Yaşanmışlıklarımız ne bir günlük ne de bir yıllıktır. İnsan, o güne kadar biriktirdikleriyle bir bütündür. İşte o biriktirdiklerimizle attığımız adımlar, yürüdüğümüz yollar bizim yol haritamızdır. Bir bakıma bizim ‘habitusumuzdur.’

Attığımız her adım, yürüdüğümüz her yol elbette bizi bir yerlere taşır. İlk yola çıktığımızda doğru adım atmamıza, doğru yolda yürümemize ilk dokunuşu kim yapmışsa; sonrasında da mutlaka birileri o dokunuşları çoğaltarak yolumuza ışık tutmuştur.

Benim ilk adımımı atmamı, doğru yolda yürümemi sağlayan o ilk dokunuş ise ‘İsmetiye Mahallemizin,’ küçüklerin ‘Azet abla,’ büyüklerin ‘Azet bacı’ diye seslendikleri rahmetli ‘Anam oldu.’

Rahmetli Anamın Türkçe okuyup yazması yoktu. Eskilerin deyimiyle ‘ümmiydi.’ Ama Kur’an’ı içinden okur, okuduklarını hayatına yansıtırdı. Attığı adımlarla, yürüdüğü yoldaki sebatıyla ve kulağıma üflediği sözlerle kendi yolunda yürüdü; bana da o yolda yürümeyi öğretti.

‘Doğru ol; doğru duvar yıkılmaz. Yalan söyleme, yalana tevessül etme. Aman ha aman oğlum Asım, AR damarın, HAYÂ damarın çatlamasın.’ derdi.

Sıkıntılı günlerimizde ise:
‘Oğlum Asım, gün doğmadan neler neler doğar.’ diyerek ‘sabrı ve direnci’ üzerime bir elbise gibi giydirirdi.

Analarımız, kadim kültürümüzün o ‘anonim’ sözlerini bize giydirdiler. Bizi çıplak bırakmadılar. Kolay düşmedi o sözler dilimize.

‘Ana gibi yar olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz.’ dediler.

Bağdat’ı tarumar ettiler; ama biz analarımızı tarumar etmeyelim, ettirmeyelim.
Çünkü ‘Analar çökerse insanın üstündeki dam da çöker.’

Bu yolda yürürken yolum uzun sürdü.

Ve bir gün Anamı rahmete uğurladık.

Sonrası mı?

Bu kez ara sıra sapmalarıma ince dokunuşlarıyla yön veren; çocuklarımın Anası, torunlarımın babaannesi, sevgili hayat arkadaşım Vasfiye Demirkök yol arkadaşım oldu.

Hayat yolunda gâh ben onu, gâh o beni omuzladı.
Yarım asrı aşan ‘hayat yükünü’ birlikte ‘taşınır hâle getirdik.’

Ellerimizin üstüne çocuklarımızı, onların üstüne torunlarımızı oturttuk.
Ve biz bir ‘AİLE’ olduk. Belki de hayatı güzel kılan tam da bu ‘ortak yürüyüşümüzdür.’

Bu uzun yolculukta gördüklerim, okuduklarım, düşündüklerim yazıya dönüştü.
Yollara döküldü. ‘İz oldu.’

Ne olur kızmayın o yazılara…
Kolay dökülmedi onlar.

Gecenin ‘zifiri karanlığında yoğruldu,’ sabahın şafağında ‘aydınlanarak kâğıda düştü.’

İşte beni 88 yaşıma taşıyan ‘iki muhteşem kadının’ ince dokunuşları, hayat yolumun hem ‘izi hem de pusulası’ oldu.

Analar anılır. Çünkü analar önce insandır, sonra kadındır. Ve insanı insan yapan en büyük ‘hakikatlerden’ biridir.

Mevlânâ Hazretlerinin dediği gibi:
‘Anne, sanki yaratılmış değil de yaratıcı gibidir.’

Peygamber Efendimiz ise:
‘Cennet anaların ayakları altındadır.’ buyurur.

Eş ise yârdır.
Yâr sevgilidir, sevendir.
‘Yâr, yârendir.’

Yâren ise yakındır, ‘arkadaştır, dosttur.’

Ve insan…
‘Ancak dostuyla tamamlanır.’