Zaman, fark etmesek de elimizden kayan bir su gibi. Dün diye bildiğimiz şey, bir bakmışız yıllar önce olmuş; gelecek diye kurduğumuz hayaller ise daha doğmadan yarım kalmış. Hep bir yerlere yetişme telaşı, hep bir şeyleri kaçırma korkusu… Ama ya en önemlisini kaçırıyorsak? Ya asıl kaçırdığımız, tam şu anda avuçlarımızın içinde duran hayatın kendisiyse?
Anı yaşamak… Sık duyduğumuz, bolca tavsiye edilen ama çoğu zaman nasıl yapılacağını bilmediğimiz bir kavram. Peki nedir anı yaşamak? Saatin tiktaklarını duymak mıdır? Veya o gün güneşin bulutların arasından nasıl süzüldüğüne dikkat etmek mi? Bir çocuğun kahkahasına gülümseyebilmek mi, yoksa sevdiğin biriyle göz göze geldiğinde, o bakışın içinde kaybolabilmek mi? Aslında hepsi.
HAYATI ERTELEMEK: MODERN ZAMANLARIN SESSİZ HASTALIĞI
İnsanoğlu olarak sürekli bir sonraki adımı planlıyoruz. “Biraz daha çalışayım, şu borcu kapatayım, emekli olayım, çocuklar büyüsün, yaz gelsin, havalar güzelleşsin…” diyoruz. Hep bir sonra, hep bir gün… Ve o "bir gün" hiçbir zaman gelmiyor. Çünkü hayat, erteleyenleri beklemiyor.
Yapılan araştırmalara göre insanlar hayatlarının büyük bir kısmını ya geçmişe takılı kalarak ya da geleceği düşünerek geçiriyor. Oysa bugünün değeri, geçmişin pişmanlıklarında ya da geleceğin kaygılarında değil. Tam burada, tam şu anda saklı.
ANI YAŞAMAK: LÜKS DEĞİL, İHTİYAÇ
Kimileri anı yaşamanın lüks olduğunu sanır. Hâlbuki tam tersi… Bu, ruhun bir ihtiyacıdır. Her sabah gözlerini açtığında, bir nefes daha alabildiğin için şükretmek, yüzünü yıkarken o suyun tenindeki serinliğini hissetmek, yürürken etrafındaki ağaçların dansını izleyebilmek…
Anı yaşamak, dünyaya daha yavaş bakabilmektir. Hayatı hızla tüketen kalabalıklardan, sosyal medyanın sonsuz akışından, başkalarının hayatlarını izlemekten birazcık olsun sıyrılıp kendi hayatının merkezine dönebilmektir. Bu, hiçbir zaman sadece bir romantik hayal olmadı. Hepimiz için mümkün ve gerekli bir duruş biçimi.
BASİT ŞEYLER, BÜYÜK MUTLULUKLAR
Bazen küçücük bir detay, tüm günümüzü güzelleştirebilir. Sabah içtiğimiz bir bardak sıcak çayın buharını izlemek, sevdiğimiz bir şarkının bir anda radyoda çalması, arkadaşımızın içten bir tebessümü, aniden bastıran yaz yağmurunun kokusu… Bütün mesele, bu küçük mucizeleri fark edebilmekte.
Mutluluğu hep büyük olaylarda arıyoruz. Oysa hayat dediğin, küçük mutlulukların toplamından başka nedir ki? Kimse sabah kalkıp “bugün hayatımı değiştiren bir şey olacak” demiyor ama bir bakmışsın, hiç beklemediğin bir anda içini ısıtan o küçük an, tüm hayatına yön vermiş.
GEÇMİŞE HAPSOLMA, GELECEĞE TAKILIP KALMA
Geçmişte yaptığımız hatalar, yaşadığımız acılar, kaçırdığımız fırsatlar… Hepsi zihnimizin bir köşesinde duruyor. Ama sürekli onlara dönüp bakmak, yürüdüğümüz yolu görmekten alıkoyuyor bizi. Aynı şekilde, sürekli yarının kaygısıyla yaşamak da bugünün neşesini çalıyor.
Oysa hayat, yalnızca şu an var. Ne dün geri gelecek, ne yarın kesin gelecek. Hepimiz bugünü yaşamakla yükümlüyüz. Sevdiğiniz insana sarılmak, güneş batarken biraz durup o anı izlemek, güzel bir sözü saklamadan söyleyebilmek, bir kahkahanın tadını çıkarabilmek… İşte gerçek yaşamak bu.
Belki de bazen durmak lazım. Telefonu bir kenara bırakıp, sosyal medya akışını kapatıp, derin bir nefes almak… Bir sokak lambasının ışığında dans eden kelebekleri izlemek… Anlamsız gibi görünen şeylerin aslında ne büyük anlamlar taşıdığını fark etmek.
Anı yaşamak, unuttuğumuz bir alışkanlık. Ama yeniden öğrenilebilir. Çünkü hiçbir an, aynı şekilde bir daha yaşanmayacak. Ne aynı kahkaha, ne aynı gün batımı, ne aynı tebessüm… Bugünün kıymetini bilmeyen, yarının değerini de anlayamaz.
Haydi şimdi bir an dur. Başını ekrandan kaldır. Derin bir nefes al. Gözlerinin önünde akıp giden hayata şöyle bir bak. Ve hatırla… Hayat sadece şu anda.