Ayranca Dağı

Kemal DENİZ

17-11-2024 10:25

“Bir dağ ne kadar yüce olsa bir kenarı yol olur”

Dağın çıplağını sevmem. Kışın üşür, yazın kavrulur. Çıplak dağları görünce acıma duygusu kaplar yüreğimi. Yoksulluğuna acındırır insanı. Ayranca derelerinin kenarlarında çınar, söğüt, alıç, sürsülük, mamuk ağaçlarını görmek insanları biraz rahatlatır. Davin ağaçlarının ve içi kumlu dağ armutlarının meyveleri, Ayranca’nın sadakasıdır kurda, kuşa, ayıya. Kuşburnu, böğürtlen, karamuk yaz sonlarına doğru ikramda kusur etmez yaylalarda.

Yükseklere çıktıkça ardıç ağaçları süsler Ayranca Dağını. Ayranca Dağında, ardıçlar çoğalmak için ardıç kuşuna muhtaç. Ardıç ağaçları adeta onlara yalvarır. Ne olursun ziyaretime gel! Gel ki neslim devam etsin. Gel meyvemin tadına bak! Bu lezzet bana yeni evlatlar versin. Ardıç kokusu alan ardıç kuşları, kokuya doğru uçar. Çünkü ardıç meyvesi nefesini açar canlıların. Ardıç kuşu daha uzun mesafelere uçmak için severek yer bu meyveleri.

Ayranca’da ardıç, keçi gibi en zor kayalıkların üstüne çıkar yerleşir. Asırlara meydan okur. Yaşlanıp çürümez. Yaş aldıkça kalınlaşır, dal budak salar, uzar. Kara kışa, tipiye borana, yağmura çamura, suya dayanır. Üstelik su içtikçe serpilir, güçlenir, sağlamlaşır.

Ayranca’da ardıçlar bulutsuz gecelerde gökyüzünde yıldızları izler. Bazı gecelerde dolunay, yarım ay, hilal de onlara katılır. Maniler atarlar birbirlerine. Şiirler okurlar aşkın en derinlerinden. Az ötelerinde kurtlar bu doğa güzelliğine serenatta bulunur. Bahar ve yaz günlerinde bu güzelliğe kurt, kuş, böcek, çiçek, koyun kuzu, keçi oğlak sesi, at kişnemesi, eşek anırması karışır.

Sanki bulutlara geçit vermeyen, rüzgârların yolunu kesen onlardan baç isteyen Deli Dumrul Ayranca. İklimleri değiştirmez. Bahar, bahar gibi… Yaz, yaz gibi… Sonbahar, sonbahar gibi… Kış da kış gibidir Ayranca’da. Metrelerce kar yağmazsa, baharda dereler coşmazsa rahatlamaz Ayranca. Dağlara düşmüş kimsesizlere, divanelere gönlünü, kollarını açan Ayranca, ardıç kuşunu ardıç tohumuyla, diğer kuşları alıç, sürsülük, karamuk, kuşburnuyla besler.

Arılara bin bir çiçek ikram eder. O kadar çok çeşit sunar ki hangisinden bal alacağını bilemez, tümünü karıştırır. Bazen delibal olur yaptığı!  İnsan eli değmemiş her renk ve her kokuda çiçeklerden, insan dudağı ve eli değmemiş pınar sularından ikram eder arılara.

Sarp kayalıklarına kartallar yuva yapar. Geniş kanatlarını açıp süzülerek uçan kartal,  Ayranca Dağının üzerinde dolaşıp güveni sağlar. Yâdları koymaz yaylalara. Ayranca, insanlara acır. Çıkılmaz sert kayalıklarda, geçilmez yüksek tepelerde daracık da olsa geçitler verir.

