Bir denizin içinde yaşayan balık örneği, denizi tanımıyoruz. Sorunlarımız gittikçe yığılıyor. Aşmayı bilemiyoruz. Nereye kadar bu sürüp gidecek? Dün eller aya giderken, biz yaya kaldık. Bugün bilgi çağına girmiş ülkeler. Biz bilgisiz mi kalacağız?

Bizim olan insanlarımızla sorunlarımıza sahip çıkmadan, birlikte çözüm bulmadan ne yeni alışkanlıklar kazanır ne de yeni düşünceler üretebiliriz.

Havasını soluduğumuz, kana kana suyunu içtiğimiz, her gün binlerce metre toprağına birlikte bastığımız, giderek daha sık omuz omuza yürüdüğümüz, güzelim Malatya’mız. Gidenlerimiz sana doyamadan gittiler. Bizlerde belki doyamadan gideceğiz. Ya bizden sonrakiler? Her geçen gün kaybolan yeşilin, çirkinleşmeye yüz tutan çehren beni gidenler adına utandırıyor. Gelecekler adına ise kaygılandırıyor.

Teze Camimizin tamda batı karşısında 1945 yılında “Fırat İlkokuluna başladım.” Teze camimizi merkeze aldığımızda beş yüz metrelik bir daire içerisinde bütün ihtiyaçlarımızın, üretimden tüketime sunulduğu bir “Çarşımız” oluşmuştu. Her hemşerimiz evden çıktığında ev halkı nereye gidiyorsunuz dediğinde, hemşeriler olarak ortak kullandığımız “Çarşıya” kelimesi hafızlarımıza nakşedilmişti.

Sonraki yıllarda bundan yüksündük. Hemşerilerimiz olarak ortak bir iddiamız vardı. Bu “TEK MERKEZİLİKTEN” kurtulmak. Ama nasıl? Nasılın cevabını “Ortak Akılla” bir haline yoluna koyamadık. Siyasetçilerimiz olan Belediye Başkanlarımız ve Milletvekillerimiz seçilme derdine düştüklerinde hemşerilerine çözüm önerisi sunmakta, seçildikten sonra yeni bir arayışın içine düştüler. Yeni arayışları “Milletvekilliği” Malatya’dan ve hemşerilerinden giderek onları uzaklaştırdı. Kazandıkları “Bilgi Birikimini” hemşerilerine sunmak yerine, yaban ellerde yaşam kalitelerinin keyfini sürdürmenin yollarının arayışlarının içine düşerek, biz hemşerilerini ve şehirlerini bir daha hatırlamamak üzere unuttular.

Olan oldu. 2023’ün şubat ayının 6’ıncı gününde Malatya’mız büyük deprem felaketi ile yer ile yeksan oldu. O güne kadar seçilmiş olan siyasetçilerimizin Malatya’mıza sahiplenmeleri bir yana yüzlerini de gören olmadı.

Felaketini yaşadığımız Depremle birlikte “Tek Merkezli Çarşımızı” da deprem elimizden aldı. Bir yandan üzülürken, bir yandan da bu “Tek Merkezli Çarşımızdan” kurtulmanın hayalini kurarak bunu fırsata dönüştürmenin yolunu arıyor olduk. Ne bireyselliğimizden hem şahıslar olarak hem de kurumsal olarak meslek örgütlerimiz ve sosyal kuruluşlarımız bir araya gelemeyince, “Tek Merkezli Çarşımız” diye yüksündüğümüz bir de ne bakalım, göz açıp kapanıncaya kadar ‘’Tek Merkezli Çarşımızın’’ deprem felaketi ile “Çarşımıza” birileri farkında olanlar farkında olsak da feryat figan etmemize rağmen onu da elimizden aldılar. Yerine iki yüz elli metre yarı çaplı “Tek Merkezin de Merkezinde Bir Çarşıyı” biz Malatyalılara reva gördüler. Sevgili hemşerilerim görmediysen gidip bir görün. Yalan söylüyorsam Asım Demirkök 87 yaşına girmene şunun şurasında bir ay kaldı yalan söylemeye utanmıyorsunuz diye bu yazımın altına not düşünüz. Düşmüyor beğenmiyorsanız benim bunları yapanlara yakıştırdığım şu sözcüklerle lütfen hitap eder misiniz?

“AYIPTIR YAZIKTIR GÜNAHTIR.” Bu yerin adını bundan böyle ben “TEK MERKEZİN DE TEK MERKEZLİ ÇARŞISI” olarak adını koydum. Koydum ki hemşerilerim bundan böyle evden çıktıklarında ev halkı nereye gidiyorsun dediklerinde Malatya’mıza reva görülen “TEK MERKEZİNDE TEK MERKEZİNE YERLEŞTİRİLEN ÇARŞIYA?”  Diye cevap versinler.    

Bakınız; mimarlar odasınca yayımlanan, “Kültürel Gelişmenin Dünya On Yılı ve Türkiye” adlı kitabın sunuş yazısında Prof. Ruşen Keleş ve Prof. Cevat Geray ortak yazılarında bu konuda neler yazmışlar;

“Oysa kentler, özel kişilerin bencilliklerine terk edilemeyecek kadar değerli ulusal varlıklarımızı barındıran yerleşim yerleridir. Öte yandan, kent ve kentleşme sorunlarına çözüm aramayı, bütünüyle kent yönetiminde görev almış plancı, bürokrat ve siyasal adamlarına bırakmakta en azından iki açıdan yanlış bir yaklaşımdır. Bir kez, o kişilerin kentin asıl sahibi olan halkla yakın bir iletişim kurmadan atacakları her adımın başarısızlığa mahkûm olma olasılığı yüksektir. Halkın kendisi, bu çabalara ve süreçlerine yoğun biçimde katılmalıdır ki, alınan kararlar daha gerçekçi, yanılgı daha az, uygulama şansı daha yüksek olsun. İkincisi ise halkın denetiminden uzak ve ayrıntıları ondan kaçıran bir kentçiliğin, toplum yararı yerine, kişi, küme ve sınıf çıkarlarını ön plana çıkarması tehlikesidir?”

Tehlike kapımızda Malatyalı hemşerilerim farkın damısınız?