Hayat… Kimi zaman yüzümüze kocaman bir gülümseme bırakıyor, kimi zaman da hiç beklemediğimiz bir anda önümüze ağır sınavlar çıkarıyor. Bir gün umutla uyanıyor, başka bir gün yaşadığımız bir olayın ağırlığıyla güne devam etmekte zorlanıyoruz. Fakat hayatın bize öğrettiği önemli bir gerçek var: Her şeyi değiştiremeyiz ama yaşadıklarımıza bakışımızı değiştirebiliriz. İşte hayata pozitif bakmak tam da burada başlıyor.

Pozitif olmak, sürekli gülmek ya da her şey yolundaymış gibi davranmak değildir. Yaşadığımız sıkıntıları görmezden gelmek hiç değildir. Pozitif olmak; hayatın zor taraflarını kabul ederken, güzel taraflarını da görebilmektir. Çünkü hayat hiçbir zaman kusursuz olmayacak. Planlarımız bozulacak, bazı insanlarla yollarımız ayrılacak, istediğimiz her şey gerçekleşmeyecek. Önemli olan, yaşadığımız olumsuzlukların bütün hayatımızı ele geçirmesine izin vermemektir.

İnsan neye odaklanırsa onu büyütüyor. Sürekli eksiklerimize bakarsak elimizdekilerin kıymetini unutuyoruz. Geçmişte yaşadığımız kırgınlıkları düşündükçe bugünün güzelliklerini kaçırıyoruz. Başkalarının hayatıyla kendi hayatımızı kıyasladığımızda ise sahip olduklarımız bize yetersiz görünmeye başlıyor. Oysa biraz durup nefes aldığımızda hayatın hâlâ devam ettiğini görüyoruz. Güneş doğuyor, çocuklar gülüyor, sevdiklerimiz yanımızda, soframızda ekmek var, dostlarımız hâlâ bir telefon kadar yakınımızda. Bütün bunlar aslında hayatın bize verdiği büyük hediyeler.

Biz çoğu zaman mutluluğun büyük olaylarda olduğunu düşünüyoruz. Büyük bir ev, güzel bir araba, iyi bir iş, yüksek bir gelir… Elbette bunlar hayatımızı kolaylaştırabilir. Ancak gerçek huzur çoğu zaman çok daha küçük şeylerde saklıdır. Sabah içtiğimiz çay, annemizin sesi, çocuğumuzun kahkahası, dostumuzla yaptığımız kısa bir sohbet, yağmurdan sonra duyduğumuz toprak kokusu… Mutluluk biraz da bunları fark edebilme sanatıdır.

Sahip olduklarımızın değerini çoğu zaman onları kaybetme ihtimali ortaya çıktığında anlıyoruz. Sağlığımız yerindeyken bunun kıymetini düşünmüyoruz. Sevdiklerimiz yanımızdayken onların varlığını sıradan kabul ediyoruz. Oysa hayatın gerçek zenginliği, sahip olduğumuz insanların ve anların farkına varabilmekte.

Bir başka yanılgımız da kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslamak. Sosyal medyada gördüğümüz hayatların yalnızca görünen kısmını biliyoruz. Gülen bir yüzün arkasında nasıl bir mücadele olduğunu, başarılı görünen bir insanın hangi zorluklardan geçtiğini bilmiyoruz. Bu nedenle başkasının hayatına bakarak kendi hayatımıza değer biçmek yerine kendi yolumuza odaklanmalıyız. Belki bugün istediğimiz yerde değiliz ama dünden daha ileride olabiliriz. Belki hayal ettiğimiz her şeye ulaşamadık ama önümüzde hâlâ yeni yollar var.

Hayatın en güzel taraflarından biri de yeniden başlama fırsatı vermesi. Dün hata yaptıysak bugün daha doğru davranabiliriz. Bir işimiz başarısız olduysa yeniden deneyebiliriz. Bir hayalimiz ertelendiyse başka bir yoldan ona ulaşabiliriz. İnsan bazen kendisine ikinci bir şans vermeyi öğrenmeli. Çünkü geçmiş değişmiyor ama geçmişten aldığımız derslerle geleceğimizi değiştirebiliyoruz.

Bazen de hayatımızdaki bazı şeyleri bırakmamız gerekiyor. Kırgınlıkları, gereksiz öfkeleri, bizi sürekli yoran ilişkileri… Pozitif olmak herkese katlanmak ya da her haksızlığa sessiz kalmak değildir. Kendi huzurumuzu koruyabilmek, gerektiğinde “hayır” diyebilmek ve bizi aşağı çeken insanlardan uzaklaşabilmek de hayata güzel bakmanın bir parçasıdır.

