O gün Hekimhan Sarıkız köyünde davullar vuruluyor, zurnalar çalıyordu. İlk defa bu yöreye Ege’den bir gelin geliyordu. Köyün delikanlısı Mahmut askerlik görevi için gittiği Manisa’da çarşı gezmelerine çıktığında Zeynep’e sevdalanmıştı. Aile büyüklerinin de fikirleri alınarak düğüne karar verildi.
Düğün alayı gelip oğlan evinin kapısına dayanmıştı. Köy imamı “El Fatiha” diyerek gelin indirme duasına geçti. Duadan sonra yöre geleneklerine uyarak gelin, koca evine tekbirler getirerek girdi.
Sarıkız’da düğün telâşı bitmiş. Mahmut ile Zeynep muratlarına ermişlerdi. Hayat normal akışına dönmüştü.
Zeynep, yarın sabah erken kalkmamız lazım. Burada hayat erken başlar. Yavaş yavaş sizin yaşantınıza, geleneklerinize ayak uydurmaya çalışacağım. Sen akıllı kızsın. Hemen kavrarsın. Mesela kadınların her sabah ilk işleri “Fetil ekmek” yapmak olur. Bismillah deyip güne böyle başlarlar. Fetil ekmek nedir? Her gün tükettiğimiz günlük olarak maya katılmadan yapılan ekmeğe “Fetil ekmek” adı verilir. Ayrıca “Taplama Ekmek-Ekşili” ya da “Yufka ekmek” de yapılır. Anam bunları sana öğretir. Başka neler yapılır? Şimdi gecenin bu saatinde anlatılacak şeyler değil. Bir yastıkta beraberiz demedik mi? Önümüzde uzun yıllar var. Bir gün bir bakmışsın Malatyalı, Hekimhanlı olmuşsun. İnşallah Mahmut!Ertesi sabah…
Zeynep ev halkından daha önce kalkmış kayınvalidesinin yanına gitmişti.
Anacığım Fetil ekmeğini şimdi mi yapacağız? Vay vay! Güzel gelinime bak, ne de çabuk öğrenmiş Fetil ekmeğini? İnşallah senin sayende nasıl yapıldığını öğreneceğim. O zaman sıva bakalım kolları! Ev halkı kalkmadan ekmeğimizi hazırlayalım. Önce evimizin alt katında “Ekmek Damı”ndaki ocağımızı tezekle, çalı çırpıyla yakalım. Ekmeğin hazırlanışında ilk önce Ekmek Hılası adı verilen bezin içerisinde bir önceki pişirimden kalan bir yumak hamur mayası ve un vardır. Bakır teştte hamur yoğrulurken bir yumak hamur alınır hıla içerisine bırakılır. Bir sonraki ekmek yapımında bu hamur topağı maya olarak kullanılır. Ne güzel eski usuller aynen geçerli desenize? Evet, benim güzel kızım. Şimdi ekmeği pişirmeye hazırlanırken yerimizi güzel almalıyız ki Fetil ekmeğimiz daha lezzetli olsun.
Az sonra yanan ocağın başına geçtiler. Mahmut’un anası Fatma Hanım, anlatmaya başladı:
Ekmek pişiren kadın, pişirme düzeni alırken sağ ayağını altına katlar. Sol ayağını uzatır. Ekmek hılasının bir kenarını ise uzattığı ayağının üzerine kapatarak unun savrulup, dökülmesini önler. Bu una, bir başka deyişle nimete saygıdır. Ayağı uyuşursa diğer ayağı ile aynı vaziyeti alır. Vay canına ekmek pişirmek deyip geçmemek gerekiyor demek? Evet Zeynep’im! Ekmek pişiren kadın, duvarda asılı olan ekmek tahtasının arasında bulunan hılayı alıp pişirme için hazırlanan alana koyar. Önce “Bismillah” diyerek katlı uçlar açılır. İçerisindeki “Bereket Taşı” unun kenarına bir yere koyulur. Bereket Taşı ne demek ana? Aferin kızım! Dikkatlisin maşallah! Bereket Taşı ya da diğer bir ismiyle Eşe-Fatma Taşı kutsal kabul edilir. Bereket getireceğine inanılır. Hububatın bereketini artırmak için taşı kullanırız. Mutfakta çeşitli hububat, buğday, bulgur, un, mercimek, fasulye ve unlu mamullerden ekmeğin üzerine konulmasıyla uygulanır. Çok ilginç. İlk defa duyuyorum! Evet Zeynep! Taşın içinde bir öz taşıdığına inanırız. Tam ortada bulunan yarılmış bölge üretkenliği temsil eder. Buğday tanesinin karnında da aynı yarık vardır. Üretkenliğin, doğurganlığın bundan kaynaklandığı inanışı yaygındır.
