“Suskunluk”, bana göre kitabın en önemli anahtar şiirlerinden biridir.
Şair şöyle diyor:
“Yitirmişiz ne varsa...
Toz toprak kalmış geriye,
Bir de kırık dökük mısralar,
En güzel şiirinden şairin...”
Ardından daha da çarpıcı bir söyleyiş geliyor:
“En güzel şiirini gören duyan olmadı
Çünkü şair;
En güzel şiirini
en uzun suskunluğunda yazdı.”
Bu dizeler, Ataman’ın şiir anlayışının özünü anlatan güçlü bir söyleyiş.
Çünkü burada şiir yalnızca kâğıda yazılmış bir metin değildir.
Şiir, aynı zamanda yaşanan hayattır.
İnsanın söyleyemedikleri, içine attıkları, anlatamadıkları, kimseyle paylaşamadıkları da şiirin bir parçasıdır.
Hatta şairin söylediğine göre insanın en güzel şiiri, belki de hiç kimsenin görmediği o uzun suskunluğunda yazılır.
Burada çok önemli bir karşıtlık ortaya çıkıyor:
“Gündür Geçer”de “hepsi benimdir” diyen şair, “Suskunluk’ta “gören duyan olmadı” diyor.
Bir tarafta itiraf vardır.
Diğer tarafta sessizlik.
Bir tarafta söylenen sözler vardır.
Diğer tarafta söylenemeyenler…
Bu nedenle İhsan Ataman kardeşimizin şiirini yalnızca kelimeler üzerinden okumak bana eksik geliyor.
Onu biraz da bir ömrün içinden okumak gerekiyor.
Çünkü insan yaşar, biriktirir ve susar.
Sonra o suskunluk, bir gün şiire dönüşür.
Dörtlükler: Karanlığın içinden doğan umut
Kitabın üçüncü bölümü, yani “Dörtlükler”, önceki iki bölümden sonra okununca çok daha farklı bir anlam kazanıyor.
109. sayfada başlayan bu bölümde yer alan şu dörtlük, kitabın ruhunda önemli bir değişim meydana getiriyor:
“Uğultulu, karanlık ve daracık bir yerden
Geçip de gidiyorum, geçip giden günlerden
‘Şafak sökecek’ diyor, ‘gün ağaracak’ bir ses
Muştu bekler gibiyim çocukça, gaiplerden.”
İlk bölümde yaralanmış bir insan vardı.
İkinci bölümde susan bir insanla karşılaştık.
Üçüncü bölümde ise karanlığın içinden aydınlığı bekleyen bir insan görüyoruz.
“Uğultulu, karanlık ve daracık bir yer…”
Bu sözler insanın hayatındaki sıkışmışlığı çağrıştırıyor.
Fakat Ataman kardeşimiz burada kalmıyor.
“Şafak sökecek.”
“Gün ağaracak.”
İşte kitabın umut kapısı burada açılıyor.
Şair karanlığı görüyor ama karanlığın sonsuz olduğuna inanmıyor.
Bence bunun üzerinde özellikle durmak gerekir.
Çünkü hayatın içinden geçmiş bir insan için umut, gençlikteki kadar kolay söylenen bir kelime değildir. Yaşanmışlıkların içinden süzülmüş bir umudun değeri daha başkadır.
Ataman’ın “çocukça” kelimesini kullanması da ayrıca anlamlı:
“Muştu bekler gibiyim çocukça, gaiplerden.”
Yılların yorduğu insanın içinde hâlâ çocukça bir bekleyiş yaşıyor.
Bir müjde bekliyor.
Nereden geleceği belli olmayan bir ses bekliyor.
Belki gaiplerden…
Belki hayattan…
Belki yarından…
Belki de insanın kendi içindeki yeniden doğuşundan…
Üç bölüm, tek bir yolculuk
Bana göre İhsan Ataman kardeşimizin kitabını üç ayrı bölüm halinde değil, tek bir ruhsal yolculuk olarak okumak daha doğru.
İlk bölümde insan gönlüne dönüyor.
İkinci bölümde kendi içindeki yarayla ve suskunlukla yüzleşiyor.
Üçüncü bölümde ise karanlığın içinden şafağı bekliyor.
Bu yolculuk bana göre şöyle özetlenebilir:
Gönül → yara → suskunluk → bekleyiş → umut.
Bu sözcüklerin içine bakarsak İhsan Ataman kardeşimiz yalnızca suskunluğun şairi değildir.
O, suskunluğun içinden umuda ulaşmaya çalışan bir şairdir.
Bence kitabın asıl güzelliği de burada ortaya çıkıyor.
