Bu köşe yazım 19 Eylül 2011 tarihinde Malatya Hakimiyet gazetesinde yayınlandı. Evet o günkü köşe yazımı noktası virgülüne kadar ne bir eksiklik ne bir fazlalık eklemeden tekrar hemşerilerimin bu köşe yazımı okumalarını ve geçmiş düşüncelerinin ve düşüncelerimizin bugünle muhasebesini yaparak bir düşünce sistematiğini yapmak için bu yazımı bir fırsat olarak gördüğümü söylemek istiyorum.
Köşe yazıma geçmeden önce Bu köşe yazımın 2011 yılında yazımın yayınlandığı Hakimiyet ve bu günde tekrar yayınlanan Sonmanşet gazetesi sahipliğini ve yöneticiliğini yapan Kemal Deniz kardeşimden söz etmek istiyorum. 25 yıldan beri dostluğumuzun ve kardeşliğimizin hem yönettiği ve sahip olduğu gazetelerde yayınlanmasına, aynı tarihleri itibariyle televizyonlarda düşünce ve fikir istişarelerini her şeye, her düşünce sahiplerinin itirazlarını bizzat bana ve Kemal Deniz kardeşime şu söylemleri iletmelerine; ‘Asım Kemal Deniz Mehape’li ve Faşist’, Kemal Deniz kardeşime de ‘Asım SHP’li solcu ve komünist’ diyerek aramıza çeşitli kanallardan nifak tohumları ekmeye çalışanların nifaklarını birlikte bertaraf etmesini bildik.
Yukarıda 19 Eylül 2011 tarihinde başlığını size sunduğum yazımı Hakimiyet gazetesi sorumlu müdürü Erol Kurhan Kardeşime ve Gazete sahibi Kemal Deniz kardeşime ilettiğimde en ufak tereddüt göstermeden yazımı olduğu gibi yayınlamaları olgunluklarının, demokratlıklarının ve düşünce ve her türlü fikre karşı açık olduklarının bir göstergesi olara tarihe bir not düşerek kendilerine teşekkür etmek istiyor ve 19 Eylül 2011 Tarihli köşe yazımı bu kez de yeniden Sonmanşet gazetesinde yayınlıyorum
‘’PKK SİLAHINI BIRAKMALI VE DEVLET DE SİLAHINI SUSTURMALI VE AFFETMELİ
Yeter artık yeter. Dayanamıyorum. Feryat ediyorum. Bu güzel yurdumun her boydan, her soydan, her renkten, her inançtan, her yaştan, güzel mi güzel insanları; çocuklarım, evlatlarım,torunlarım, kızlarım, bacılarım, analarım hem ölüyor hem de yıllardır ağıt yakıyor. Niye, niye diye bağırmak haykırmak geliyor içimden. Hem içimden, hem de buradan bu sütunlardan bağırıyorum ve haykırıyorum. Her boydan, her soydan, her renkten, her inançtan her yaştan insanlarımızla yüzyıl öncesinde, milyonlarca kilometre kare topraklarda birlikte yaşarken, dünyayla bir kapışmaya sürüklediler bizi. Daha özgür daha bağımsız; dilimizi, inançlarımızı, kültürümüzü kimselere minnet etmeden ve her boydan, her soydan, her renkten, her inançtan, her yaştan, insanlarımızla birlikte dünyayla kavgaya girdik.
Dünyanın elinden milyonlarca kilometre kare topraklarımızdan, yalınızca 776 bin kilometre kare toprağını; bu topraklara hep beraber, 4-5 bin insanımızı kaybederek şehit vererek ancak sahip olabildik. Ya şimdi? 25 yıldır 50 binden fazla insanımızı bu topraklara göz göre göre yatırmadık mı? Binlercesi yerinden yurdundan toprağından koparılmadı mı?
Dünyaya bir bakalım. Bu dünya eski bir dünya mı?
1-Bu dünya artık iki kutuplu değil. 2. Bu dünya artık tek kutuplu değil. 3-Bu dünyanın artik bir merkezi yok. 4-Bu dünyada her an, her zaman diliminde merkez bir yere kayıyor ve dünya oraya yöneliyor. 5- Hiçbir ülke dünyada artık savaşa ve barışa tek başına karar veremiyor. 6- Dünün iki kutuplu ya da tek kutuplu kurumları çatırdıyor. 7-Dünyanın ekonomik kararlarını veren güç merkezlerinin yerleri her an değişiyor. İMF şaşırmış, ekonomik güç merkezi olmaktan hızla uzaklaşıyor. 8- Birleşmişmilletler sorgulanmaya başlanmış, yakın bir gelecekte dünya sorunlarının çözümünde Birleşmişmilletler ve orada rol alan baş aktörleri değişmek zorunda kalacaklardır. 9- Giderek karmaşıklaşan dünya sorunlarının çözümünde yeni aktörler çıkarak, kurumlarını da yaratacaklardır.10- Ortadoğu da yaşananlar; zamanın en yakın, en çarpıcı, en somut tanığıdır. 11- Her gün her şey yeni şeylere gebe ve yeni şeyler oluyor. Bunları bırakın bizlerin çözmesi; dünya entelektüelleri ve her türlü bilgilere sahip olan ülkelerin devletleri dahi şaşırmış, bir gün aldıkları kararları, ertesi gün değiştirmek zorunda kalıyorlar. 12- Dünyada olup bitenlere vuran dalga ne? Dünyadaki ‘Üretim Güçlerindeki’ sürekli durmadan ilerleyen hızlı ivme. Bu öyle bir ivme ki: a) Yüz milyon yıl süren İnsanlaşma süreci. b) On binlerce Klan yani aşiret dönemi. c) On bin yıl süren Tarım toplumu. d) Dört yüz yıl süren Sanayi toplumundan sonra; e) Şimdi Bilgi Çağına girdik.
