Bugün gençlerle konuştuğumuzda evlilik konusunda en çok duyduğumuz cümlelerden biri “Evlenmek istiyorum ama…” oluyor. Kiminin ekonomik kaygıları var, kimi doğru insanı bulamamaktan korkuyor, kimi mevcut rahatını bozmak istemiyor, kimi de evlendikten sonra ailesinden uzaklaşmaktan veya yeterince destek görememekten endişe ediyor. Aslında gençlerin evlilikten uzak durmasının tek bir nedeni yok. Ancak bütün bu nedenlerin başında ekonomik şartlar ve geleceğe duyulan güvensizlik geliyor. Ev kurmak, düğün yapmak, eşya almak ve yeni bir hayat kurmak gençlerin gözünde giderek daha büyük bir maddi yük haline geliyor. Bunun yanında “Ya geçinemiyorsak?”, “Ya işimizi kaybedersek?” veya “Ya evlendikten sonra maddi sıkıntılar yaşarsak?” gibi sorular da evlilik kararını zorlaştırıyor. Fakat mesele yalnızca ekonomi değil. Günümüzde gençlerin bir başka önemli kaygısı da doğru insanı bulamamak. Özellikle sosyal medyanın da etkisiyle insanlar karşısındaki kişide kusursuz özellikler aramaya başladı. Daha güzel, daha başarılı, daha zengin, daha anlayışlı, daha romantik bir eş beklentisi giderek yükseliyor. En güzelini, en iyisini bulma isteği bazen insanın karşısındaki kişinin gerçek değerlerini görmesine engel olabiliyor. Bunun yanında tahammülsüzlük de evliliklerin önündeki önemli engellerden biri haline geliyor. İnsanlar birbirlerinin eksiklerini kabul etmekte zorlanıyor. Oysa evlilik, iki kusursuz insanın bir araya gelmesi değil; iki insanın birbirinin eksikleriyle birlikte bir hayat kurmayı öğrenmesidir. Bir başka mesele ise mevcut rahatlığı bozmak istememek. Kendi düzenini kurmuş, ailesinin yanında rahat bir hayat süren veya ekonomik olarak ailesinden destek alan bazı gençler, evlilikle birlikte bu düzenin değişmesinden çekiniyor. Özellikle genç kadınlar açısından bu durum daha farklı bir boyut taşıyor. Çünkü evlilik sonrasında çoğu zaman anne ve babalarından ayrılarak başka bir evde ve başka bir düzende yaşamaya başlıyorlar. “Evlendikten sonra yanımda bana destek olacak biri olacak mı?” düşüncesi, daha evliliğin başında kaygıya dönüşebiliyor. Bu kaygının oluşmasında ailelerin de payı var. Ne yazık ki bazen ortada henüz hiçbir sorun yokken aileler evlenecek çiftlerin hayatına fazlasıyla müdahil olabiliyor. Evlilik aşamasındaki gençler, “Yarın ailelerimiz hayatımıza ne kadar karışacak?” endişesine kapılabiliyor. Daha evlenmeden iki ailenin beklentileri, istekleri ve müdahaleleri gençlerin evlilik kararından uzaklaşmasına neden olabiliyor. Oysa evlilik yeni bir yuva kurmaktır. Bu yuva önce iki kişiden oluşur. Daha sonra bu yuvaya çocuklar katılır ve aile büyür. Anne ve babaların görevi bu yuvayı kendi istedikleri biçimde yönetmek değil, gerektiğinde gençlere destek olmaktır. Hem kız tarafının hem de erkek tarafının ailelerine burada büyük sorumluluk düşüyor. Gençlerin birbirini tanımasına fırsat vermek, kararlarına saygı göstermek, ihtiyaç duyduklarında yanlarında olmak ama her konuda hayatlarına müdahale etmemek gerekiyor. Eşleri birbirine karşı doldurmak, küçük meseleleri büyütmek veya “Benim çocuğum haklı.” anlayışıyla hareket etmek, zaten zor olan evlilik hayatını daha da zorlaştırıyor. Maddi sıkıntılar zamanla aşılabilir. Ev bugün küçük olur, yarın büyür. Eşyalar zamanla tamamlanır, ekonomik şartlar değişebilir. İnsanlar birlikte çalışır, birlikte mücadele eder ve hayatlarını zaman içinde düzene koyabilir. Ama güven kırılırsa, saygı kaybolursa ve ailelerin müdahalesi eşlerin arasına girerse bunları düzeltmek çok daha zor olur. Belki de gençlerin evlenebilmesi için önce onlara kusursuz bir hayat sunmak değil, birlikte hayat kurabileceklerine dair güven vermek gerekiyor. Gençlere “Evlen, biz arkandayız.” diyebilmek; ama aynı zamanda “Senin evliliğini biz yönetmeyeceğiz.” diyebilmek gerekiyor. Çünkü evlilik iki ailenin değil, öncelikle iki insanın ortak hayatıdır. Gençlerin evlilikten korkmadığı, ailelerin de bu yeni yuvaya saygı duyduğu bir anlayışa ihtiyacımız var. Ekonomik sorunlar elbette önemlidir ancak her şey para değildir. Birbirine güvenen, birbirine saygı duyan ve zor zamanlarda birbirinin yanında duran iki insan, birçok maddi sıkıntının üstesinden gelebilir. Belki de bugün gençlere sormamız gereken soru “Neden evlenmiyorsunuz?” değil; “Evlilikten korkmanıza neden olan ne?” olmalı. Çünkü gençler evlilikten değil, çoğu zaman yanlış insandan, ekonomik belirsizlikten, aile müdahalesinden ve kurdukları yuvada yalnız kalmaktan korkuyor ve bu korkuları azaltabilirsek, belki de gençlerin yuva kurmasının önündeki en büyük engellerden bazılarını ortadan kaldırmış oluruz.