Hayatta sahip olduğumuz en kıymetli şeyin ne olduğunu sorsalar, çoğumuzun aklına hemen “sağlık” gelir. Çocukluğumuzdan beri duyarız bu sözü: “Her şeyin başı sağlık.” Bir büyükten nasihat aldığımızda, hasta yatağında dualar ederken, ya da bir yakınımızın sağlığı bozulduğunda bu cümlenin ağırlığını daha iyi hissederiz. Çünkü sağlık olmadan hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Ne malın, ne mülkün, ne mevkinin…

Dünyanın en zengin ülkeleri bile, pandemi sürecinde bunun ne demek olduğunu acı bir şekilde tecrübe etti. Güçlü ekonomiler, gelişmiş teknoloji, modern şehirler; sağlığa erişim olmadığında ne yazık ki hayatı korumakta yetersiz kaldı. İşte tam da bu yüzden, bir ülkenin gerçek gücü, sağlıklı bireylerinden ve sağlam bir sağlık sisteminden geçiyor.

TÜRKİYE SAĞLIKTA ÖNEMLİ ADIMLAR ATTI

Son yıllarda Türkiye, sağlık yatırımlarıyla büyük atılımlar gerçekleştirdi. Bir yandan şehir hastaneleriyle fiziki kapasiteyi genişletirken, diğer yandan tıbbi cihaz ve altyapı yatırımlarıyla sağlık sistemini modernleştirdi. Elbette bunlar önemli adımlar. Ancak sağlık sistemi sadece binalardan ve cihazlardan ibaret değil. Onları çalıştıran, her gün binlerce hastaya şifa dağıtan, acil durumlarda hayat kurtaran, bir bebeği doğurtan, yaşlı bir hastaya moral veren sağlık çalışanlarının gücüyle ayakta durur.

37 BİN YENİ SAĞLIK ÇALIŞANI BÜYÜK BİR İHTİYAÇTI

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sağlık Bakanlığı’nın 37 bin hekim dışı personel alımı yapacağını duyurdu. Bu müjde sadece sağlık camiası için değil, tüm vatandaşlar için sevindirici bir gelişme oldu. Çünkü biliyoruz ki, özellikle pandemi sonrası sağlık çalışanları çok yoruldu. Uzun nöbetler, artan hasta yükü, psikolojik ve fiziksel yorgunluklar sağlık ordusunun gücünü ciddi anlamda zayıflattı.

Bu personel alımıyla, hem mevcut sağlık personelinin yükü hafifleyecek hem de sağlık hizmeti daha erişilebilir ve kaliteli hale gelecek. Özellikle taşra bölgeleri, kırsal ilçeler ve sağlık personeli açığı bulunan merkezler bu alımdan büyük fayda sağlayacak. Çünkü sağlık sadece şehir merkezlerinde değil, en ücra köyde de, dağ başındaki bir mezrada da lazım. Orada da doğum oluyor, orada da acil hastalıklar çıkıyor, yaşlılar, çocuklar var. Sağlık, toplumun her kesimine eşit ulaşmadıkça, sosyal devlet olmanın gereği de tam anlamıyla yerine getirilmiş sayılmaz.

SAĞLIK SADECE HASTANE DÖRT DUVARI ARASINDA DEĞİL

Çoğu zaman sağlık denince aklımıza hastaneler, ameliyatlar ve ilaçlar geliyor. Oysa sağlıklı bir toplum, sadece hastanede tedaviyle olmaz. Temiz içme suyuna erişim, sağlıklı ve dengeli beslenme, çevre sağlığı, ruh sağlığı hizmetleri, sosyal güvenlik ve halk sağlığı bilinci gibi unsurlar da bu sistemin ayrılmaz bir parçası.

Bir çocuğun sağlıklı büyümesi için sadece hastalandığında değil, doğduğu andan itibaren düzenli kontrollerinin yapılması, yeterli ve sağlıklı beslenmesi, temiz bir çevrede yaşaması ve eğitim alması gerekir. Bir annenin, doğum öncesi ve sonrası hizmetlere ulaşabilmesi, yaşlıların huzurlu ve sağlıklı yaşam koşullarına sahip olması, işçilerin iş güvenliği ve iş sağlığı hizmetlerinden yararlanması; hepsi bir bütünün parçalarıdır.

ADALETLİ VE LİYAKATLİ BİR DAĞILIM OLMALI

Personel alımı kadar önemli olan bir başka konu da bu kadroların adaletli ve liyakatli bir biçimde dağıtılması. İhtiyaç duyulan branşlar ve iller belirlenirken siyasi kaygılardan uzak, tamamen ihtiyaca ve eşitliğe dayalı bir planlama yapılmalı. Çünkü bu ülkenin her köşesinde yaşayan her vatandaş, aynı kalitede ve hızda sağlık hizmetine ulaşma hakkına sahip.

Ayrıca sadece sayıya odaklanmak da yeterli değil. İşini seven, halkla iç içe olmaktan memnuniyet duyan, meslek aşkıyla çalışan sağlık personeline ihtiyacımız var. Sağlık, gönül işi. İnsan hayatına dokunan her meslek gibi büyük sorumluluk isteyen, vicdan ve özveri gerektiren bir alan. Umarım bu alımlarla birlikte sağlık ordumuz hem sayısal hem de nitelik anlamında daha da güçlenir.

SON SÖZ: UNUTMAYALIM…

Hayatın koşturmacasında çoğu zaman fark etmesek de, sağlığın kıymetini kaybetmeden bilmek gerek. Bir sabah sağlıklı uyanabilmek, sevdiklerimizle sağlıkla bir arada olabilmek dünyanın en büyük zenginliği. Tüm gelişmelerin, yatırımların, düzenlemelerin temelinde işte bu anlayış olmalı.