Yöremizde Eşe-Fatma Taşı, aşlık denilen tahıl ürünlerinden hazırlanmış yiyeceklerin çevresine konulur. Değirmenden döndüğümüzde un çuvallarını Aşlık Damına(Evlik) taşırız. Duvarda bulunan takadan Eşe-Fatma Taşını “Bismillah” diyerek alıp çuvalların üzerine koyarız. Bulgur ve un torbalarının ağzına bu taşları koyduğumuzda harman zamanına kadar unun, bulgurun, yarmanın hiç bitmeyeceğine inanırız.
Ne güzel görenekler bunlar! Ayrıca yöre insanı Eşe-Fatma Taşını pis yerlere atmaz. Alır saygıyla niyaz eder yani hafifçe dudağına götürerek öper. Yüksekçe bir yere ya da takaya koyar.Zeynep Eşe-Fatma Taşını çok merak etmişti.
- Ana bana gösterebilir misin Eşe-Fatma Taşını? Çok merak ettim.
- Tabi yavrum.
Hemen yanı başında duran çuvalların üzerindeki Eşe-Fatma Taşlarından birini alıp Zeynep’e uzattı. Zeynep avuçlarında evirdi çevirdi. Sanki sıradan bir taşa benziyordu.
Kusura bakma ana! Yolda görsem bu taşı geçer giderim. Haklısın önemine inandıktan sonra alır saygıyla muhafaza edersin. Şimdi gelelim ekmeğimize, lâfa daldık. Yoksa geç kalacağız.Fatma Hanım, teştin içindeki hamuru, elindeki hamur eğişi ile artı şeklinde dörde böldü. Hamur yumaklarını aldı. Hılanın dört köşesine birer tane dizdi. Aldığı yumağı elindeki ekmek pişirme tahtasına el yardımıyla çarparak dairesel bir şekil verdi. Sonra sacın üzerine attı. Ekmeği pişirmeye başladı.
Zeynep kızım! Bu aktaraç ile ekmeği döndürerek pişireceğiz. Bak böyle çevireceksin. Ben de deneyeyim bakalım yapabilecek miyim? Yaparsın kızım yaparsın. Biz anamızın karnında mı öğrendik sanki.Zeynep bir iki denedikten sonra Fatma Hanımdan aferin aldı. Diğer ekmekleri pişirerek kayınvalidesine yardım etti Böylece ilk sınavı geçmiş oldu.
Bak Zeynep’im. Şimdi burası çok önemli. Pişirdiğimiz ilk ekmek zorunlu kalmadıkça kimseye ikram edilmez. Evin-ocağın bereketinin kaçacağına inanırız. Sonra da ekmek damına gelenlere “Bir ısıcak al” diye ikramda bulunuruz. İkramı geri çevirmezler. Zira alınmazsa bereketin kaçacağı düşünülür. O esnada bir köpek gelmişse hemen bir ekmeği dörde bölüp yemesi için veririz. Eğer vermezsek köpeğin kötü ruhunun bereketi kaçıracağına inanırız. Ekmek sac üzerinde yanmışsa, atılmaz. “Aman yanan ekmeği yiyin ki kurttan korkmayasınız” derler. Çünkü buralarda dağda bayırda kurtla karşılaşmak doğaldır. Yanık ekmeği yemenin bizi koruduğuna inanırız. Yine diğer bir inancımız, yanmış ekmeğin bekârlara ikramıdır. O zaman “Yanmış ekmek ye, nişanlının gözü kara olsun” deriz.
Az sonra ekmekler pişmişti.
O arada Mahmut kalkmış, Zeynep’i yatağında göremeyince hemen ocağın yanına gelmişti.