Ayranca yaylası, her baharda koyun kuzu, oğlak keçi ve çan sesleriyle çınlayınca dünya yeniden kurulur. Ayranca yaylalarına göçerler gelince kışı burada geçiren ayılar, kurtlar, tilkiler ağılları terk eder. Otlar sararıp yapraklar dökülmeye başlayınca bu hayvanlar, çadır yerlerini beklemeye, korumaya gelirler.  Yaylalar, bahar yağmurlarından sonra insanlara çiğdem, yemlik, kenger, çakşır, kuzukulağı, yaban sarımsağı ikram eder. Hele bol yağmurun ardından güneş vurunca çıkan göbeleğin, domalanın tadına doyulmaz. Hayvanlar için keven ve bin bir çeşit ot şenliktir. Pınarların bembeyaz suları, koyunların, keçilerin sütüne renk verir.

Çoban ve dağ yeryüzünün iki garibi…  Kimsesizi. Birbirlerini sever, yardımlaşırlar. Ne çoban dağa küser, ne de dağ çobana. Âdem’den bu deme dostlukları süregelmiştir. Dağ çobanı aç susuz koymaz. O’nu daima doyurur,  esirger. Çoban da dağa sevgi ve saygıda kusur işlemez.

Ayranca Dağı’nda kaynayan gözeler, pınarlar yosun tutmaz. Yengeç, kurbağa, böcek barındırmaz içinde. Berrak, tertemiz, köpük köpük bembeyaz pınar suları hayat verir tüm canlılara. Bir kısmı dağın batı yamacında toplanır, diğer kısmı da doğuda.  Batıya akanlar Kozdere’de, doğuya akanlar ise Darı Deresinde buluşur. Kozdere’ye giden kol, dolgun ak dişli, keten köynek Hekimhan cevizlerini sular, yetiştirir. Yöre insanının ununu, bulgurunu öğüten, dövmesini yapan değirmeni döndürür.

Ayranca’nın doğu yakasından kendini aşağı bırakan deli coş, başıboş sular, Darı Deresinde buluşur, kucaklaşır. Yarpuzların, cennet meyvesi reyhanın, rokanın, terenin, samutun en kokulu ve lezzetlisini sular, büyütür, insanlara sunar.

Yöre insanları Ayranca’ya sığınan beş altı yüz geyiğin, dağ keçisinin sarp kayalıklarda halen gezindiğini anlatırlar. Geyik sürüsü otlarken sürünün lideri kahverengi teke, yüksek bir kayanın üstünden onları izleyerek tehlikelerden korur.

Ayranca yaylaları, Sarıçiçek yaylasından, Eyerli Dağından, Yama Dağından gelen esintilerle burada yeşeren geleneklerimizi, kültürümüzü ayakta tutar.

Bugün Hıdrellez. Hızır ile İlyas’ın yılda bir kez buluştuğu dem. Yeni yılın ilk günü Nevruz, baharın ilk günü ise, Hıdrellez’dir. Bu gün cümle bitkinin, otun, börtü böceğin, hayvanların yeniden canlandığı, büyümeye doğru koşar adım gittiği ilk gün. Bir kazaya belaya uğramazlar ise bereketin, bolluğun habercisi Hıdrellez.

Herkes dilek tutar Hıdrellez’de. Gelecek için isteklerini Hakk’a iletir. O’ndan medet umar. Tabiat canlanır. Her yer al, yeşil, mor, sarı, kırmızı, gök mavisi olur. İnsanlar umut dolar, yere göğe sığmazlar. Eğlence yaparlar. Herkes aşkla katılır bu etkinliğe. Ortaya kocaman bir ateş yakılır. Alevler göğe doğru yükselirken üzerinden koşarak atlanır. Ateş bazen nar, bazen nur. İyilere nur olan ateş, kötülere nar olur. Pişmek için ille de nar olmalı. Ama ateşte aşkla pişmek için ocaktaki közde yürümek yetmez. Közün gönülde yanması, kor olması gerek.

Bahar günleri, yerini ilkyaza bırakmaya başlayınca yüksek tepelerdeki karlar erir. Dağ başları artık çıplak. Eriyen karlar su olup aşağılara indikçe yayladaki düzlükleri yemyeşil halılar kaplar.

