Kardeş ilişkisi, hayatımızda adım attığımız ilk ve en uzun soluklu sosyal laboratuvardır. Aynı çatı altında, benzer genetik mirasla ve çoğunlukla aynı sevgi havuzunda büyüyen iki bireyin yolları zaman zaman kesişir, zaman zaman da keskin virajlarla ayrılır. Bu yolculuğun en doğal ama bir o kadar da tehlikeli kavşaklarından biridir kardeş kıskançlığı. Doğru yönetildiğinde kişiyi motive eden bir rüzgar, yanlış yönetildiğinde ise tüm bağı kökünden kurutan bir kuraklığa dönüşebilir. Kıskançlık, insan doğasının en ilkel ama en güçlü duygularından biridir. Kardeşler arasında bu duygu iki farklı uçta kendini gösterir. Olumlu yönü (sağlıklı rekabet), kardeşin elde ettiği bir başarı, bazen diğer çocuk için büyük bir ilham kaynağı olabilir. "O yaptıysa ben de yapabilirim" düşüncesi, bireyin kendi potansiyelini keşfetmesine ve çalışma azmini artırmasına zemin hazırlar. Olumsuz yönü (yıkıcı haset), öte yandan bu duygu kıyaslama ile zehirlendiğinde tehlikeli bir boyuta ulaşır. Sürekli bir yarış halinde olmak, çocukların birbirini birer rakip olarak görmesine ve aralarındaki sevgi bağının zedelenmesine neden olur. Çocuklar arasındaki bağı zamanla yok eden en büyük zehir, hiç şüphesiz ebeveynler ve yakın çevre tarafından yapılan kıyaslamalardır. "O ne kadar başarılı, sen tembelsin. Ağabeyin ne kadar becerikli, sen hiçbir şey beceremiyorsun." Bu tür cümleler, çocukların ruh dünyasında onarılmaz yaralar açar. Sürekli etiketlenen çocuk, bir süre sonra kendisine biçilen bu olumsuz role inanır ve potansiyelini gerçekleştirme çabasından vazgeçer. Kıyaslanan çocuk ile övülen çocuk arasında görünmez duvarlar örülür; bu duvarlar zamanla öfkeye, küslüğe ve kopuşa dönüşür. Oysa her çocuk tek ve benzersizdir; onların parladığı alanlar ve çiçek açtığı mevsimler tamamen farklı olabilir. Kardeşleri birbirine düşüren de, onları ömür boyu kopmaz bir bağla birbirine bağlayan da büyük ölçüde ailenin tutumudur. Anne ve babaların bu süreçteki sorumlulukları hayati önem taşır. Aile içinde adaleti sağlamak, çocuklara eşit değil ama adil yaklaşmak gereklidir. Her çocuğun ihtiyacına göre sevgi ve ilgi sunulmalıdır. Çocukları asla birbirleriyle mukayese etmemek, onları sadece kendi geçmişteki halleriyle kıyaslayarak gelişimlerini desteklemek esastır. Ortak paylaşımları artırmak, çocukların birbirlerinin başarılarını kutlamasını sağlamak ve rekabet yerine dayanışmayı övmek gerekir. Kardeşlik sadece aynı anne babadan doğmak ya da aynı soyadını taşımak değildir; kardeşlik paylaşmaktır, sevgidir, can bağından öte bir kader birliğidir. Hayatın zorlukları karşısında insanın arkasında dağ gibi bir kardeşinin olduğunu bilmesi dünyanın en büyük güven kaynağıdır. Bu kutsal duygunun körelmesine asla izin verilmemelidir. Unutulmamalıdır ki, gerçek kardeşlik biri düştüğünde diğerinin elinden tutup ayağa kaldırmasıyla anlam kazanır. Kardeşinin başarısıyla gurur duyabilmek, onun acısını yüreğinde hissedebilmek ve her koşulda birbirinin arkasında durabilmek bu bağın en saf halidir. Aileler olarak en büyük görevimiz; bu sevgi tohumlarının üzerine gölge düşürmeden, onların birlikte ve güvenle büyümesine öncülük etmektir. Çocuklarınıza bırakabileceğiniz en büyük miras, servet değil; birbirine sımsıkı sarılan iki hayırlı evlattır.