Kartallar kafese sığmaz. Hürdür tüm kartallar. Hele çift başlı Kartal… Yücelerde yaşar. En yükseğinde uçar göğün. Yeryüzünü bulutların, ayın hatta yıldızların, üstünden izler çift başlı kartal.
Gökyüzünde kanatlarını iki yana açarak süzülür. İnsanoğlunu ve bütün mahlûkatı görebileceği, en yüksek yerden bakar cümle âleme. Pençelerini toprağa, taşa geçireceği vakit bile dağların en yücesini seçer.
Hay de şahanım!
Hay de çift başlı kartalım!
Hay de ki, Hay’dan yardım bulasın.
Unutma! İnsanoğlu şu iki kapılı handa, Hay’dan gelip Huy’a gider.
Asil atlar talim eder bir avuç samana; ağalar, beyler dayanamaz zamana.
Bin yıl ötelerden…
Çağların gerisinden…
Taa derinlerden bir ses gelir:
- Ey yüce millet! Bölüşürseniz tok olursunuz, bölünürseniz yok olursunuz!
Parlak bir gece mavisi kaplamıştı gökyüzünü. Yıldızlar parıl parıl. Göğün gece mavisi ile yıldızların parıltılı rengi hiç bu kadar uyumlu olmamıştı. Ya da ben bu kadar uyumlusuna rastlamamıştım. Yıldızların yüzdüğü gökyüzünü seyrederken göz kapaklarım ağırlaştı. Yumdum, açtım gözümü. Biri gelmiş yıldızları silmiş. Hiç biri yok. “ Saklandılar mı yoksa? ” Bilemedim. “ Daha parlak ışık geldi de yıldızların gözü mü kamaştı? Bir yere sindiler mi? ” Birden mihrican vurdu da buydular mı? Bir türlü anlayamadım.
Yuvasını insanların ulaşamayacağı en yüksek zirvelere kuran kartallar, eşini, yavrusunu korumak adına her türlü fedakârlığı yapar. Mağrurdur, baş eğmez. Cesurdur, korkmaz. Zekidir tehlikeleri önceden sezer. Keskin gözleriyle dağların ardını görür. Asla yılmaz.
Eski çağlarda Hititliler ve Sümerlerde rastlanan çift başlı kartal motifi, günümüzde de pek çok kurumun simgesinde ve bazı ülkelerin bayrağında yer almaktadır. Çift başlı kartal, Avrasya bölgesinde pek çok farklı kültür tarafından benimsenmiş tarihsel bir figürdür. Günümüzde Arnavutluk, Karadağ ve Sırbistan devletlerinin resmi bayrağında ve birçok ülkede hala bazı kentlerin ve kimi kuruluşların, armalarında ve amblemlerinde çift başlı kartal motifi bulunmaktadır.
Kartal simgesi, Hititlilerden ve Sümerlerden Akadlara, Asurlulara, Sasanilere, Bizanslara ve Türklere geçer. Aynı zamanda: Hititlilerde, Büyük krallık döneminde: Hattuşa, Arslantepe, Alacahöyük ile Yazılıkaya’daki kabartmalarda, yine çift başlı kartal görülür.
Anadolu’da durum böyle iken, Orta Asya’da Şamanizm’e göre yer ile göğün arasındaki çelik kapıyı kartalın tuttuğuna inanılır. İnsanlara gökyüzü ve yeryüzü yolculuklarında eşlik eden varlıklar kuş şeklindedir. Kartal, kuşlar arasında ululuk ve yükseklik timsalidir. Bu yüzden Türkler, kılıç kabzalarında, mimari yapılarda, sikkelerde çift başlı kartal figürü kullanmışlardır.
Çift başlı kartal figürü, ilk kez, M.Ö. 3000 sonları ve 2000 başlangıcında, Mezopotamya’da görülür. Daha sonra ise bütün Orta Asya’ya yayılır. Anadolu’ya kadar uzanan evrede çift başlı kartal, Türk medeniyetleri tarafından sevilerek kullanılmıştır. Bu kullanımlarda çift başlı kartala pek çok sembolik anlam yüklenir. Orta Asya’da çift başlı kartal nazarlık, tılsım, aydınlık ve güneş simgesi olarak işlenir. Sikkeler üzerinde bazı hükümdarlar arma-sembol, diğer bir kısım hükümdar ise hükmetme gücünü destekleyen, pekiştiren bir motif olarak değerlendirmiştir.
Artuklu sikkelerinde ve Anadolu’daki Selçuklu yapılarında kullanılan çift başlı kartal simgesi surlarda, cami ve medreselerde, saraylarda; kötü güçlerden koruyucu ve hâkimiyet sembolü olarak yer alır.
Amerika Metropolitan Müzesi'nde görülen bir taş oyma çift başlı kartal kabartması, Konya İnce Minareli Medrese'den çalınarak götürülmüştür.
Çift başlı kartalın anlamı şu ikiliklerle ifade edilir. Geçmişten geleceğe ezelî ebedî varoluş, doğu ve batı üzerinde hükümranlık ve tanrısal güçten alınan meşrû yetkiyle dünyevî olan üzerinde belirleyici olma hakkı. Tüm bunlar kartal mitinde yekvücut olur. Bu durum Türklerdeki Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi yani Devlet-i Ebet Müddet düşüncesinin bir yansımasıdır.
Doğu Anadolu’nun bazı İllerinde oynanan Kartal oyununa Hekimhan Yama Dağına yerleşik tüm köylerde rastlanmaktadır.
