“Bir dağ ne kadar yüce olsa bir kenarı yol olur”
Dağın çıplağını sevmem. Kışın üşür, yazın kavrulur. Çıplak dağları görünce acıma duygusu kaplar yüreğimi. Yoksulluğuna acındırır insanı. Ayranca derelerinin kenarlarında çınar, söğüt, alıç, sürsülük, mamuk ağaçlarını görmek insanları biraz rahatlatır. Davin ağaçlarının ve içi kumlu dağ armutlarının meyveleri, Ayranca’nın sadakasıdır kurda, kuşa, ayıya. Kuşburnu, böğürtlen, karamuk yaz sonlarına doğru ikramda kusur etmez yaylalarda.
Yükseklere çıktıkça ardıç ağaçları süsler Ayranca Dağını. Ayranca Dağında, ardıçlar çoğalmak için ardıç kuşuna muhtaç. Ardıç ağaçları adeta onlara yalvarır. Ne olursun ziyaretime gel! Gel ki neslim devam etsin. Gel meyvemin tadına bak! Bu lezzet bana yeni evlatlar versin. Ardıç kokusu alan ardıç kuşları, kokuya doğru uçar. Çünkü ardıç meyvesi nefesini açar canlıların. Ardıç kuşu daha uzun mesafelere uçmak için severek yer bu meyveleri.
Ayranca’da ardıç, keçi gibi en zor kayalıkların üstüne çıkar yerleşir. Asırlara meydan okur. Yaşlanıp çürümez. Yaş aldıkça kalınlaşır, dal budak salar, uzar. Kara kışa, tipiye borana, yağmura çamura, suya dayanır. Üstelik su içtikçe serpilir, güçlenir, sağlamlaşır.
Ayranca’da ardıçlar bulutsuz gecelerde gökyüzünde yıldızları izler. Bazı gecelerde dolunay, yarım ay, hilal de onlara katılır. Maniler atarlar birbirlerine. Şiirler okurlar aşkın en derinlerinden. Az ötelerinde kurtlar bu doğa güzelliğine serenatta bulunur. Bahar ve yaz günlerinde bu güzelliğe kurt, kuş, böcek, çiçek, koyun kuzu, keçi oğlak sesi, at kişnemesi, eşek anırması karışır.
Sanki bulutlara geçit vermeyen, rüzgârların yolunu kesen onlardan baç isteyen Deli Dumrul Ayranca. İklimleri değiştirmez. Bahar, bahar gibi… Yaz, yaz gibi… Sonbahar, sonbahar gibi… Kış da kış gibidir Ayranca’da. Metrelerce kar yağmazsa, baharda dereler coşmazsa rahatlamaz Ayranca. Dağlara düşmüş kimsesizlere, divanelere gönlünü, kollarını açan Ayranca, ardıç kuşunu ardıç tohumuyla, diğer kuşları alıç, sürsülük, karamuk, kuşburnuyla besler.
Arılara bin bir çiçek ikram eder. O kadar çok çeşit sunar ki hangisinden bal alacağını bilemez, tümünü karıştırır. Bazen delibal olur yaptığı! İnsan eli değmemiş her renk ve her kokuda çiçeklerden, insan dudağı ve eli değmemiş pınar sularından ikram eder arılara.
Sarp kayalıklarına kartallar yuva yapar. Geniş kanatlarını açıp süzülerek uçan kartal, Ayranca Dağının üzerinde dolaşıp güveni sağlar. Yâdları koymaz yaylalara. Ayranca, insanlara acır. Çıkılmaz sert kayalıklarda, geçilmez yüksek tepelerde daracık da olsa geçitler verir.
Ayranca yaylası, her baharda koyun kuzu, oğlak keçi ve çan sesleriyle çınlayınca dünya yeniden kurulur. Ayranca yaylalarına göçerler gelince kışı burada geçiren ayılar, kurtlar, tilkiler ağılları terk eder. Otlar sararıp yapraklar dökülmeye başlayınca bu hayvanlar, çadır yerlerini beklemeye, korumaya gelirler. Yaylalar, bahar yağmurlarından sonra insanlara çiğdem, yemlik, kenger, çakşır, kuzukulağı, yaban sarımsağı ikram eder. Hele bol yağmurun ardından güneş vurunca çıkan göbeleğin, domalanın tadına doyulmaz. Hayvanlar için keven ve bin bir çeşit ot şenliktir. Pınarların bembeyaz suları, koyunların, keçilerin sütüne renk verir.
