Hayatta çoğu zaman önümüzdeki en büyük engel, kendi korkularımızdır. Bir işe başlamak istediğimizde aklımıza hemen aynı sorular gelir: “Ya başaramazsam? Ya yapamazsam? Ya insanlar benim hakkımda ne düşünür?” Bu soruların arasında kaybolur, daha ilk adımı atmadan kendimizi başarısızlığa mahkûm ederiz. Oysa çoğu zaman bizi durduran şey, yapamayacak olmamız değil, yapamamaktan korkmamızdır. Bazen hiç kimsenin kimseden çok büyük bir farkı olmadığını unuturuz. Başarılı gördüğümüz insanları gözümüzde büyütür, onların bizden daha yetenekli, daha cesur ya da daha üstün olduğunu düşünürüz. Kendimizi onlarla kıyaslar, eksiklerimize odaklanır ve sahip olduğumuz potansiyeli görmezden geliriz. Gereksiz ayrıntılara takılır, küçük sorunları gözümüzde büyütürüz. Hâlbuki insan, kendi potansiyelinin farkına vardığında ve kendine güvendiğinde, kendisinden üstün gördüğü pek çok insanı geride bırakabilecek güce sahiptir. Peki, bizi bu gücü kullanmaktan alıkoyan nedir? Cevap çoğu zaman korkularımızdır. Bazen bu korkuları kendi zihnimizde üretiriz. Henüz yaşanmamış olayların olumsuz sonuçlarını düşünür, gerçekleşme ihtimali bile kesin olmayan başarısızlıkları gözümüzde büyütürüz. Bazen de çevremizden gelen baskılar, insanların eleştirileri ve beklentileri korkularımızı besler. Başkalarının ne diyeceğini düşünmekten kendi isteklerimizi geri plana atar, onların düşüncelerini kendi hayallerimizin önüne koyarız. Korkularımızın nasıl ortaya çıktığı elbette önemlidir. Ancak asıl önemli olan, bu korkularla ne yaptığımızdır. Geçmişte yaşadığımız bir başarısızlık, duyduğumuz olumsuz bir söz ya da çevremizin bize biçtiği sınırlar, geleceğimizi belirlemek zorunda değildir. İnsan, korkularının esiri olmak yerine onlarla yüzleşmeyi öğrenmelidir. Çünkü başarıya ulaşmanın yolu, her zaman korkusuz olmaktan değil, korkularımıza rağmen adım atabilmekten geçer. Üstelik korku, zaman zaman sığındığımız bir bahaneye de dönüşebilir. “Şartlar uygun değil”, “Henüz hazır değilim”, “Biraz daha beklemeliyim” diyerek kendimizi oyalayabiliriz. Elbette her işe hazırlıklı başlamak ve riskleri değerlendirmek gerekir. Ancak hazırlık yapmakla sürekli ertelemek arasında büyük bir fark vardır. Bazen en büyük kaybımız, başarısız olduğumuzda değil, korktuğumuz için hiç denemediğimizde ortaya çıkar. Unutmamalıyız ki korkularımızın üzerine gitmediğimiz her an, onlar zihnimizde biraz daha büyür. Küçük bir engel olarak başlayan şey, zamanla aşılması imkânsız bir duvarmış gibi görünmeye başlar. Oysa o duvarın ilk tuğlasını yerinden oynatmak, sandığımızdan çok daha kolay olabilir. İlk adımı atmak, bir kez denemek, hata yapmaktan çekinmemek ve gerektiğinde yeniden başlamak… Bütün bunlar, korkularımızın üzerimizdeki etkisini azaltmanın yollarıdır. Hayat, sürekli olarak kendimizi kanıtlamak zorunda olduğumuz bir yarış değildir. Önemli olan başkalarından daha üstün olmak değil, kendi potansiyelimizi ortaya çıkarabilmek ve dünkü hâlimizden daha ileriye gidebilmektir. Her insanın yetenekleri, imkânları ve öğrenme süreci farklıdır. Bu nedenle başkalarının başarılarına bakarak kendimizi küçümsemek yerine, kendi yolumuza odaklanmalıyız. Sonuç olarak, başarıya giden yolda karşımıza pek çok engel çıkabilir. Ancak bu engellerin en büyüğü, çoğu zaman kendi zihnimizde kurduğumuz korku duvarlarıdır. Bu duvarları aşmak için önce kendimize inanmalı, sonra da harekete geçmeliyiz. Çünkü korkularımızı tamamen yok etmeyi beklersek belki de hiçbir zaman başlayamayız. Oysa cesaret, korkmamak değil, korkuya rağmen yürümeye devam etmektir. Kendimize bir fırsat verelim, potansiyelimizin farkına varalım ve korkularımızın hayallerimizin önüne geçmesine izin vermeyelim. Unutmayalım: Bazen başarının önündeki tek engel, başarabileceğimize inanmamamızdır.
Diğer Yazıları
Çok Okunanlar