İnsanları dış görünüşleriyle yargılamak, inançları nedeniyle eğitimden ve çalışma hayatından uzaklaştırmak, yalnızca bireylere değil, toplumun geleceğine de zarar verir. Çünkü eğitim, insanın ne giydiğine değil, ne bildiğine, nasıl düşündüğüne ve topluma ne kattığına bakılarak değerlendirilmelidir. Bir insanın başörtüsü, inancı veya kılık kıyafeti; onun aklını, yeteneğini, bilgisini ve insanlık değerini ölçen bir kıstas olamaz. Ne yazık ki geçmişte Türkiye’de başörtüsü nedeniyle eğitim hakkı elinden alınan kız öğrenciler, sınıflara giremeyen öğretmenler ve mesleğini yapamayan kadınlar oldu. Nice genç kız, yalnızca inancı ve tercihi nedeniyle hayallerinden uzaklaştırıldı. Nice öğretmen, bilgi ve birikimini öğrencileriyle paylaşamamanın mağduriyetini yaşadı. Oysa bir ülkenin en büyük zenginliği, yetişmiş insan kaynağıdır. İnsanları kıyafetleri üzerinden dışlamak, bu zenginliği kendi ellerimizle tüketmek değil midir? Bugün benzer tartışmaların Azerbaycan’da da gündeme gelmesi, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir meseledir. Nerede yaşanırsa yaşansın, insanların inançları ve kılık kıyafetleri nedeniyle eğitimden, çalışma hayatından veya toplumsal yaşamdan dışlanması kabul edilemez.

Dün Türkiye’de yaşanan mağduriyetleri unutup bugün başka bir ülkede benzer uygulamalara sessiz kalmak da doğru değildir. Özgürlük, yalnızca kendimiz gibi düşünenlerin değil, bizden farklı olanların da hakkıdır. Eğitim yalnızca dış görünüşle değil, akılla, bilgiyle ve emekle olur. Ne yazık ki bu gerçeği hâlâ kavrayamayan bir anlayışla karşı karşıyayız. Bir öğrencinin başındaki örtü, onun öğrenme kapasitesini azaltmaz. Bir öğretmenin kıyafeti, anlattığı dersin niteliğini belirlemez. İnsanları yalnızca dış görünüşleri üzerinden değerlendirmek, sığ bir düşünce yapısının göstergesidir. Asıl mesele, insanın ne giydiği değil, ne bildiği ve nasıl bir insan olduğudur. Elbette her toplumun kendine özgü kuralları, kurumların işleyişine ilişkin düzenlemeleri olabilir. Ancak bu düzenlemeler yapılırken temel hak ve özgürlükler, insan onuru ve eşitlik ilkesi göz ardı edilmemelidir. İnanç özgürlüğü ile eğitim hakkı birbirine karşıt kavramlar değildir. Tam tersine, özgür ve adil bir toplumda bu haklar birbirini tamamlar. İnsanlığın bugün en fazla ihtiyaç duyduğu değerlerin başında hoşgörü ve empati geliyor. Kendimizi başkasının yerine koyabilsek, onun yaşadığı mağduriyeti anlayabilsek, belki de bu kadar kolay yasaklar koymayacak, insanları ötekileştirmeyecektik. Fakat ne yazık ki insanlar çoğu zaman farklılıkları bir zenginlik olarak görmek yerine, kendilerinden farklı olanları dışlamayı tercih ediyor. Oysa dinimiz İslam, insanları ayrıştırmayı değil, birleştirmeyi; düşmanlığı değil, kardeşliği; kibri değil, merhameti öğütler. İslam düşüncesinin büyük âlimleri de hayatları boyunca insanları ortak değerlerde buluşturmaya, ilimle, ahlakla ve hoşgörüyle topluma yol göstermeye çalışmışlardır.

İnanç, başkalarını küçümsemenin değil, insanı daha adil, daha merhametli ve daha vicdanlı kılmanın vesilesi olmalıdır. En önemlisi, insanlık değerlerine sahip çıkabilsek, birbirimizin haklarına saygı duysak ve farklılıklarımızla birlikte yaşamayı öğrenebilsek, bugün tartıştığımız birçok sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Çünkü insanı insan yapan yalnızca sahip olduğu kimlikler değil, başkasının hakkına gösterdiği saygıdır. Bir ülkenin kendi insanını inancı, düşüncesi veya kıyafeti nedeniyle ötekileştirmesi, o ülkenin geleceğine verebileceği en büyük zararlardan biridir. Kendi vatandaşını dışlayan, kendi gençlerinin önüne engeller koyan bir toplumun güçlü bir gelecek inşa etmesi kolay değildir. Dışarıda düşman aramaya gerek yok; içeride birbirimize düşman olmak, zaten en büyük zararı kendimize verir. Her ülke önce kendi insanına sahip çıkmalı, vatandaşlarının haklarını korumalı ve toplumsal huzuru güçlendirmelidir. İnsanların inançları ve kılık kıyafetleri nedeniyle mağdur edilmediği bir düzen kurulmalıdır. Unutmayalım ki barış, insanları birbirine benzetmekle değil, farklılıklarına rağmen birlikte yaşayabilmekle mümkündür. Mutlu bir gelecek için çocuklarımızın başörtüsünü, kıyafetini veya inancını değil; aklını, bilgisini, ahlakını ve yeteneklerini konuşmalıyız. Çünkü insanlık, bir başkasını kendimize benzettiğimizde değil, farklılığına rağmen ona saygı duyduğumuzda büyür. Gelin, yasakların ve ötekileştirmenin değil; özgürlüğün, hoşgörünün, empatinin ve kardeşliğin yanında duralım. İnsanlık değerlerine sahip çıkalım ki hem ülkelerimiz hem de dünyamız daha huzurlu, daha adil ve daha yaşanabilir bir yer olsun.