Nisan ayındaki kar yağışı ve soğuk havanın etkisiyle yaşanan zirai dondan başta kaysımız olmak üzere üzüm, incir, elma,erik, kiraz, vişne, fındık, ceviz, badem, şeftali, Trabzon hurması gibi ürünler 36 ilimizi de etkisi altına aldı ve üreticilerimizi zor günler bekliyor.

Üreticilerimiz her yıl ürünlerinde farklı sıkıntı yaşıyorlar ve her defasında da sorunlarının çözümünü yanlış yerde arıyorlar.

Geçtiğimiz yıllarda da don nedenleriyle, yada Kaysı Birliğinin yanlış ellerde yönetilmesi nedeniyle her zaman Malatya Kaysı ve tarım ürünleri bir vesile  üreticisini üzmüş, üreticilerimiz tarımla ilgilenen hemşerilerimiz sorunlarının çözümünü  hep yanlış yerde aramışlardır. yaşı kemale ermiş olanlar bunun şahidi olmuşlardı. 1960’lı yıllarda Malatya’mız ABD’nin dünyaca ünlü markası  Chevrolet araba bolluğunu yaşamıştır. O yıllar haşaş ekiminin Malatya’da serbest olduğu yıllar. Hemşerilerimiz haşaşın elde edildiğinin bir kısmını tekel idaresine teslim edip bir kısmınıda daha yüksek fiyatla Van ilimize kaçak yolla gönderilme yolunu bu raçlarlarla bulmuşlardır. Haşaş ekimi ilimiz dahil bir çok ilde yasaklanınca üreticilerimiz yine hüsrana uğramışlardır. Bu tütünde pamuk üretiminde de hemşerilerimi bu üzüntüyü hep yaşamışlardır.

Tarım ürünlerinde Malatya’mız ve üreticileri her yaşadıkları olaydan kurtulmanın yolunun siyasiler devreye sokarak ‘devletten’  bir miktar para alma kolaycılığını yolunu tercih etmiş sorunlarının kaynağına ne siyasiler ne üreticiler girme cesaretini gösterememişlerdir. Hep çözümü tekil üründe aramış o tekil ürünün çerçevesinde soruna bakmışlardır. Sorunlar da birikmiş de birikmiş, ne ‘devlet’ ne de ‘tarım üreticisi’ üstesinden gelememiş ve ‘Tarım Sorunu’ göz ardı edilmiştir.

Ancak yıllar önce Malatya’mız ‘Tarım Sorunun’ çözümüne ilişkin görüşümüzü bir kez daha gündeme getirerek, dillendirerek bu görüşümün sevgili hemşerilerimle ve değerli okurlarımızla  tartışılması için sizlerin görüşlerine sunuyorum  

Küreselleşme – Malatya – Kayısı

Küreselleşmeye ilişkin okuduklarımı, yani kitabi ve ansiklopedik bilgilerimi bir yana bırakıp önemli olan yana, kendime bakıyorum.

Küreselleşme bende hangi anlayışı doğurmuş? Yanlış – doğru ben nasıl görüyorum, tartışılır. Asıl olan bu değil mi? Küreselleşme; her olgudaki gelişmelerin, değişimlerin, olumlu – olumsuz, sınır tanımadan evrenin en ücra köşesine kadar genişleyerek ve derinleşerek kendini hissettirmesi. Kentimizde; kendini her konuda yetkinleştirmek isteyen her birey ya da kurum; dünyada, Türkiye’de ve Malatya’daki gelişmeleri bilgisayardaki internet sayfalarında gezinerek izleyebilir. Bilgi ve iletişimde ki bu sınır tanımazlık değişim, bir olgu. İsterseniz karşı çıkabilirsiniz! Görmezlikten gelebilirsiniz de! Ama onun varlığını yok edemez ve engelleyemezsiniz. Ancak; dünyaya yeni bilgilerinizle, yeni görüşünüzle, anlayış ve yaratıcılığınızla katılabilirsiniz. O da sizin bilgi, buluş ve yaratıcılığınızın, dünyadaki bilgi ve buluşlara birey ya da ülke olarak katkı sürecinizle doğru orantılıdır. Katılırsanız değiştirirsiniz. Katılmadan değiştiremezsiniz. Bundan böyle dünyadaki gelişmelere, oluşumlara katılmadan değiştiremediğiniz gibi her olumlu ya da olumsuz olgunun peşinden sürüklenerek gidersiniz.

Gelelim “KAYSIMIZA.’’ Küreselleşme ile kayısının ne ilgisi var diyenler çıkabilir. Çıkacaktır da. Çok kaba hatlarıyla sanayi devrimiyle birlikte “üretim” hem “bilgi birikimi” anlamında, hem “üretim araçları” anlamında, hem de düşünce dünyasını geliştirerek büyüdü. Giderek üretim-tüketim zinciri (Mal, hizmet bilgi bazında) kalite, uzmanlık, verimlilik ve üretkenlik üzerinden dünyadaki yerini almaya başladı. Bu ’’TARIMDA’’tarımda da kendini gösterdi. Artık bireysel küçük üretim yapanlar, binlerce dönümde ifadesini bulan, bilgiyle donanımlı, makineli, uzmanlaşmış tarıma yerini bırakmak zorunda kaldı. Havadan yağmur, topraktan bereket bekleyişi yerini; hava koşullarını doğru saptayan, yağmur yağmasına bağlı kalmadan, sulama kanallarını geliştiren verimliliğe dayalı bitki türlerini araştırıp ona yön verme bakışı dünyada egemen olmaya başladı. Böyle bir dünyada siz hala, ‘’üçer-beşer’’ dönümlük kayısı bahçelerinden 70 – 80 binleri bulan aile işletmeleri ile 300 bin nüfusumuzun kayısı ile uğraşmasını göz ardı ederek, hem de devletten destek anlayışı ile kayısımıza çözüm arıyorsanız, boşuna heveslenmeyin! Bu anlayışla zar zor birkaç yıl daha dayanabilirsiniz. Her kafadan bir ses, her sesten kayısının kurtuluşuna yönelik kafa karışıklığı devam ettiği sürece, yok yaş sattık, yok kuru sattık satacağız diye diye daha çok avunuruz…

Bana Malatya’da toplu tarıma ‘’TOPRAKTA TOPLULAŞTIRMAYA’’ geçmeden, üç –beş dönüm yerine, üç-beş bin dönümde kayısı üretimini nasıl gerçekleştirebilirizi, 70–80 bin aile ile 300 bini bulan kayısı üreticisi hemşerilerimizin yerine “ÇİFTÇİ BİRLİKLERİNİ” koymayı düşünmeden, ekimden ihracata kadarki oluşan süreçlerde bilgi teknolojisine on yıl içerisinde insanımızla birlikte nasıl geçeriz, kayısı üreticisi fazlalığını nerede, nasıl istihdam edeceğimizi planlamadan, yok “entegre”! Yok, “sektörel dış ticaret”! vurgusundan hala daha neyi anlayıp anlayamadığımızı tartışıp duralım. Ne de olsa on yıl sonra bilgiyle donanmış dünya kayısı üretimi acı olsa da bize bunları anlatacaktır. Yaşamın gerçekleri bugün tütün – şeker üreticisini yüzümüze fırlattığı gibi, gelecekte yüz binlerce kayısı üreticisi hemşerimizi çoluk – çocuklarıyla kentimizin sokaklarına bıraktığı zaman, aklımız başımıza gelir mi diye düşünmekten de kendimi alamıyorum.