-Fatma taşı” denilmesinin kökeninde dini unsurların da bulunduğunu göstermektedir.
Cycloliteselliptica/ Cylolitestenviradiatus(Eşe-Fatma Taşı) Örnekleri
Yöredeki inanışta bulgurun-unun artması gibi çoğalmacı bir yönünün olmasının doğurganlıkla da ilgili olsa gerektir. Taşa erkek ismi değil kadın isminin verilmesi Hz. Ayşe ve Hz. Fatma’nın kadın olmalarından hareketle, buradaki inanışın bereket ve bolluğun sürekli olmasının sağlanması, özünde toprağın verim gücü gibi doğurganlık gücüne atfedilmesindendir.
Uğra/Unevi İçerisinde ve Pişirilmiş Ekmek Üzerinde Bereket Taşı
Bir deniz canlısına ait fosilin şekil itibariyle doğurganlık yeriyle ilişkilendirilmesi üst sırt bölümündeki yarıkla anlatılmaya çalışılmıştır. Yine buğday başağı üzerinde bulunan danelerinin karnının yarık olması doğurganlık ve bereketi çağrıştırır anlamda kullanılmıştır. Buğday başağındaki danelerin ortadan yarık bir görünümde olması ve sözünü ettiğimiz fosilin biçimine benzemesi üreme ve bereketle açıklanabilir. Buğdayın bire on, bire yirmi ürün vermesi gibi…
İçerisinde canlı bir ruh olduğundan hareketle taşın da tarlada değil evdeki çuvallarda bulunan unu-bulguru artıracağına inanılmıştır. Tabiattaki doğurganlık ve üremenin eve-haneye taşınması, bilerek herhangi büyüsel girişim olmasa dahi majikbir aktarım ve temas ile açıklanabilir.
Eşe-Fatma Taşı Hılanın/Uğranın İçine Bırakılır- Ekmek Tahtasının Arasına Hılaya Konulduktan Sonra Duvara Asılır
Buradan hareketle benzetme yönüyle de uğur böceği bu fosile benzetilmiş, ona da kutsallık kazandırılmıştır. Fosilin karnıyarık bir görünümde olması, doğurganlığın, üremenin ve berekete ait düşüncenin taş üzerinde yoğunlaşması olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada da karşımıza temas ve aktarma büyüsel yönüyle çıkan bereket taşı iyilik/bereket sağlama aracı olarak algılanmaktadır.
Bereket taşının benzeşme açısından doğurganlık/üreme yönüyle uğurluk olarak kullanımı; yerleşik bir inanışa, kutsallık atfetmeye dönüşümü bazen tesadüfi olmaktadır ki, Zucker (1948, s.161) buna ilkel bir balıkçının sabahleyin avlanmak için ırmak kıyısına gittiği zaman suyun içinde gerek rengi, gerekse biçimi ile ötekilerden farklı bir taş görüp, ailesinden her hangi birine hediye etmek için, taşı sudan alır. Sonra avlanmaya koyulur ve her günkünden çok fazla balık tutar. Balıkçı bunu o taşa bağlar ve taşı uğurluk diye saklar, örneğini vermektedir. (Örnek, 1966, s.51).
Majik uygulamalar tekniğini doğru gözlemlere dayamadığı gibi, başarısızlıkları sonunda bu tekniği değiştirmeyi de kabul etmez.Antropolog Frazer’e göre ; “Bir şeyde bulunan kuvvetin, o şeyin başka nesnelerle teması dolayısıyla bir dereceye kadar bulaşması ve geçmesi ve bir defa birbirileriyle temasa geçmiş olan şeylerin daima birbirlerine sempatik kalmalarıdır.” Buna kontajiyöz ya da temas büyüsü denmektedir. (Örnek, 1966, s.34). Eşe-Fatma Taşı ile ilgili uygulamalarda da bunu görmekteyiz.
Sonuç olarak; üst kratasedönemine ait deniz mercanlarının türlerinden cycloliteselliptica/ cylolitestenviradiatusolarak bilinen 65-95 milyon yıllık fosile, tamamen iyilik/bereket getirici fonksiyon yüklenerek ve içinde üretkenlik barındırdığına inanılması, çoğaltıcı bir yönünün ön plana çıkartılması ile majiksel açıdan aktarım, temas ve benzetmeyle birlikte, iki önemli İslam büyüğü kadının isminin verilmesi kutsiyeti daha da artırmıştır. Yine yörede “Eşe-Fatma Böceği” olarak isimlendirilen Uğur Böceği’nin bu benzetmeden hareketle, tarımla uğraşan yöreler olması sebebiyle de yaprak bitlerine vb. ne karşı yararlılığını da ikinci plana alarak kapanmış biçiminin aynı fosile benzetilmesi, cansız ve canlının aynı dileklerde buluşmasına yol açmıştır.
Araştırma yöresinde; bereket taşına dair uygulamaların kente göçlerle nüfusun azalması, mutfaklarda; değirmende kendilerince öğütülmüş ve hazırlanmış ürünlerin hazır olarak alınması, orta yaş kuşağı olarak sayabileceğimiz 50 yaş altındaki nüfusun bereket taşına bakışına da etki etmiştir. Kaynak kişilerin anlatımı ve alan gözlemlerimize göre, “Eşe-Fatma taşı” ile uygulamalar; evde ekmek yapan kadınların “Unevi/Hıla (Uğra) içerisine bazen bu taşları koyduklarını, ancak süs eşyası olarak da evlerinin görünür bir köşesine de bıraktıklarını göstermiştir. Hızla kaybolmakta olan bir bereket uygulamasının ritüel ve inançsal boyutlarını bu çalışmayla kayda almanın mutluluğunu yaşadığımızı da belirtmeliyim.