Dan Brown’un Sırların Sırrı kitabını elime alıp okumam epeyi uzunca bir süreyi buldu. Okuması o kadar zor, o kadar de zihinsel melekenize sürekli dünce dünyanıza seslenişiyle, zihninizi yeniden canlı kılarak, okumanızı canlı tutuyor. Benim zihnimi canlı tutan bu eseri okurlarımla paylaşamazlık edemezdim. Bu aynı zamanda düşünceme çağrı yapan Malatya 5. İşletme Baş Müdürlüğünü yapan Değerli kardeşim İhsan Ataman’ın bu kitabı önermesi ve bir köşe yazısı içerisinde açıklama yapmam, dileğiydi. Kendilerine beni yeni bir zihinsel yolculuğuma sevk etmesi, aynı zamanda düşüncelerimin ‘Sırların Sırrı’ kitabını anlamaya, anlamlandırmaya teşvik ettiği için ayrıca kendilerine teşekkür ediyor ve saygılarımı sunuyorum.
Aslında kitap, insanlık tarihinin kadim sorularına gönderme yapan bir ‘bilinç yolculuğunu’ bizlere anlatır. ‘Sırların Sırrı’ kitabına bu satırlarımın arasında birlikte bir yolculuğa çıkalım mı ne dersiniz? Hadi öyleyse başlayalım:
Biz kimiz? Ne kadar güçlüyüz? Zihnimizin sınırı var mı? Brown, bu sorulara yanıt ararken ‘semboller, felsefe, bilim ve din arasında büyük bir köprü kurar.’ Onun satır aralarında en çok vurguladığı gerçek, ‘insanın kendi içinde taşıdığı muazzam potansiyeldir.’
Kitabın ana fikri bize ne söylüyor? Gerçek ‘sır,’ insandır. ‘İnsan zihni evrendeki en yaratıcı ve dönüştürücü güçtür.’ Böyle olduğu için günümüzde ‘Yapay Zeka-Robot,’ kullandığımız en basitinden en karmaşık araçların içine girdi. Çamaşır, bulaşık makinesi, Buzdolabı, televizyon, bilgisayar, telefonlar. Ya uçaklar, gemiler, denizaltılar. Sağlıkta insan hastalıklarının şifresini çözen kim? ‘İnsan Zekası.’ Bilimsel ilerlemeler, kadim ‘öğretiler’ ve tarihsel ‘semboller,’ bu gerçeğin yüzyıllardır farklı dillerde ‘tekrarlanmış halidir.’ Fakat ‘bu sır,’ kimileri tarafından korunmuş, kimileri tarafından da korkuyla saklanmıştır. Çünkü ‘‘bilginin gücü, her çağda toplumları değiştiren en büyük etkendir.’
Brown’un anlatısı, dışarıda aradığımız mucizelerin aslında ‘içimizde olduğunu’ söyler. Tapınakların taşlarında değil, ritüellerin kalıplarında değil; ‘insanın düşünme, yaratma ve sezme yeteneğinde saklıdır.’ Gerçek güç. ‘İnsan düşündüğü şeyin ta kendisi olur’ sözü, ‘Zihin neyin üzerine yoğunlaşırsa, insanın yolculuğu o yöne evrilir.’
Brown’a göre sırlar, aslında gizlenmez; anlamaya ‘hazır olana’ kendini gösterir. ‘Bilgi, insanı özgürleştirir; korku ise esir eder.’ Bu nedenle kitap, okura ‘hem zihinsel özgürlüğün’ hem de ‘ruhsal cesaretin’ önemini hatırlatır. Sonuç olarak Sırların Sırrı, okura şu mesajı verir: ‘Kendine dön.
Kendine dön. ‘İçindeki gücü fark et.’ Bilginin ışığını takip et. ‘Çünkü en büyük sır, sensin.’
‘Bazı kitaplar vardır, sadece okunmak için değil; ‘insanın içindeki bir kapıyı aralamak için yazılmıştır. İnsan ‘büyük bir güce sahip.’
Biz çoğu zaman mucizeleri uzaklarda ararız. Göğe bakarız, kutsal mekânlara gideriz, sembollerin peşinden koşarız… Ama Brown’ın cümleleri kulağımıza eğilip şöyle fısıldar:
‘Gerçek tapınak insanın kendisidir.’
Belki de yıllar boyunca unuttuğumuz şey tam da budur. İçinde taşıdığı gücü unutan insan, ‘dışarıya muhtaç olur.’ Oysa ‘düşüncenin, sezginin, yaratıcılığın ve bilincin her biri ayrı bir mucize değil midir?’
Kitap bize diyor ki: ‘Sırlar aslında sır değil; onları görmeye hazır olmadığımız için fark etmeyiz.’ İnsan, zihninin kapılarını açmaya cesaret ettiği anda, içinde saklı duran o büyük potansiyeli keşfetmeye başlıyor. Bir diğer güzel mesaj da şu: Bilgi, insanı özgürleştirir.
Bu çağda ‘bilgi’ kimseden saklanmıyor; tam tersine herkesin önünde duruyor. Önemli olan ‘aramak, sormak, sorgulamak…’ Çünkü güç, soru sormaktan yana olanın elinde. Ve belki
“İnsan düşündüğü şeye dönüşür. ‘Umutla, bilgiyle, cesaretle beslersek;’ hayat aydınlanır.
Dan Brown bu kitapla bize dışarıda aradığımız tüm sırlardan daha büyük bir gerçeği hatırlatır.
‘Asıl sır kendimiziz. İçimizdeki güç, sandığımızdan çok daha büyük.”