Anadolu'nun birçok yöresinde çeyiz geleneğinin kız çocuğunun doğumundan başlayıp evliliğine kadar sürdüğü, çeyizlik eşyaların ailelerin ekonomik durumuna ve yöresel kültüre göre değiştiği araştırmalarla da ortaya konuluyor.
Fakat benim hafızamda çeyizin en güzel tarafı eşyanın çokluğu değildi.
Bir genç kızın kendi elleriyle yaptığı işin güzelliğiydi.
Çünkü o nakışlarda yalnızca iplik yoktu.
Sabır vardı.
Emek vardı.
Hayal vardı.
Gelecek vardı.
Belki de en önemlisi, “Ben bunu kendi ellerimle yaptım” diyebilmenin gururu vardı.
Bugün çeyiz anlayışı elbette çok değişti. Hazır eşyalar, makineler, fabrikasyon ürünler hayatımıza girdi. Genç kızların hayatı da değişti. Eğitim, iş hayatı ve şehir yaşamı, eski ev düzeninin yerini başka bir hayata bıraktı. Nitekim araştırmacılar da geleneksel işleme sanatının yoğun emek gerektirmesi ve değişen yaşam koşulları nedeniyle eski biçimiyle giderek azalmakta olduğunu belirtiyorlar.
Bunların hiçbiri geçmişe dönelim demek değildir.
Zaman değişir.
İnsan değişir.
Evler değişir.
Çeyizler de değişir.
Ama değişmemesi gereken bir şey vardır:
Emeğe verilen değer.
Bugün gergefin başında saatlerce oturan genç kızları belki artık göremiyoruz. Fakat onların işlediği nakışlara baktığımızda, aslında bir dönemin kadınlarının hayatını okuyabiliyoruz.
O nakışlar bize şunu söylüyor:
“Biz vardık.
Biz ürettik.
Biz sabrettik.
Biz güzellik yaptık.
Ve geleceğe kendi elimizle bir hatıra bıraktık.”
Benim çocukluk hafızamda gergef işte böyle bir şeydir.
Dört köşeli ve yuvarlak bir ahşap çerçeve değil...
Bir kızın genç kızlığa geçişinin, bir annenin kızına verdiği emeğin ve Anadolu kadınının sessiz maharetinin sembolüdür.
Yıllar geçti.
Gergefler sustu.
İğneler sandıklara kaldırıldı.
Bazı nakışların sahipleri bile bugün hayatta değil.
Ama onların ellerinden çıkan o ince işlere baktığımızda, sanki hâlâ karşımızda oturuyorlar.
İğneyi kumaşa geçiriyorlar.
İpliği çekiyorlar.
Bir çiçek daha işliyorlar.
Sonra başlarını kaldırıp yaptıkları işe bakıyorlar.
Ve belki içlerinden şöyle geçiriyorlar:
“Bu da benim çeyizim...”
Oysa bugün geriye baktığımızda görüyoruz ki, onların hazırladığı yalnızca kendi çeyizleri değildi.
Onlar, bizim ortak hafızamızın çeyizini hazırlıyorlardı.
Bizlere de o hatırayı unutmamak, anlatmak ve gelecek kuşaklara bırakmak düşüyor.