Mezirme köyü Anadolu’da, Şah İbrahim Veli Ocağının merkezi…
Bölgede denir ki, “Güneş Mezirme’den doğar.”
Mezirme, yeni adını köyün kuzeydoğusundaki duvar gibi sıralı kayalardan almış:
Ballıkaya…
Yörede anlatılanlara göre:
Arılar, çıkılması çok zor, dimdik, elle yontarak yapsan yapılmaz, kayalara yerleşmişler. Ne insanoğlunun, ne ayının, ne de kurdun kuşun erişemeyeceği güvenli bir yere yuvalarını kurmuşlar. Baharda Ayranca Dağına, Darı Deresine, kovanlarını koydukları kayaların sırtında çiçekler açılınca değmeyin keyiflerine.
Allı, sarılı, mavili, yeşilli, morlu, çeşit çeşit çiçeklerin açtığı yörede arılar bayram eder. Kovana taşıdıklarıyla petekleri bal doldururlarmış. Lokman Hekim’in arayıp da bulamadığı her derde deva bütün bitkiler, çiçekler, otlar Nevruzdan sonra topraktan öbek öbek çıkarmış. Seher yelinin serinliğinde yeryüzünü güzelleştirmek için açan çiçekleri, çalışkan arılar erkenden tek tek gezer. Bal olacak her tadı kovanlarına taşırlarmış.
Zaman içinde buradaki balın, bütün hastaları iyileştirdiği cümle âleme yayılmış. Kayaların üstünden uçan kuşlar, “Bana da, bana da” diye öterlermiş. Ayılar gümbür gümbür böğürerek yeri göğü inletir, kurtlar uluyarak payına düşeni istermiş. Kısaca oralarda yaşayan canlıların hepsinin gözü, arıların çiçeklerden taşıdıklarından yaptığı şifa dolu baldaymış. Bütün canlılar, kayaların yanından geçerken acaba bir şeyler bulaşır mı diye sürtünür, ciğerlerini dolduruncaya kadar kokuyu içlerine çekerlermiş.
Hele insanoğlu arıların kayalardaki mağaralara hamarat bir şekilde girip çıkışlarını karşıdan izler, iç geçirirmiş. İyi niyetli olmayan bazı insanlar, bala ulaşmak için kayalarda iz yapmışlar. Bazı kayaları kırarak yukarı tırmanacak yol açmaya uğraşmışlar. Taşları kırarken yukarılardan düşüp yaralanan, sakat kalanlar da olmuş.
Mezirme’de güçlü kuvvetli, babayiğit biri güzel ceviz çırparmış. En tepelerdeki cevizi bile dalında koymazmış. Mezirme’de ve çevre köylerde toy düğün olunca, güreş meydanı kurulunca köyü bu yiğit çoban temsil edermiş. O, meydana çıkıp heybetli heybetli yürüyünce karşısına benim diyen pehlivanlar çıkamazmış. Mezirme’de biri ev yaparsa en kalın iğde, ardıç ağaçlarını gövdesinden kucaklayıp duvarın üstüne atarmış. Omuzları geniş, pazuları mintanını delecek kadar şişkinmiş.
Köylüler bir gün toplanıp bu bal işine bir çözüm bulmak istemişler.
Buradan bal alsa alsa Çoban Ali alır! Yanlış mı söylerim? Doğru söylersin. Ne zaman bir toy olsa Mezirme’miz adına Çoban Ali orada. Ya pehlivanlığına ne diyeceksin? Hangi benim diyen pehlivanı dize getirmedi ki? Doğru söylersiniz ağalar! O zaman ne duruyorsunuz çağıralım Ali’yi! Çağıralım da bal indirme işini kabul edecek mi? Etmeyecek de ne yapacak? Bugüne kadar Mezirme adına hangi görevden kaçtı bu çocuk? Ağalar, çok laf ettiniz. Biriniz gitsin de Çoban Ali’ye haber versin. Buraya çağırsın! Soralım bakalım ne diyecek?
Az sonra Çoban Ali, köy odasındaki toplantıya katılmış.
Çoban Ali! Bu zamana kadar sana verilen işimizi hiç yolda koymadığın gibi yüzümüzü de yere eğdirmedin. Estağfurullah Selami dayı! Şimdi biz deriz ki, Darı Deresi’ndeki kayalıklarda arı kovanlarına hiç kimse ulaşamadı. Niyet edelerin de başına gelmedik kalmadı. Geçenlerde Kıraçların Rıza’nın oğlu “O işi ben hallederim demiş, kayalıklardan düşüp kolunu bacağını kırmış.” Doğru valla! Az daha canından oluyormuş! Yani ne demek istersiniz dayı? Dememiz o ki buraya senden başkası çıkamaz. Orada balın en hası duruyor, ama bir Allah’ın kuluna nasip olmuyor. Ne diyeceğimi bilemedim! Yani kayalıklara tırmanamam mı diyorsun? Çıkmasına çıkarım Allah’ın izniyle. Ama arıları unutuyorsunuz? Arılardan korkuyorum demeyesin? Korkmak değil de arılar, “Buyur ballarımız emrindedir.” diyecek değiller ya? Yok Selami Dayı! Boşuna dil döküyorsun Çoban Ali’ye. O çobanlığına devam etsin. Demek ki “Pehlivan, Civanmert Ali” gitmiş geriye Çoban Ali kalmış.