“Gündür Geçer” yalnızca zamanın geçmesi değildir
Kitabın adına yeniden dönersek…
“Gündür Geçer” bize ilk anda zamanın akıp gittiğini düşündürüyor.
Ama kitabın bütününü okuyunca insan başka bir anlam yakalıyor:
Gün geçer.
Ömür geçer.
İnsan değişir.
Şehirler değişir.
Dostluklar, ayrılıklar, acılar ve sevinçler geride kalır.
Fakat insanın içinde bir şey kalır.
Hatıralar…
Söylenemeyen sözler…
Kırık dökük mısralar…
Ve bütün bunların ardından “şafak sökecek” diyebilen bir umut.
İşte bu nedenle ‘’Gündür Geçer’’ bana göre yalnızca bir şiir kitabının adı değildir.
Bir ömür muhasebesinin cümlesidir.
Gelenek ile bugün aynı şiirde buluşuyor
İhsan Ataman’ın şiirlerinde dikkat çeken başka bir özellik de geleneksel şiir dilinin modern insanın duygularıyla buluşmasıdır.
“Dergâh”, “eş’ar”, “heyhat”, “gönül”, “muştu”, “gaipler” gibi kelimeler bizi geçmişten gelen bir şiir damarına götürüyor.
Buna karşılık “suskunluk”, “geçip giden günler”, “karanlık ve daracık yer” gibi ifadeler bugünün insanının yalnızlığını ve iç sıkıntısını taşıyor.
Dolayısıyla Ataman kardeşimizin şiirinde dün ile bugün arasında bir köprü kuruluyor.
Bu köprü, onun şiirinin kendine özgü taraflarından biri olarak değerlendirilebilir.
Mühendislikten şiire uzanan yol
İhsan Ataman’ın hayat hikâyesini şiirlerinden ayrı düşünmemek gerektiği kanaatindeyim.
Harita mühendisliği okumuş, yirmi beş yıl kamu hizmetinde bulunmuş bir insanın dünyasında ölçü, çizgi, yön, mesafe ve düzen vardır.
Şair olduğunda ise harita değişiyor.
Bu kez çizilen şey yollar değil, insanın iç dünyasıdır.
Ölçülen şey mesafeler değil, geçen yıllardır.
Bulunmaya çalışılan yer ise bir şehir değil, insanın kendisidir.
Belki de İhsan Ataman kardeşimiz şiirlerini ilginç kılan yönlerden biri budur:
Mühendis hayatın haritasını çizerken, şair kendi gönlünün haritasını çıkarıyor.
Son söz: Şiir bazen insanın ömrüne yazılır
İhsan Ataman’ın ‘’Gündür Geçer’’ kitabını üç bölümüyle birlikte değerlendirdiğimde karşıma yalnızca şiir yazan bir insan çıkmıyor.
Karşıma; yaşadığı zamanı sorgulayan, kendi içine bakan, yaralarını saklamayan, suskunluklarını şiire dönüştüren ve bütün karanlığa rağmen şafağı bekleyen bir insan çıkıyor.
“Gündür Geçer” bize yarayı gösteriyor.
“Suskunluk” bize söylenemeyeni anlatıyor.
“Dörtlükler” ise karanlığın sonsuz olmadığını söylüyor:
“Şafak sökecek.”
Belki de kitabın bütün sırrı bu üç kelimede saklı.
Çünkü hayat geçiyor.
Günler geçiyor.
İnsan yaşlanıyor.
Bazı şeyler yitiriliyor.
Bazı şiirler yanıyor.
Bazıları suskunlukta kalıyor.
Ama insanın içinde bir ses, bütün bunlara rağmen şöyle diyebiliyor:
“Gün ağaracak.”
İhsan Ataman kardeşimin şiir dünyasında benim gördüğüm en kıymetli taraf da budur:
O, geçmişin acısını inkâr etmeden geleceğin ışığını bekliyor.
Ve belki de gerçek şiir tam burada başlıyor.
Çünkü bazı şiirler kâğıda değil,
insanın ömrüne yazılır.
Bazı umutlar ise gündüzün ortasında değil,
karanlığın içinden beklenir.
İhsan Ataman kardeşimin ‘’Gündür Geçer’’ kitabı bana göre tam da böyle bir bekleyişin, böyle bir ömür muhasebesinin ve böyle bir umudun şiiridir.
“Sevgili İhsan Ataman kardeşim; elinize, gönlünüze ve zihninize sağlık. Siz kendi ruh dünyanızı anlatırken, bize de kendi ruh dünyamızın kapılarını araladınız. ‘Gündür Geçer’le bizi kendi içimizde bir yolculuğa çıkardınız. Bu güzel yolculuk için sizi kutluyor, kaleminizin ve gönlünüzün hep var olmasını diliyorum.”