Gece uzun. Şafağın sökmesine daha çok var. Korku, endişe, karanlık ile kucak kucağa. Nihayet şafak attı. Yeryüzü yavaş yavaş ışıyor. Güneş gülücükler bırakarak yüksek tepelerden yaylaya iniyor. Gece boyu üşüyen koyaklar, gün ışıklarının değmesiyle üşümekten kurtuluyor. Ayranca’nın sırtı ısındıkça uyuşukluğu geçiyor.

Yaylacılar, havaların soğumasıyla enginlere doğru çekilirler. Artık bahar gelinceye kadar Ayranca’yı yalnız bırakırlar. O da kışı geçirmek için beyaz örtüsüne bürünür. Kar, yaylalara, derelere, koyaklara dolu dolu yağınca canlılar sığınsın diye sıcacık mağaraları, inleri, kovukları sunar, yaban hayvanlarına. Ayranca kendine sığınanları gözetir, korur, kollar…

Ayranca, bütün heybetiyle en yüksek tepeden Malatya ovasında yanan ışıkları seyreder. Görevini layıkıyla yapmanın mutluluğunu yaşar.

DİĞER YAZILARI Garip Kanarya 01-01-1970 03:00 DEPREM SONRASI MALATYA BASINI-3 01-01-1970 03:00 DEPREM SONRASI MALATYA BASINI-2 01-01-1970 03:00 DEPREM SONRASI MALATYA BASINI-1 01-01-1970 03:00 ŞİİR VE ÖNEMİ 01-01-1970 03:00 Ailemiz Bu Toplumun Temelidir 01-01-1970 03:00 GÜZEL TÜRKÇEMİZ 01-01-1970 03:00 DEĞİŞEN MALATYAMIZIN DEĞİŞMEYEN YAŞAM KÜLTÜRÜ 01-01-1970 03:00 AĞITLAR 01-01-1970 03:00 GÖNÜL TELLERİ 01-01-1970 03:00 DAİMA ŞİMDİKİ ZAMAN 01-01-1970 03:00 SÜNNET (2) 01-01-1970 03:00 SÜNNET 01-01-1970 03:00 “Şiirin beni, bizi anlatmasını isterim” 01-01-1970 03:00 DENİZ'İN COŞKUSU 01-01-1970 03:00 BİR'İ SEVMEK ÇOĞU SEVMEKTİR 01-01-1970 03:00 IŞIK KOKUSU 01-01-1970 03:00 MALATYA HALK OYUNLARI 01-01-1970 03:00 MALATYA HALK OYUNLARI (1) 01-01-1970 03:00 HEKİMHAN YÖRESİNDE BEREKET İNANIŞINA BİR ÖRNEK: EŞE-FATMA TAŞI ve UĞUR BÖCEĞİ (5) 01-01-1970 03:00 HEKİMHAN YÖRESİNDE BEREKET İNANIŞINA BİR ÖRNEK: EŞE-FATMA TAŞI ve UĞUR BÖCEĞİ (4) 01-01-1970 03:00 HEKİMHAN YÖRESİNDE BEREKET İNANIŞINA BİR ÖRNEK: EŞE-FATMA TAŞI ve UĞUR BÖCEĞİ (3) 01-01-1970 03:00 HEKİMHAN YÖRESİNDE BEREKET İNANIŞINA BİR ÖRNEK: EŞE-FATMA TAŞI ve UĞUR BÖCEĞİ (2) 01-01-1970 03:00 HEKİMHAN YÖRESİNDE BEREKET İNANIŞINA BİR ÖRNEK: EŞE-FATMA TAŞI ve UĞUR BÖCEĞİ (1) 01-01-1970 03:00 MALATYA’DA BİR KIŞ YARISI TÖRENİ: HAYADANA ÇIKMAK (2) 01-01-1970 03:00 Malatya’da Bir Kış Yarısı Töreni: Hayadana Çıkmak (1) 01-01-1970 03:00 MALATYA’DA BAKIRCILIK MESLEĞİ (2) 01-01-1970 03:00 MALATYA’DA