 

Üstelik insanın ruhunu iyileştiren şeylerden biri de başkalarına iyi davranmaktır. Güzel bir söz söylemek, teşekkür etmek, hal hatır sormak, ihtiyacı olan birinin yanında olmak… Bunlar küçük gibi görünür ama insanların hayatında büyük izler bırakabilir. Hepimizin çevresinde iyi bir söze, anlaşılmaya ve samimiyete ihtiyaç duyan insanlar var. Dışarıdan güçlü görünen herkesin içinde görünmeyen bir mücadele olabilir. Bu yüzden birbirimize biraz daha anlayışlı davranmak gerekiyor.

Malatya olarak bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyoruz. 6 Şubat depremleri şehrimizin yalnızca binalarını değil, hafızasını ve yaşam biçimini de değiştirdi. Evler yıkıldı, mahalleler dağıldı, insanlar sevdiklerinden ayrıldı. Yıllarca biriktirilen hatıralar enkazların altında kaldı. Ancak bütün bu acıların içinde insanın yeniden başlayabilme gücü de ortaya çıktı. Esnaf yeniden kepenk açtı, çocuklar yeniden okula gitti, insanlar yeniden ev kurdu. Şehir yeniden ayağa kalkmak için mücadele etti.

İşte pozitif olmak bazen tam olarak budur: Her şey bittikten sonra “Bundan sonra ne yapabilirim?” diyebilmek. Acıyı unutmadan hayata devam etmek. Kaybettiklerimizin yasını tutarken elimizde kalanların kıymetini bilmek. Çünkü güçlü olmak hiç düşmemek değil, düştüğümüzde yeniden ayağa kalkabilmektir.

Hayatın bize ne getireceğini bilmiyoruz. Bugün kötü görünen bir olayın yıllar sonra bize ne öğreteceğini de… Bazen kapanan bir kapının ardından daha güzel bir fırsat çıkıyor. Bazen büyük bir kayıp, bizi hiç düşünmediğimiz bir yola yönlendiriyor. Bu nedenle hayatın bütün planlarını kontrol etmeye çalışmak yerine biraz da akışa güvenmek gerekiyor.

İnsan yaş aldıkça bazı şeyleri daha iyi anlıyor. Yıllar önce dünyanın sonu gibi gördüğümüz birçok meselenin bugün hayatımızda hiçbir anlamı kalmadığını fark ediyoruz. Bu yüzden kendimize zaman zaman şu soruyu sormakta fayda var: “Bu mesele beş yıl sonra hâlâ önemli olacak mı?” Cevap hayırsa, bugün kendimizi bu kadar yıpratmaya değer mi?

Hayat zaten yeterince kısa. Onu sürekli öfkeyle, kırgınlıkla, kıskançlıkla ve başkalarının ne düşündüğünü hesaplayarak geçirmek zorunda değiliz. Daha fazla gülmek, sevdiklerimize zaman ayırmak, dostlarımızı aramak, çocuklarımızı dinlemek, yaşlılarımızın yanında olmak gerekiyor. Çünkü yıllar sonra hatırlayacağımız şey çoğu zaman sahip olduğumuz eşyalar değil, biriktirdiğimiz güzel anılar olacak.

Belki mutluluk, hayatımızda olmayanları tamamlamak değil, hayatımızda olanların değerini bilmektir. Belki huzur, her şeyin istediğimiz gibi olması değil, istediğimiz gibi olmadığında bile içimizde bir denge kurabilmektir. Belki güç, hiç ağlamamak değil, ağladıktan sonra gözyaşlarımızı silip yeniden yürüyebilmektir.

Bu yüzden bugün hayata biraz daha güzel bakalım. Sorunları görmezden gelmeden çözüm arayalım. Geçmişi unutmadan geleceğe yürüyelim. Kırgınlıklarımızı sırtımızda taşımayalım. İnsanları daha fazla anlamaya, kendimize karşı daha merhametli olmaya çalışalım.

Çünkü hayat mükemmel değil ama yaşamaya değer. İnsanlar kusursuz değil ama sevmeye değer. Dünya her zaman adil olmayabilir ama iyilik yapmaya değer. Ve yarının ne getireceğini bilmiyoruz ama umut etmeye değer.

Belki de hayata pozitif bakmak gerçekten bir sanat. Her gün aynı tabloya bakıp farklı güzellikler görebilmek… Karanlığın içinde küçük bir ışık bulabilmek… Kaybettiğimizde yeniden başlayabilmek… Ve bütün zorluklara rağmen “Yarın daha güzel olabilir” diyebilmek.

Bence bu ihtimal bile gülümsemek için yeterli.