Son birkaç yıldır vitrinlere şöyle bir göz gezdirin… Üstler küçüldü, göbekler açıldı. Artık mevsim yaz mı, kış mı fark etmiyor. Kış ortasında crop top tişört, belden aşağı salaş pantolon… Üzerine kaban mı giyersin, montun içine mi çekiştirirsin sen bilirsin. Moda diyorlar, özgürlük diyorlar, “kendini ifade et” diyorlar. Peki işin aslı ne?

Moda dediğimiz şey hep böyleydi zaten. Bir dönem yüksek bel modaydı, sonra bir baktık bel aşağı indi. Rahat olsun dedik, bir sonraki sene daracık tişörtler doldu raflara. Göbeği açık kıyafet meselesi de aynı döngünün parçası. Aslında mesele kıyafet değil, beden. Göbek açmak demek, ‘bakın ben kendime güveniyorum’ demenin, ‘fit’ olma baskısının, ‘trend’e ayak uydurma yarışının bir yansıması.

Ve evet, bunu giyen, giyebilir. Kimsenin kıyafetine karışmak değil mesele. Fakat şu soruyu da kendimize sormalıyız: “Bu benim tercihim mi, yoksa bana sunulanın peşinden mi gidiyorum?”

ESTETİK BASKI VE TÜKETİM OYUNU

Göbeği açık tişört, askılı üst ya da mini etek… Hepsi “özgürlük” adı altında sunulsa da aslında kontrolsüz bir tüketim dünyasının en parıltılı aksesuarları. Sana diyorlar ki: “Göbeğin açıksa güzel, değilsen çalış, olmadı kapat, olmadı yeni sezonu bekle.” Çünkü sistem bunu istiyor. Beden odaklı trendler, sürekli yeni kıyafet almanı ve modaya yetişme kaygısı taşımanı sağlıyor. Bir gün crop top, ertesi gün balıkçı yaka. Sen yeter ki alışveriş yap. Gerisi önemli değil.

Ve bu, bir süre sonra kültürel değerleri de kemiriyor. Bizim toplumumuzun da kendine has bir ölçüsü, görgüsü, geleneği var. Bugün dedemizin, ninemizin yanında rahatlıkla giyemediğimiz kıyafetleri sokakta moda diye giymemiz, aslında kendi kültürel kodlarımızla da bir çatışma.

KİM NE GİYMEK İSTİYORSA GİYSİN AMA…

Elbette herkes canı ne istiyorsa giysin. Kimsenin kıyafetine karışmak haddimiz değil. Göbeği açık giymek de bir tercih. Ama şunu da kabul edelim: Moda sektörü bu tercihi yönlendiriyor. Göbek açmayı popülerleştirirken arka planda beden normları yaratıyor, zayıflığı ideal gösteriyor. Her şey ‘ben de giyebilmeliyim’ kaygısıyla dönüyor.

Fakat unutmamalıyız ki kendi kültürümüz, kendi değerlerimiz de var. Bizim geçmişimiz, yaşantımız, aile yapımız, toplumsal nezaket anlayışımız başka. Başkasının dayattığı estetik anlayışıyla kendimizi tüketip, kendi kültürel mirasımızı unutmamak lazım.

MODA SADECE MODA DEĞİLDİR

Göbek açmak meselesi sadece bir tişörtün kısa olması değil. Bu, beden algısı, estetik baskı, tüketim kültürü ve kültürel değerlerin iç içe geçtiği modern bir mesele. Kendi değerlerinden uzaklaşmadan, kendi kültürel dengeni bozmadan da şık, modern ve kendin gibi olabilirsin.

Her şeyden önce kültürüne uygun yaşa. Çünkü sana iyi gelecek olan da, uzun vadede seni ayakta tutacak olan da bu. Moda gelir geçer ama senin kimliğin ve kültürün seninle kalır.

Ben mi? Ben hâlâ bol gömlekçiyim.