BAKIRCILIK MESLEĞİ (1) 01-01-1970 03:00 MALATYA’DA CİRİT 01-01-1970 03:00 Yılanlar ve İnsanlar 01-01-1970 03:00 Yılanlar ve İnsanlar (1) 01-01-1970 03:00 Seyyid Battal Gazi (2) 01-01-1970 03:00 Seyyid Battal Gazi (1) 01-01-1970 03:00 Abdulvahap Gazi (2) 01-01-1970 03:00 Şiro Çayı - Sülük Gölü (2) 01-01-1970 03:00 Şiro Çayı - Sülük Gölü (1) 01-01-1970 03:00 Efsane Atlar (3) 01-01-1970 03:00 Efsane Atlar (2) 01-01-1970 03:00 Efsane Atlar (1) 01-01-1970 03:00 Malatya’nın Kutlu Pınarları 01-01-1970 03:00 Malatya’nın Kutlu Pınarları (1) 01-01-1970 03:00 Kubbe Dağı ve Puluşağı (2) 01-01-1970 03:00 Kubbe Dağı ve Puluşağı (1) 01-01-1970 03:00 Emiroğlu Konağı ve 1071 Tarih Parkı 01-01-1970 03:00 ABDURRAHMAN-I ERZİNCANİ EFSANESİ 01-01-1970 03:00 Kuruçay(1) 01-01-1970 03:00 Göldağı ve Şah İsmail (2) 01-01-1970 03:00 Göldağı ve Şah İsmail (1) 01-01-1970 03:00 Tohma 01-01-1970 03:00 Eşe-Fatma Taşı ve Uğur Böceği 01-01-1970 03:00 Sarıkız 01-01-1970 03:00 Çift Başlı Kartal 01-01-1970 03:00 Ballıkaya 01-01-1970 03:00 Arslantepe - Melid 01-01-1970 03:00 Taş Han ve Hekimhan’ın Kuruluşu 01-01-1970 03:00 Fatmacık Kayası 01-01-1970 03:00 Oğuz Yıldızı 01-01-1970 03:00 Kubbe Dağı ve Sevserek Han 01-01-1970 03:00 Leylek Dağı ve Leylek Baba 01-01-1970 03:00 Kırk Kardeşler Efsanesi 01-01-1970 03:00 Pusu 01-01-1970 03:00 Orduzu Kayja 01-01-1970 03:00 Malatya’nın Avlulu Evleri 01-01-1970 03:00 Koca Vaiz 01-01-1970 03:00 Süt Pınarı Efsanesi 01-01-1970 03:00 Mercimek Hatun 01-01-1970 03:00 İspendere / Bakırsu 01-01-1970 03:00 Cennet Meyvesi Kayısı 01-01-1970 03:00 Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı 01-01-1970 03:00 Malatya’nın Kuruluşu ve Adı 01-01-1970 03:00 Atmalı Kalesi ve Altın Beşik 01-01-1970 03:00 DEMİRCİ YUSUF USTA 01-01-1970 03:00 SULTANSUYU HARASI 01-01-1970 03:00 Yeşilyurt Tekstil Müzesi 01-01-1970 03:00 KAHVE KONAĞI 01-01-1970 03:00 Ballık Deresi 01-01-1970 03:00 ÇOBAN GELİN VE YEŞİLYURT ÇOBAN MÜZESİ EFSANESi 01-01-1970 03:00 Gelin Yurdu / Düğün Yurdu 01-01-1970 03:00 Yel Köprü 01-01-1970 03:00 Abdulharap Gölü 01-01-1970 03:00 Pınarbaşı Derme 01-01-1970 03:00 Büyük Said Hoca (Âşık Sultan) 01-01-1970 03:00 Horasan Baba –Çoban Dede 01-01-1970 03:00 Fırat ile Dicle’nin Aşkı 01-01-1970 03:00 Beydağı ve Altın Saban 01-01-1970 03:00