Şiddet, yalnızca bir kişiye yöneltilen fiziksel saldırı değildir. Bir insanın bedenine, ruhuna, onuruna ve yaşam hakkına zarar veren her türlü davranış şiddetin farklı bir biçimidir. Fiziksel şiddetin yanı sıra psikolojik, ekonomik, sözlü ve dijital şiddet de insanların hayatında derin yaralar açabiliyor. Özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet, yalnızca bireyi değil, aileyi ve bütün toplumu etkileyen ciddi bir sorun olarak karşımızda duruyor. Ne yazık ki şiddet bazen en yakınlarımızın arasında, bazen sokakta, iş yerinde veya çocukların gözleri önünde yaşanabiliyor. Şiddete maruz kalan kişi yalnızca o anın acısını yaşamıyor; korku, güvensizlik, kaygı ve çaresizlik duygularıyla uzun süre mücadele edebiliyor. Çocuklar açısından ise durum çok daha hassas. Şiddetin olduğu bir ortamda büyüyen çocuk, yaşananların doğrudan mağduru olmasa bile bundan ciddi biçimde etkileniyor. Çünkü çocuklar gördüklerini öğrenir, yaşadıklarını içselleştirir. Sürekli bağırışların, tehditlerin ve şiddetin olduğu bir ortam çocuğun güven duygusunu zedeleyebilir. Şiddeti normal bir davranış biçimi olarak görmesine ve ilerleyen yıllarda şiddete başvurmaya daha yatkın hâle gelmesine neden olabilir. Bu nedenle çocuklara şiddetsiz bir gelecek bırakmak, yalnızca ailelerin değil, bütün toplumun sorumluluğudur. Kadına yönelik şiddet de toplumun kanayan yaralarından biridir. Bir kadının korku içinde yaşaması, tehdit edilmesi, aşağılanması veya fiziksel şiddete maruz kalması kabul edilemez. Şiddetin hiçbir gerekçesi ve bahanesi olamaz. “Sinirlendi, kıskandı, tartıştılar” gibi ifadeler şiddeti haklı çıkarmaz. Şiddetin mazereti değil, sorumlusu vardır. Üstelik şiddetin sonuçları yalnızca mağdur olan kişiyle sınırlı kalmaz. Şiddet gören bireyin yaşam kalitesi düşerken aile ilişkileri zarar görür, çocukların psikolojik gelişimi olumsuz etkilenir ve toplumdaki güven duygusu zedelenir. Şiddetin yaygın olduğu bir toplumda insanların kendini güvende hissetmesi de zorlaşır. Bu nedenle şiddet ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek kadar, onu ortaya çıkmadan önce önlemek de önemlidir. Aile içinde çocuklara küçük yaşlardan itibaren sevgi, saygı, empati ve sağlıklı iletişim öğretilmeli; sorunların konuşarak ve uzlaşarak çözülebileceği anlatılmalıdır. Okullarda şiddetin zararları konusunda farkındalık çalışmaları artırılmalı ve çocukların kendilerini güvende hissedebilecekleri ortamlar oluşturulmalıdır. Toplum olarak en büyük sorumluluklarımızdan biri de şiddeti görmezden gelmemektir. “Beni ilgilendirmez” veya “Aile meselesidir” anlayışı, şiddetin büyümesine ve mağdurun yalnızlaşmasına neden olabilir. Çevremizde bir kişinin şiddet gördüğünden şüpheleniyorsak bunu görmezden gelmek yerine güvenli ve doğru yollarla destek olmalıyız. Şiddete tanık olduğumuzda yetkili kurumlara bildirmek, mağdurun yanında olmak ve onu yalnız bırakmamak büyük önem taşır. Burada önemli bir noktayı da unutmamak gerekir: Şiddet mağdurunun sorumluluğu şiddeti önlemek değildir. Sorumluluk, şiddeti uygulayan kişidedir. Mağdura “Neden ayrılmadın?” diye sormak yerine, “Nasıl yanında olabiliriz?” diye düşünmeliyiz. Çünkü korku, tehdit ve ekonomik bağımlılık gibi birçok unsur kişinin içinde bulunduğu durumdan çıkmasını zorlaştırabilir. Şiddetin önlenmesi için hukuk, eğitim, aile, okul, medya ve toplumun bütün kesimleri birlikte hareket etmelidir. Mağdurların korunması, çocukların güvenliğinin sağlanması ve şiddete karşı güçlü bir toplumsal bilinç oluşturulması büyük önem taşır. Medyanın da şiddeti sıradanlaştıran bir dilden uzak durması ve mağdurların mahremiyetine saygı göstermesi gerekir. Belki de hepimizin kendimize sorması gereken soru çok basit: Şiddet karşısında nerede duruyoruz? Şiddete karşı durmak yalnızca bir söz değildir. Bazen bir çocuğu korumaktır, bazen şiddet gören bir kadının yanında olmaktır, bazen de yanlış bir davranışa “Bu kabul edilemez” diyebilmektir. Çocuklarımıza öfkeyi kontrol etmeyi, karşısındakine saygı göstermeyi ve sorunlarını şiddet kullanmadan çözmeyi öğretmek de şiddete karşı atılmış önemli bir adımdır. Unutmayalım; şiddet yalnızca bugünü değil, yarını da yaralar. Bugün şiddete göz yumulursa bunun izleri çocukların, ailelerin ve toplumun geleceğinde karşımıza çıkabilir. Şiddetin olmadığı bir toplum kendiliğinden oluşmaz. Bunun için hepimizin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekir. Çocuklarımızın korkuyla değil güvenle, kadınların endişeyle değil özgürce, insanların öfkeyle değil anlayışla yaşayabildiği bir toplum için hep birlikte mücadele etmeliyiz. Şiddete karşı duralım. Şiddeti normalleştirmeyelim, görmezden gelmeyelim, meşrulaştırmayalım. Çünkü bazen bir kişinin “Dur” demesi, başka bir kişinin hayatında büyük bir fark yaratabilir.