Ooo! Bereketli olsun Ana! Bakıyorum ekmekler pişmiş bile. Gelin kızımın yardımıyla bugün her zamankinden daha çabuk bitirdim. Vay be Zeynep! Bu kadar hız beklemiyordum. Aferin valla! Eeee… Öğreten Fatma Hanım olursa gel de öğrenme! Sayesinde daha gün başlamadan çok şey öğrendim. Ooo… Dur bakalım ekmekler pişince dersimiz hemen bitmiyor. Daha ne yapılacak ki ana? Ocak başını tekrar düzenlememiz gerek. Sona kalan hamur yumağını içerisinde un bulunan hılaya koyarız. Hılanın kenarında bulunan bereket taşını da unun içerisine yerleştiririz. Hılanın köşelerini üst üste katlarız. Köşelerin birleştiği nokta üzerine bereket taşını koyarız. Hılayı ocağın yakın bir yerinde, ayakaltı olmayacak bir köşeye kaldırırız. Ertesi gün ya da sonrasında ekmek yaparsak yine “bismillah” diyerek başlarız. Eşe-Fatma Taşını alarak un evinin bir köşesine koyarız. Bu duada bereket taşı bize uğur getirir. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) in eşi Ayşe ve Hz. Ali’nin eşi Fatma Ana’nın bereketimize vesile olduğuna inanırız.Çok sevdiği eşinin anası ile uyum sağlaması ve köy geleneklerini öğrenmeye böyle hevesli olması Mahmut’u çok mutlu etmişti.
Haydi ana ders bitti ise yemeğe oturalım. Yoksa birazdan babam söylenmeye başlar.Sabah kahvaltısından sonra Mahmut, yöre hakkında eşine bilgiler vermeye başlar.
Hep anamdan ders dinleyecek değilsin ya biraz da ben anlatayım! Nasılsa akıllı bir öğrenci buldun. Anlat bakalım. Merakla dinliyorum. Eveet! Anamın anlattığı Eşe-Fatma Taşı, Hekimhan ve çevresinde sık görülen fosil örneklerinden biridir. Fosil, biçim olarak uğurböceğini andırmaktadır. Bitkiler üzerinde bulunurlar. Yedi noktalı uğurböceği, iki noktalı uğurböceği en meşhurlarıdır. Ülkemizde “Hanımböceği, Gelinböceği, Uçuçböceği” olarak bilinirler. Vay be! Mahmut’uma bak profesör gibi anlatıyor. Bu kadar bilgimiz de olsun Zeynep’ciğim! Dinle bak daha bitmedi. Uğur böceğinin sırt bölgesinde oluşan birleşim yeri çizgisi bereket taşındaki yarığa benzetilir. Bu nedenle uğur ve şans getirdiğine inanılır. Eşe-Fatma Taşı, uğur ve bereket getirdiği için kutsallaştırılır. Uğurböceğini öldürmek günah sayılır. Evet! Şimdilik bu kadar olsun Zeynep. Valla babam şimdi bağırmaya başlar. Tarlaya öğleye doğru mu gideceksin diye. Olsun Mahmut! Ağzına diline sağlık. Bir günde Hekimhanlı olacak değilim ya? Aynen öyle günlük işlerimize koşturalım, rızkımıza bakalım. Akşama eğer dinlemek istersen sohbete devam ederiz.Egeli Zeynep’in Hekimhan’daki ilk günü çok keyifli geçmişti. Çevreyi dikkatle inceliyor, en ufak ayrıntıyı kaçırmıyordu.
Güneş dağların arkasında istirahata çekildi Sarıkız Köyünde akşam olmuştu. Zeynep akşam yemeğinde Fatma Hanıma yardımcı oldu. Ailece mutlu bir şekilde yemeklerini yediler.
Mahmut eşiyle odalarına çekildi.
Mahmut! Eğer yorgun değilsen Hekimhan-Sarıkız gelenek göreneklerini anlatmaya devam edebilirsin. Basbayağı doğru anlamışsın. Haydi bakalım kaldığın yerden anlatmaya devam et! Anlatam Zeynep’im! Şimdi anam diyelim ki un çuvalından ya da bulgur çuvalında biraz alacak ya, hemen pat diye kepçeyi daldırıp almaz. Önce üzerindeki Eşe-Fatma Taşını “El benim elim değil, Fadime Anamızın eli” şeklinde bir söz söyleyerek kaldırır. Sonra un ve bulguru alırken “Bismillah” der. Valla ne töreli bir yöreymiş Hekimhan!Zeynep, daha evliliğinin ilk gününde Eşe-Fatma Taşı’nın önemini ayrıntılarıyla öğrenmişti. Öğrenmenin yaşı yoktur derler. Hekimhan gelini olarak Zeynep’i daha ne gelenek ve görenekler bekliyordu.