Evet evet; biz bu güzelim toprakların insanları olarak barışmak değil, ‘Kucaklaşmak’ zorundayız. Bizlerin kucaklaşmasını istemeyen yıllar içersinde ‘devletin içerisindeki bazı ideolojik çıkar grupları,’ çıkarları gereği bu güzelim toprakların yine bu toplumun güzel insanlarından solcuları, milliyetçileri, muhafazakarları, bu toplumun, toplum kesimlerini yıllarca birbirlerine düşman kılmanın, çatışmanın ve birbirlerine kırdırmalarının ötesinde zaman zaman kendileri de kırdırmanın yollarını buldular ve yasal zeminini oluşturdular.

Oysa bu güzel ülkemin güzel solcuları, milliyetçileri ve muhafazakarları, ülkelerinin insanlarını ayırım yapmaksızın seviyor, ancak yönetimin kaynaklarının eşit ve adil dağılımına ait kendi idealleri görüş ve çözüm yollarını sorguluyorlar ve önerilerini topluma sunuyorlardı. Bundan daha doğal ne olabilirdi ki.

Çıkar çevreleri, bu ideal sahibi insanların birlikte hareket ettikleri takdirde çıkarlarının bozulacağını görüp bildikleri için her bir kanaat sahibi topluluğun kanaatlerine, düşüncelerine ilişkin bir kulp bulup, toplumu yanıltma ve birbirine düşman etme ve düşürme yollarını arayıp buldular.

12 Mayıs Cemal Gürsel, 12 Mart Balyoz, 12 Eylül Kenan Evren, 28 Şubat 1997 Post modern, 15 Temmuz 1996 Gülen darbe kalkışmalarına geriye dönüp baktıp, bunlar neyin nesiydi diye aklımızın sorgulamasından geçirdiğimizde, kardeşliğimizin en geniş anlamında düşüncelerine vurulmuş prangaları görmemezlikten yok saymaktan vaz mı geçeceğiz?

Bugüne kadar yaşadığımız süreçlerde aklımızın darbelere ait sorgulanmasını yaptığımızda, kardeşliğimize giden yolu aydınlatacağına inanıyorum.