Hayatta hepimiz zaman zaman bir yol ayrımında kalırız. Önümüzde seçenekler vardır; bir adım atmak gerekir ama hangi yöne gideceğimizi bilemeyiz. İşte tam da o noktada kararsızlık başlar. İnsan bazen yanlış karar vermekten o kadar korkar ki hiçbir karar vermemeyi tercih eder. Oysa çoğu zaman fark etmediğimiz bir gerçek vardır: Kararsızlık da aslında bir karardır. Üstelik çoğu zaman bedeli, düşündüğümüzden çok daha ağır olabilir. Kararsız kaldığımızda hayat durmaz. Zaman geçmeye, şartlar değişmeye ve fırsatlar elimizden kayıp gitmeye devam eder. Biz “Biraz daha düşüneyim” derken belki de değerlendirebileceğimiz bir fırsatı kaçırır, çözebileceğimiz bir sorunun daha da büyümesine izin veririz. Bazen de başkalarının karar vermesini bekler, kendi hayatımızın kontrolünü farkında olmadan başkalarına bırakırız. Karar vermek elbette kolay değildir. Özellikle önemli konularda doğru adımı atabilmek için düşünmek, araştırmak ve seçenekleri değerlendirmek gerekir. Ancak düşünmek ile sürekli ertelemek arasında büyük bir fark vardır. Bir noktadan sonra fazla düşünmek, doğru kararı bulmaya değil, karar vermekten kaçmaya dönüşebilir. Hayatta verilen her karar doğru sonuçlanmayabilir. Bazen en iyi niyetle aldığımız bir karar bizi beklemediğimiz bir sonuca götürebilir. Fakat yanlış bir kararın bile bize öğreteceği bir şey vardır. Nerede hata yaptığımızı görür, deneyim kazanır ve bir sonraki adımımızı daha sağlam atarız. Kararsızlık ise çoğu zaman bize deneyim bile kazandırmaz, yalnızca zaman kaybettirir. Bu nedenle en kötü kararın bile bazen kararsızlıktan daha iyi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü karar verdiğinizde hareket edersiniz. Bir kapıyı açarsınız, bir yolu denersiniz, hata yaparsanız ders çıkarırsınız. Kararsız kaldığınızda ise aynı yerde durmaya devam edersiniz. Üstelik geçen zaman, çoğu zaman geri getirilemez. Elbette burada “Düşünmeden karar verin” demiyorum. Aksine, önemli kararlar elbette akıl, bilgi ve tecrübeyle değerlendirilmelidir. Ancak bir noktada düşünmeyi bırakıp harekete geçmek gerekir. Çünkü hayat, bütün şartların kusursuz şekilde oluşmasını bekleyebileceğimiz kadar uzun ve öngörülebilir değildir. Bazen bir işe başlamak, bir adım atmak, bir konuşmayı yapmak ya da bir fırsatı değerlendirmek için yüzde yüz emin olmayı bekleriz. Oysa yüzde yüz emin olmak çoğu zaman mümkün değildir. Hayatın kendisi belirsizliklerle doludur. Önemli olan bütün belirsizlikleri ortadan kaldırmak değil, belirsizliklere rağmen ilerleyebilmektir. Karar vermek, insanın kendi hayatının sorumluluğunu üstlenmesidir. Yanlış yaptığımızda düzeltme cesaretini, doğru yaptığımızda ise ilerleme fırsatını bize verir. Kararsızlık ise bazen insanı sürekli “Acaba?” sorusunun içinde bırakır. Unutmayalım, yanlış bir yola girdiğimizi fark ettiğimizde yönümüzü değiştirebiliriz. Ama hiç yola çıkmazsak nereye varacağımızı asla bilemeyiz. Hayat, karar verenlerin değil sadece, gerektiğinde kararlarının sorumluluğunu alıp yoluna devam edenlerin hikâyesidir. Bu yüzden her şeyden emin olmayı beklemek yerine, elimizdeki bilgi ve imkânlarla en doğru olduğuna inandığımız adımı atabilmeliyiz. Çünkü bazen kaybettiğimiz şey yanlış karar değil, karar vermek için harcadığımız zamandır.