Bir ülkenin geleceğini konuşurken yalnızca ekonomiyi, sanayiyi veya teknolojiyi konuşmak yeterli değildir. Çünkü insanın hayatını sürdürebilmesi için en temel ihtiyaçlardan biri gıdadır. Gıdanın kaynağı ise toprağımız, suyumuz, çiftçimiz ve hayvancılıkla uğraşan üreticimizdir. Bu nedenle tarım ve hayvancılık yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda bir ülkenin bağımsızlığının ve geleceğinin temel unsurlarından biridir. Bugün soframıza gelen ekmeğin, sebzenin, meyvenin, sütün, peynirin ve etin arkasında büyük bir emek var. Tarlada gün doğmadan işe başlayan çiftçiden hayvanının bakımını yapan üreticiye kadar birçok insan, toplumun beslenmesi için çalışıyor. Ancak çoğu zaman bu emeğin ve üretimin gerçek değerini ancak bir ürünün bulunmadığı, fiyatının yükseldiği veya dışarıdan temin edilmesinde sorun yaşandığı zaman fark ediyoruz. Oysa tarım ve hayvancılıkta güçlü olmak, başkasına muhtaç olmadan kendi ihtiyaçlarımızı karşılayabilmenin en önemli yollarından biridir. Bir ülke temel gıda ihtiyaçlarında ne kadar güçlü ve üretkense, geleceğe de o kadar güvenle bakabilir. Kendi toprağını işleyen, hayvanını yetiştiren, üretimini sürdüren bir ülke yalnızca bugününü değil, yarınını da güvence altına almış olur. Malatya açısından baktığımızda da tarımın ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Kayısı başta olmak üzere tarımsal üretim, şehrin ekonomisinde ve sosyal hayatında önemli bir yere sahip. Bunun yanında hayvancılık da özellikle kırsal bölgelerde birçok ailenin geçim kaynağı durumunda. Dolayısıyla tarım ve hayvancılığın güçlenmesi, yalnızca üreticinin değil, bütün şehrin ekonomik olarak güçlenmesi anlamına geliyor. Fakat artık tarım ve hayvancılığı yalnızca geçmişten gelen yöntemlerle sürdürmek yeterli değil. Geleneksel bilgi elbette çok değerli. Yılların tecrübesiyle oluşmuş üretim yöntemlerini korumalıyız. Ancak bu tecrübeyi teknolojiyle birleştirmeliyiz. Akıllı tarım uygulamaları, modern sulama sistemleri, verimli tohum ve üretim teknikleri, hava ve toprak koşullarının takip edilmesi, tarımsal teknolojiler ve hayvancılıkta modern bakım yöntemleri üretimin verimliliğini artırabilir. Çünkü geleceğin tarımı, yalnızca daha fazla üretmek değil, daha bilinçli ve daha verimli üretmek üzerine kurulmalı. Suyu tasarruflu kullanmalı, toprağı korumalı, gereksiz kaynak tüketiminin önüne geçmeliyiz. Teknolojiden yararlanarak üreticinin işini kolaylaştırmalı ve emeğinin karşılığını daha iyi almasını sağlamalıyız. Burada yalnızca çiftçiye ve hayvancıya görev düşmüyor. Devletin, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, ziraat ve veterinerlik alanındaki uzmanların, kooperatiflerin ve tüketicilerin de sorumlulukları var. Üreticiye eğitim, finansman ve teknoloji desteği sağlanmalı. Tarımsal üretimin sürdürülebilir olması için üreticinin emeğinin karşılığını alabileceği bir sistem oluşturulmalı. Yerel yönetimler de üreticinin ihtiyaçlarını dikkate alan projeler geliştirmeli. Üreticinin de üzerine düşen önemli sorumluluklar bulunuyor. Bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip etmek, suyu ve toprağı doğru kullanmak, hayvanların bakım ve sağlık koşullarına dikkat etmek, bilinçli üretim yapmak ve örgütlü hareket etmek büyük önem taşıyor. Birlikte hareket eden üretici, hem maliyetleri azaltabilir hem de ürününü daha güçlü şekilde pazarlayabilir. Tüketici olarak bizlerin de sorumluluğu var. Yerli ve güvenilir ürünleri tercih etmek, üreticinin emeğine saygı göstermek, gıdayı israf etmemek ve tüketim alışkanlıklarımızı gözden geçirmek bunlardan bazıları. Çünkü üretilen her gıdanın arkasında su, emek, zaman ve ekonomik kaynak bulunuyor. Bir başka önemli konu ise afetler. Son yıllarda deprem, sel, kuraklık, dolu, don ve yangın gibi afetlerin tarım ve hayvancılık üzerindeki etkilerini daha fazla hissediyoruz. Bu nedenle afet yaşandıktan sonra zararları gidermeye çalışmak yerine, afet gerçekleşmeden önce hazırlık yapmak gerekiyor. Tarım alanlarında risk analizleri yapılmalı, su kaynakları korunmalı, kuraklığa ve iklim şartlarına uygun üretim planlamaları yapılmalı. Hayvancılık işletmelerinde afetlere karşı dayanıklı yapılar oluşturulmalı ve acil durum planları hazırlanmalı. Çiftçinin bir yıllık emeğinin birkaç saatlik dolu yağışı, don veya sel nedeniyle yok olması yalnızca çiftçinin kaybı değildir. Bu kayıp soframıza, ekonomimize ve ülkenin gıda güvenliğine de yansır. Bu nedenle üreticinin afetlere karşı sigorta ve destek mekanizmalarından yararlanabilmesi kolaylaştırılmalı, risklere karşı dayanıklı bir tarım sistemi oluşturulmalıdır. Unutmayalım; sağlıklı bir toplumun yolu sağlıklı ve güvenilir gıdadan geçer. Sağlıklı gıdanın yolu ise güçlü tarım ve hayvancılıktan geçer. Bugün çocuklarımızın sağlıklı büyümesini, yarın sofralarımızın güven içinde kurulmasını istiyorsak üretime sahip çıkmalıyız. Tarım ve hayvancılık yalnızca çiftçinin meselesi değildir. Hepimizin meselesidir. Çünkü toprağını kaybeden, üretimini kaybeden, üreticisini yalnız bırakan bir toplum geleceğini de riske atar. Buna karşılık toprağını koruyan, üreticisini destekleyen, teknolojiyi tarımla buluşturan ve afetlere karşı hazırlıklı olan bir ülke geleceğe daha güvenle yürür. Başkasına muhtaç olmadan yaşayabilmenin yolu, kendi üretim gücümüzü korumaktan geçiyor. Bugün toprağa sahip çıkalım, üreticinin emeğine sahip çıkalım, hayvancılığı destekleyelim, teknolojiyi üretimin hizmetine sunalım. Çünkü toprağın bereketi yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de güvencesidir.