KÜLTÜRE UYGUN YAŞAMAK

Hayat hızla değişiyor. Teknoloji gelişiyor, moda akımları birbiri ardına geliyor, sosyal medya hayatımızın merkezine yerleşiyor. Bir bakıyorsunuz dün ayıp sayılan, garipsenen şeyler bugün normalleşmiş. Peki bu değişimin içinde biz neredeyiz? Daha önemlisi, biz kimiz? Kültürümüz neydi, nereye gidiyor?

DEĞERLER DEĞİŞİR Mİ, YOKSA UNUTTURULUR MU?

Toplumlar elbette değişir, gelişir. Gelenekler zamana uyum sağlar. Ama bu değişim, kökünü unutturacak kadar hızlı ve kontrolsüz olursa işte o zaman mesele olur. Bizim topraklarımız, dünyanın en köklü medeniyetlerine ev sahipliği yapmış. Aile yapımız, saygı anlayışımız, misafirperverliğimiz, büyüğe hürmet, küçüğe sevgi kültürümüz bizi biz yapan değerlerdi.

Bugün bakıyoruz; ekranlarda, sokaklarda, sosyal medyada yabancı özentiliğiyle şekillenen bir yaşam tarzı moda haline gelmiş. Dışarıdan gelen her alışkanlığı, her davranışı “modernlik” diye benimseyip, kendi kültürümüzü geri kalmışlık gibi görmek tehlikeli bir bakış açısı.

KENDİ KÜLTÜRÜNÜ BİLMEDEN MODERN OLUNMAZ

Modern olmak; göbek açık tişört giymek, yabancı taklitleri yapmak, her gördüğünü almak, her duyduğunu tekrar etmek değildir. Modern olmak; kendi değerlerini bilerek, özünü unutmadan çağın imkanlarından faydalanmaktır. Geleneklerini reddetmeden de özgür olabilirsin. Ailene, mahallene, büyüklerine saygı göstererek de şehirli, bilgili, vizyon sahibi olabilirsin.

Kültüre uygun yaşamak demek; dar kalıplara sıkışmak değil, kendi özünü koruyarak yaşamak demek. Bize ait olanı, bize yakışanı bilmek demek.

HER ŞEYİN BAŞINDA AİLE VE MAHALLE KÜLTÜRÜ VARDI

Biz çocukken akşam ezanıyla eve girilirdi. Komşu çocuğu da bizim evladımız sayılırdı. Mahallenin büyüğü bir şey dedi mi, saygıdan ses edilmezdi. Sofrada büyük başlamadan çatal-kaşık elimize alınmazdı. Bugün bunlar nostalji gibi anılıyor, ama bu kültür, toplumun harcıydı.

Şimdi, sınırlar kalktı, dünya küçüldü ama insan daha yalnız, daha yabancı birbirine. Çünkü kültürel bağlar zayıfladı. Evet, teknoloji lazım, yenilik güzel… Ama kendi kültürünü bilen, özünü unutmayan bir nesil olmadıkça toplumun kökü kurur.

SON SÖZ: KÖKÜ SAĞLAM OLANIN DALI KIRILMAZ

Kültüre uygun yaşamak; sadece nasıl giyindiğin değil, nasıl davrandığın, nasıl konuştuğun, neye değer verdiğindir. Bizim kültürümüz, edep üzerine kuruludur. Güzelliği zarafette, saygıda, ölçüde arar. Bunu kaybettiğimizde, başkalarının kültürüne özenmekle kalır, kendi kimliğimizi kaybederiz.

Unutmayalım, kökü sağlam olanın dalı kırılmaz. Biz de kökümüzü bilerek, kendi kültürümüze uygun bir yaşam sürdürdüğümüzde hem modern, hem değerli, hem de gerçek anlamda özgür olabiliriz.

Ben hâlâ mahalle kültürünü özleyenlerdenim. Ya siz?