Rivayet odur ki; geçmiş zamanlarda köyün birinde, köylülerin küçükbaş hayvanlarını otlatan kimsesiz çoban yaşarmış. Otlattığı sürünün içinde Çobanın çok sevdiği bir de kuzusu vardır. Çoban, köylülerin kendisine hediye ettiği bu kuzuyu gözünden ayırmaz. Bir yaz günü Çoban, koyunları otlatırken yakınlardaki ardıç ağacının gölgesinde dinlenmeye çekilir. Bu sırada bir kartal fırsattan istifade ederek ak kuzuyu kaptığı gibi Yama Dağı’nın zirvesine doğru yükselir.
Kartalın kanat sesini duyunca çoban, başını kaldırır. Ak kuzusu kartalın ağzındadır.
Aman Allah’ım! Akkuzumu kartal kapmış!
Talihsiz çoban ne yapacağını bilmez halde, kartalın uçtuğu yöne doğru heyecanla koşar. Tepeye vardığında kayaların üstüne tünemiş kartalı ve önünde de ak kuzusunu görür. Çevredeki diğer kartallar da avdan hisse kapmak için ak kuzunun çevresine üşüşürler. Paylaşımdan daha fazla yararlanmak için birbirleriyle kıyasıya dövüşürler. Çoban ise bu durumda çaresiz kalır, akkuzusunu acımasız kartalların elinden kurtaramaz. Bu acımasız vahşi manzara karşısında gözyaşları için oracığa yığılır kalır.
Akkuzum! Akkuzum ne olur beni affet! Allah’ım nasıl bir çaresizlik bu?
Nice sonra kendini toparlar, sürüsünden daha fazla zayiat vermemek için akkuzusunu geride bırakıp bitap bir şeklide köyün yolunu tutar.
Köye geldiğinde onu gören yıkılmış halde köylüler çobanın halinden olağanüstü bir olayın olduğunu anlarlar. Ne olup bittiğini anlamaya çalışan meraklı bakışlarla peş peşe sorular sorarlar:
Ne oldu sana böyle sanki üzerine yıldırım düşmüş gibi? Başına bir hal mi geldi? Sürüne çakal mı dadandı?
Çoban kendisine yöneltilen bu merak dolu sorulara nasıl cevap vereceğini şaşırdı, yutkundu kaldı.
Akkuzum! Akkuzum yok artık! Nasıl yok artık, çakallara mı kaptırdın yoksa? Ooof of!Akkuzumu elimden aldılar! Yahu sakin olda şunu doğru dürüst anlatsana? Kim aldı? Komşum doğru söyler, kim aldıysa köylüce gidip kurtaralım Akkuzunu! Artık çok geç. Acımasız kartallar kaptılar Akkuzumu. Bir şey yapamadım, alamadım ellerinden. Yazıklar olsun bana, yazıklar olsun!
İşte o an sözün bittiği andı. Köylülerin bazıları da oldukları yere çöküp kaldılar. Çaresizliğin ifadesiydi bu. Bir kaçı çobanın yanına vardılar, onu teselli edercesine sırtına dokundular.
Kendini suçlayıp durma aslanım! Kim olsa kartallar ile baş edemezdi. ?.. Kendini toparla diğer koyunlarına Akkuzunun sevgisini ver onlara iyi bak. Bak böyle bitap kalırsan yatağa düşersin. Sonra sürüne kim bakar? Haklısınız!Köylülerden biri gaip bir soru sorar:
Akkuzunu kartallar nasıl kaptı?
Çobana bu soru gerip geldiyse de bu olayı, kartalların hareketlerini, birbirleriyle avdan pay kapmak için boğuşmalarını, onların hareketlerini taklit ederek anlatır.
Tabii çobanın yaşadığı bu olay diğer sürü sahibi çobanlara ders olsun diye zaman içinde köylüler birbirlerine kartalların hareketlerini çeşitli figürlerle taklit ederek anlatır olmuşlar. Bu anlatımlar sonucunda “Kartal Oyunu” figürleri meydana çıkar.
Zamanla düğün dernek toplantılarında yöre halkı, davul zurna eşliğinde bu figürleri oynadıkça “ Kartal Oyunu” çevrede yaygınlaşır.
Yörede Kartal Oyunu genel olarak şöyle oynanır:
Kartalı temsil eden oyuncu, ağzında koyun postu ile davul zurna eşliğinde ortaya çıkar. Ağzındaki postu meydanın ortasına bırakır. Kartalın kanat çırpması ve benzeri hareketleri yaparak müziğin ritmine uyup alanda gezinir. Kartal oyununa dâhil kaç oyuncu varsa ellerindeki mendillerle kollarını kanat gibi çırparak davul zurna eşliğinde çöker, kalkarlar. Diğer kartalları temsil edercesine postun etrafında dönerler. Oyuncular koyunun yerini tutan postu kapmak için birbirleriyle mücadele ederler. Bu sırada postu ilk getiren oyuncu oradan uzaklaşır. Diğer kartalları temsil eden oyuncular postun etrafında çember biçiminde toplanırlar. Postu ortaya getiren ilk oyuncu, bütün heybetiyle kollarını kartal kanatları gibi omuz başlarından yukarıda tutup meydana çıkar. Diğer oyuncular ürkerek dağılır. O da postu kaparak galibiyetini gösterir. Kenara çekilir.
Kartal Oyunu, tarım ve hayvancılık ile geçinen Anadolu insanının yaşam mücadelesinden bir sahneyi gözlerimizin önüne getirmektedir.