Çoban Ali bakmış yiğitlik elden gidiyor, sesini daha bir yükseltmiş.
Ne dediğini kulağın duyuyor mu emmi, siz kayalıklara çıkacak adam aramıyor musunuz? Tamam, ben halledeceğim! Görev bende. Yaşşa be Çoban Ali! Şeyy… Özür dilerim Civanmert Ali! Haydi, görelim seni! Mezirme seninle gurur duyuyor!
Ertesi gün Ayranca’nın Darı Deresi kayalıklarında Mezirme’nin neredeyse tüm halkı toplanmış, gözlerini kayalıklara dikmişlerdi.
Baksana nasıl da tırmanıyor Ali! Hem de bir keçi gibi. Nasıl becerebilecek mi dersiniz? Valla benim inancım tam. Bu zamana kadar beceremediği hiçbir iş olmadı. Durun! Durun! Kovanların olduğu mağaranın önüne ulaştı baksanıza!
Çoban Ali mağaraya ulaştı ulaşmasına da arılar öyle kolay kolay ballarını teslim edecek değillerdi ya? Büyük bir vızıltıyla savunmaya geçtiler. Mağaranın başına gelen insanoğluna saldırdılar.
Çoban Ali üzerine gelen arılara aldırış etmeden mağaranın iyice içine girmeye çalışmış. Arılar dört bir yandan Ali’nin üzerine çullanmışlar. Eli kolu, başı yüzü, kabar kabar kalkmış. Vücudu şiştikçe şişmiş. Parmakları ağaç dalı gibi dümdüz olup odunlaşmış. Çoban Ali, kayaları tutamaz olmuş. Ayakları kaya kertlerinden kaymaya başlamış. Usul usul elleri ayakları gevşemiş “pattt” diye yere düşmüş. Ortalık toza dumana belenmiş. Toz bulutu yavaş yavaş çekilince O’nu seyreden köylüler başına varmışlar.
Çoban Ali evlâdım! Bir şeyin yok ya? Offf! Vay be! Her tarafı yere bere içinde kalmış çocuğun! Keşke yolamasaydık, bizim yüzümüzden sakat kalmasın! Konuşmayı bırakın da bir an önce köye götürelim, tedavi ettirelim! Yavaş kaldırın yerden daha fazla incinmesin zavallı!
Dikkatli bir şekilde köye getirmişler Çoban Ali’yi. Kırık çıkık onaran yaşlı neneyi başına çağırmışlar. Kırıklarını sarmış, kaburgalarındaki ezikleri, taze yüzülmüş keçi postuna sarıp yatırmışlar. Günlerce inleyip durmuş. Sadece ağzından dut pekmezi ile eritilmiş aş yağı akıtmışlar. Ölmemiş ama ölümden beter olmuş.
Arıların kovan beyleri, bu olayın üstüne toplanırlar: “İnsanoğlu, rahat durmaz, ne edek neyliyek de buna bir çare bulak” derler. Sonra “Her arı ailesi kendi kovanında, kayaların yakın yerine bir petek koysun. Güneş vurunca erir akar. İnsanlar da aşağıda bunları toplar. Bizim yuvalarımıza çıkmazlar” demişler. Bu ortak karara her arı ailesi uymuş. Güneş göğe yükselip en parlak ışıklarıyla kayalara vurunca ballar erimeye başlamış. Kayalardan balın damladığını ilk görenler çobanlar olmuş. Ekmeklerini akan damlalarla doldurup karınlarını doyurmuşlar. Akşam olup davarları ağıllarına sokunca bu olayı köylülere anlatmışlar.
Ertesi gün kabını kapan kayalara koşmuş. Herkes ihtiyacı kadarını tasına doldurup evine dönmüş. Her sene vakti gelince herkes payına düşeni alıp gidermiş. Bölgede bu balın bütün dertlere deva olduğu yayılınca çevrede herkes bu köye Ballıkaya demeye başlamış.
Yörede bu konuda birçok deyiş okunmaktadır. Aşağıda bunlardan iki örnek sunuyoruz:
“Ballıkayasının balı akınca
Erdebil’in gonca gülü kokunca
Devran eylen Mezirme’ye varınca
Erler himmet eylen eğlemen bizi”
Anonim
xxx
“Ballıkaya Pir Sultan’ın eteği
Güzel Şahtan beri pirler yatağı
Sorarlarsa Şah İbrahim otağı
Ballıkaya yüreğimde sevdan var”
Hüseyin Başaran