Hayatta bazı değerler vardır ki insan onları çoğu zaman yanı başındayken fark edemez. Varlığına alışır, sevgisini sıradan sanır, fedakârlığını görev bilir. Oysa gün gelir, insan anlar ki dünyada hiçbir sevgi annenin sevgisiyle aynı değildir. Çünkü anne olmak yalnızca bir çocuğu dünyaya getirmek değil; bir ömrü sevgisiyle, duasıyla, sabrıyla ve fedakârlığıyla büyütmektir. Annelik, dünyanın en özel duygularından biridir. Her kadının hayatı farklıdır, her insanın yolu başkadır. Anne olmak isteyen ama olamayan kadınlar vardır; evlat edinerek anneliği yüreğinde büyütenler, bir çocuğun hayatına sevgiyle dokunarak anne şefkati gösterenler vardır. Bu nedenle anneliği yalnızca biyolojik bir bağla açıklamak eksik kalır. Annelik, yüreğinde bir evlada yer açabilmek, onun acısını kendi acısı bilmek, mutluluğuyla mutlu olmak ve karşılık beklemeden sevebilmektir. Evet, annelik kutsaldır. Ancak bu kutsallık, anneliğin herkese aynı şekilde nasip olmadığı gerçeğini de unutmadan anlaşılmalıdır. Anne olamayan bir kadının eksik olduğu düşünülemez. Çünkü insanın değeri, anne olup olmamasıyla ölçülmez. Her kadının kendine ait bir hikâyesi, içinde taşıdığı bir mücadelesi ve kimsenin bilmediği bir hüznü olabilir. Bu yüzden anneliği yüceltirken anne olamayanları incitmemek, anneliğin kıymetini anlatırken başka hayatların duygularını da gözetmek gerekir. Peki, annelerimizin kıymetini ne kadar biliyoruz? Bizi geceler boyunca uykusuz bırakan, hastalandığımızda başımızdan ayrılmayan, düştüğümüzde elimizden tutan, kimseye anlatamadığımız dertlerimizi bir bakışımızdan anlayan annelerimizin hakkını gerçekten ödeyebilir miyiz? Belki hayır. Ama onların gönlünü hoş tutmak, sevgimizi göstermek ve yanlarında olduğumuzu hissettirmek bizim elimizdedir. Ne yazık ki çoğu zaman annelerimizin değerini anlamak için bir hastalık, bir uzaklık ya da bir kayıp yaşamamız gerekiyor. Yanımızdayken aramaya üşendiğimiz annemizi, sesini duymak için dünyaları vereceğimiz günler olabileceğini unutuyoruz. Bir telefon açmayı, hâlini hatırını sormayı, elini öpmeyi erteliyoruz. Oysa annelerimizin bizden beklediği çoğu zaman büyük hediyeler değil; içten bir söz, samimi bir sarılma ve hatırlandıklarını bilmektir. Bir annenin yüreği, evladı kaç yaşına gelirse gelsin onun için aynı endişeyle çarpar. Biz büyüdüğümüzü düşünürüz ama annelerimizin gözünde çoğu zaman hâlâ korunmaya muhtaç bir çocuğuzdur. Başımız ağrısa üzülür, yolumuz uzasa merak eder, sesimizdeki en küçük değişikliği bile fark ederler. Çünkü anne sevgisi, takvim yapraklarıyla eskimeyen, mesafelerle azalmayan bir sevgidir. Elbette her anne kusursuz değildir, her anne-evlat ilişkisi de aynı değildir. Bazı insanlar anneleriyle güzel anılar biriktirirken bazıları kırgınlıklar ve zor deneyimler taşır. Bu gerçeği de görmezden gelmemek gerekir. Ancak anneliğin özünde bulunan şefkatin, emeğin ve karşılıksız sevginin kıymetini bilmek; hayatımızdaki değerli insanlara hak ettikleri saygıyı göstermek hepimizin sorumluluğudur. Unutmayalım ki annelerimizin de bir ömrü, hayalleri, yorulan bedenleri ve anlaşılmayı bekleyen kalpleri var. Onlar yalnızca bizim annemiz değil; kendi umutları, özlemleri ve duyguları olan birer insan. Her zaman güçlü görünmek zorunda değiller. Bazen onların da bir omuza, güzel bir söze, anlaşılmaya ve dinlenmeye ihtiyacı var. Annelerimizin kıymetini hayattayken bilelim. Bir gün söylemek isteyip söyleyemediğimiz sözler, sarılmak isteyip sarılamadığımız kollar, ertelediğimiz ziyaretler içimizde bir ömürlük özleme dönüşmesin. Çünkü bazı sevgilerin telafisi olmaz. Bazı sesler bir kez sustuğunda insanın içinde kocaman bir boşluk bırakır. İnsan, annesinin duasını, sıcaklığını, sesini ve varlığını özlediğinde anlar: Dünyanın bütün zenginlikleri bir annenin içten duasının, bütün kalabalıklar bir annenin sıcak sarılışının yerini tutamaz. Anneler başımızın tacı, gönlümüzün sığınağıdır. Onlara sevgimizi yalnızca özel günlerde değil, hayatın her gününde gösterelim. Çünkü annelik kutsal bir emek, anne sevgisi paha biçilmez bir hazinedir. Bu hazinenin değerini kaybetmeden bilelim.