Gelenek ile bugün aynı şiirde buluşuyor
İhsan Ataman’ın şiirlerinde dikkat çeken başka bir özellik de geleneksel şiir dilinin modern insanın duygularıyla buluşmasıdır.
“Dergâh”, “eş’ar”, “heyhat”, “gönül”, “muştu”, “gaipler” gibi kelimeler bizi geçmişten gelen bir şiir damarına götürüyor.
Buna karşılık “suskunluk”, “geçip giden günler”, “karanlık ve daracık yer” gibi ifadeler bugünün insanının yalnızlığını ve iç sıkıntısını taşıyor.
Dolayısıyla Ataman kardeşimizin şiirinde dün ile bugün arasında bir köprü kuruluyor.
Bu köprü, onun şiirinin kendine özgü taraflarından biri olarak değerlendirilebilir.
Mühendislikten şiire uzanan yol
İhsan Ataman’ın hayat hikâyesini şiirlerinden ayrı düşünmemek gerektiği kanaatindeyim.
Harita mühendisliği okumuş, yirmi beş yıl kamu hizmetinde bulunmuş bir insanın dünyasında ölçü, çizgi, yön, mesafe ve düzen vardır.
Şair olduğunda ise harita değişiyor.
Bu kez çizilen şey yollar değil, insanın iç dünyasıdır.
Ölçülen şey mesafeler değil, geçen yıllardır.
Bulunmaya çalışılan yer ise bir şehir değil, insanın kendisidir.
Belki de İhsan Ataman kardeşimiz şiirlerini ilginç kılan yönlerden biri budur:
Mühendis hayatın haritasını çizerken, şair kendi gönlünün haritasını çıkarıyor.
Son söz: Şiir bazen insanın ömrüne yazılır
İhsan Ataman’ın ‘’Gündür Geçer’’ kitabını üç bölümüyle birlikte değerlendirdiğimde karşıma yalnızca şiir yazan bir insan çıkmıyor.
Karşıma; yaşadığı zamanı sorgulayan, kendi içine bakan, yaralarını saklamayan, suskunluklarını şiire dönüştüren ve bütün karanlığa rağmen şafağı bekleyen bir insan çıkıyor.
“Gündür Geçer” bize yarayı gösteriyor.
“Suskunluk” bize söylenemeyeni anlatıyor.
“Dörtlükler” ise karanlığın sonsuz olmadığını söylüyor:
“Şafak sökecek.”
Belki de kitabın bütün sırrı bu üç kelimede saklı.
Çünkü hayat geçiyor.
Günler geçiyor.
İnsan yaşlanıyor.
Bazı şeyler yitiriliyor.
Bazı şiirler yanıyor.
Bazıları suskunlukta kalıyor.
Ama insanın içinde bir ses, bütün bunlara rağmen şöyle diyebiliyor:
“Gün ağaracak.”
İhsan Ataman kardeşimin şiir dünyasında benim gördüğüm en kıymetli taraf da budur:
O, geçmişin acısını inkâr etmeden geleceğin ışığını bekliyor.
Ve belki de gerçek şiir tam burada başlıyor.
Çünkü bazı şiirler kâğıda değil,
insanın ömrüne yazılır.
Bazı umutlar ise gündüzün ortasında değil,
karanlığın içinden beklenir.
İhsan Ataman kardeşimin ‘’Gündür Geçer’’ kitabı bana göre tam da böyle bir bekleyişin, böyle bir ömür muhasebesinin ve böyle bir umudun şiiridir.
“Sevgili İhsan Ataman kardeşim; elinize, gönlünüze ve zihninize sağlık. Siz kendi ruh dünyanızı anlatırken, bize de kendi ruh dünyamızın kapılarını araladınız. ‘Gündür Geçer’le bizi kendi içimizde bir yolculuğa çıkardınız. Bu güzel yolculuk için sizi kutluyor, kaleminizin ve gönlünüzün hep var olmasını diliyorum.”