Çoban ve dağ yeryüzünün iki garibi… Kimsesizi. Birbirlerini sever, yardımlaşırlar. Ne çoban dağa küser, ne de dağ çobana. Âdem’den bu deme dostlukları süregelmiştir. Dağ çobanı aç susuz koymaz. O’nu daima doyurur, esirger. Çoban da dağa sevgi ve saygıda kusur işlemez.
Ayranca Dağı’nda kaynayan gözeler, pınarlar yosun tutmaz. Yengeç, kurbağa, böcek barındırmaz içinde. Berrak, tertemiz, köpük köpük bembeyaz pınar suları hayat verir tüm canlılara. Bir kısmı dağın batı yamacında toplanır, diğer kısmı da doğuda. Batıya akanlar Kozdere’de, doğuya akanlar ise Darı Deresinde buluşur. Kozdere’ye giden kol, dolgun ak dişli, keten köynek Hekimhan cevizlerini sular, yetiştirir. Yöre insanının ununu, bulgurunu öğüten, dövmesini yapan değirmeni döndürür.
Ayranca’nın doğu yakasından kendini aşağı bırakan deli coş, başıboş sular, Darı Deresinde buluşur, kucaklaşır. Yarpuzların, cennet meyvesi reyhanın, rokanın, terenin, samutun en kokulu ve lezzetlisini sular, büyütür, insanlara sunar.
Yöre insanları Ayranca’ya sığınan beş altı yüz geyiğin, dağ keçisinin sarp kayalıklarda halen gezindiğini anlatırlar. Geyik sürüsü otlarken sürünün lideri kahverengi teke, yüksek bir kayanın üstünden onları izleyerek tehlikelerden korur.
Ayranca yaylaları, Sarıçiçek yaylasından, Eyerli Dağından, Yama Dağından gelen esintilerle burada yeşeren geleneklerimizi, kültürümüzü ayakta tutar.
Bugün Hıdrellez. Hızır ile İlyas’ın yılda bir kez buluştuğu dem. Yeni yılın ilk günü Nevruz, baharın ilk günü ise, Hıdrellez’dir. Bu gün cümle bitkinin, otun, börtü böceğin, hayvanların yeniden canlandığı, büyümeye doğru koşar adım gittiği ilk gün. Bir kazaya belaya uğramazlar ise bereketin, bolluğun habercisi Hıdrellez.
Herkes dilek tutar Hıdrellez’de. Gelecek için isteklerini Hakk’a iletir. O’ndan medet umar. Tabiat canlanır. Her yer al, yeşil, mor, sarı, kırmızı, gök mavisi olur. İnsanlar umut dolar, yere göğe sığmazlar. Eğlence yaparlar. Herkes aşkla katılır bu etkinliğe. Ortaya kocaman bir ateş yakılır. Alevler göğe doğru yükselirken üzerinden koşarak atlanır. Ateş bazen nar, bazen nur. İyilere nur olan ateş, kötülere nar olur. Pişmek için ille de nar olmalı. Ama ateşte aşkla pişmek için ocaktaki közde yürümek yetmez. Közün gönülde yanması, kor olması gerek.
Bahar günleri, yerini ilkyaza bırakmaya başlayınca yüksek tepelerdeki karlar erir. Dağ başları artık çıplak. Eriyen karlar su olup aşağılara indikçe yayladaki düzlükleri yemyeşil halılar kaplar.
Gece uzun. Şafağın sökmesine daha çok var. Korku, endişe, karanlık ile kucak kucağa. Nihayet şafak attı. Yeryüzü yavaş yavaş ışıyor. Güneş gülücükler bırakarak yüksek tepelerden yaylaya iniyor. Gece boyu üşüyen koyaklar, gün ışıklarının değmesiyle üşümekten kurtuluyor. Ayranca’nın sırtı ısındıkça uyuşukluğu geçiyor.
Yaylacılar, havaların soğumasıyla enginlere doğru çekilirler. Artık bahar gelinceye kadar Ayranca’yı yalnız bırakırlar. O da kışı geçirmek için beyaz örtüsüne bürünür. Kar, yaylalara, derelere, koyaklara dolu dolu yağınca canlılar sığınsın diye sıcacık mağaraları, inleri, kovukları sunar, yaban hayvanlarına. Ayranca kendine sığınanları gözetir, korur, kollar…
Ayranca, bütün heybetiyle en yüksek tepeden Malatya ovasında yanan ışıkları seyreder. Görevini layıkıyla yapmanın mutluluğunu yaşar.