İnsanlık tarihi öyle bir aşamaya geldi ki; Doğa üzerindeki kontrolü her gün her an artıyor. Her an her şey bilginin değişim hızının karesine orantılı olarak değişiyor, yer değiştiriyor. Değişmek zorunda kalıyor. Peki bu yeni dönem, bu yeni çağ neyi ifade ediyor?
Bu çağda insanlık ve bilim ; silahla sorun çözülsün istemiyor. Ayan beyan her şey açık olmalı. Bilginin kendisi açık. Açık olmak zorunda. Bilimin gerçekliğinin var olma koşulu bunu zorunlu kılıyor. Bu nedenle bilginin yarattığı ortam saf, açık temiz olmalı. Yoksa bilginin somut gerçekliği varlığı ortaya çıkmaz. Bu nedenle de, bilginin küresel dünyası, dünyaya yayıldıkça, yayıldığı alanlarda kirliliği kirli ilişkileri yerinde bırakmıyor. Kendisinin girebilmesi için bu bir zorunluluk halini alıyor. Girdiği yeri de, bu nedenle olduğu gibi bırakmıyor, aydınlığa çıkarıyor. Açıkçası ‘Üretim İlişkileri de’ değişiyor. Değişmek zorunda.Geçmişin üst yapı kurumları olan devlet, partiler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, bizler paradigmalarımızla birlikte değişmek zorundayız. Bir gün değişeceğiz. Geçmişte tarih nasıl her şeyi yerli yerine oturttuysa, bugün bizler onları görüp çekilen acıları hayıflanıyor, güzelliklerine sahip çıkıyorsak, yarın bugüne bakanlarda, tarihin bizleri yerli yerine oturduğunu göreceklerdir.. Bizler göremeyeceğiz. Ama acılarını yaşayarak gideceğiz. Dün gidenlerin olduğu gibi.
Gelin acılarımızı yarınlara taşımayalım.. Tarihe bırakmayalım. Artık yaşlandım 73 yaşındayım. Şunun şurasında ne kadar ömrüm kaldı ki! Kardeşin kardeşi toprağa sermesine ve topraktan sedâsına, acılarına, feryatlarına figanlarına dayanamıyorum. Televizyonlara bakmak, gazete sayfalarını açmak istemiyorum.Var olan bütün gücümle; Değerli Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’e, Sayın Başbakanımız Recep Tayip Erdoğan’a Ana Muhalefetin, Muhalefetin demokrasimizin vazgeçilme unsurları olan siyasi partilerimizin değerli başkanlarına: Her boydan, her soydan, her renkten insanlarımızla birlikte mücadele ederek toprağa serdiğimiz insanlarımızla kazandığımız 776 bin kilometre kare vatan toprağında geleceğe güvenle birlikte bakabilmek için; kurulurken birlikte inşa ettiğimiz parlamentomuzda yeniden buluşarak, yeni bir sözleşme ile ortak evimiz olan yurdumuzu birlikte düzenleyelim. Parlamentomuzun yeni seçilen değerli saygın üyeleri, elinizi çabuk tutunuz. Ne olursunuz yalvarıyorum ve buradan sizlere sesleniyorum. 550’nizi de bu yurdumun güzel insanları, sorunlarını çözmeniz için o yüce meclise gönderdi. Akan bu kardeş kanının daha büyük acılara meydan vermemesi için ortak bir çağrı yapınız. Silahlar sussun deyiniz. Hep birlikte sizlere de var gücümle seslenmek ve sesimi duyurmak istiyorum. PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan ve Kandildeki PKK’nın yöneticisi Murat Karayılan:; bunca acıları birlikte yaşadık. Daha ne kadar yaşayacağız. Gelin silahları susturun ortak acılarımız dinsin. Yukarıda uzun uzun yazdım. Bir daha yenilemek istemiyorum. Sizler benden daha iyi bilirsiniz. Dünyanın geldiği bu aşamada silahla bir yere varılamayacaktır. Varılamaz da. Silahları bırakın ve ortak parlamentomuza dönün. Yönelin.
Sevgili vatandaşlarım, sevgili okurlarım, sevgili hemşerilerim, gelin bu ortak slagonu hep birlikte silahlar susup, ortak acılarımız sona erinceye kadar hep beraber haykıralım.
PKK silahlarınızı bırakmalısınız. Yüzünüzü siyasete , sivil demokratik hayata yöneltmelisiniz. Devlet siz de sen de silahları susturmalı ve affetmelisiniz.’’