Her dönemin kendine has tartışmaları olur… Kimi zaman bir vergi düzenlemesi, kimi zaman bir sosyal uygulama. Bu kez gündemimizde Aile Sağlığı Merkezleri’nde alınan bazı sağlık raporlarının ücretli hâle getirilmesi var. 15 Haziran 2025 itibarıyla yürürlüğe giren düzenleme, halk arasında “rapor parası” tartışmasını da beraberinde getirdi.
Bir rapor 250 TL. Üstelik sabit. Ehliyet için de, sporcu lisansı için de, iş başvurusu için de… Vatandaşın zaten geçim sıkıntısıyla mücadele ettiği, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı şu günlerde sağlık hizmetlerinde ek bir yükün getirilmesi açıkçası toplum vicdanında karşılık bulmadı.
Sağlık Bakanlığı, bu uygulamayı “özel amaçlı raporlar” olarak sınıflandırıyor. Elbette askerlik, evlilik ve istirahat raporları gibi temel ve sosyal içerikli raporlar hâlâ ücretsiz. Ancak insanın aklına şu soru geliyor: Ehliyet alacak bir gencin ya da iş başvurusu yapacak bir vatandaşın sağlık raporu talebi neden gelir kapısı hâline getiriliyor?
Üstelik bu işin bir de sosyal boyutu var. Malum, sağlık hizmeti anayasada güvence altına alınmış bir temel hak. Elbette kamu sağlık hizmetlerinin sürdürülebilir olması için belli hizmet kalemlerinin ücretli olması tartışılabilir. Ancak burada önemli olan şey, bu ücretin halkın alım gücüyle örtüşüp örtüşmediği. Açık konuşalım: Bugün bir rapora 250 TL vermek, asgari ücretlinin bir günlük yevmiyesinden fazla.
Bir de sistemin işleyiş biçimi… Ödemeler internet üzerinden, e-Devlet şifresiyle yapılacak. Dijitalleşme güzel de, hâlâ kırsalda ve yaşlı nüfusta bu tür işlemleri yapamayan binlerce insanımız var. Kim ilgilenecek onların derdiyle?
Öte yandan olumlu tarafları da var elbette. Bakanlık, diğer sağlık kuruluşlarına kıyasla ASM’lerde ücretlerin daha düşük olacağını belirtiyor. Ayrıca hafta sonları ve tatil günlerinde akupunktur, fitoterapi gibi tamamlayıcı tıp hizmetlerinin devreye alınması, sağlık hizmetlerinde çeşitlilik sağlayabilir.
Ama işin özü şu ki; sağlık hizmeti ticari bir araca dönüşmemeli. İnsanlar sadece rapor alabilmek için ceplerini düşünmek zorunda bırakılmamalı. Sağlıkla ilgili her düzenleme yapılırken, sosyal devlet ilkesini ön planda tutmak, halkın yaşam kalitesini gözetmek gerekir.
Bu düzenlemeyle belki devlet kasasına yeni bir gelir kalemi eklenecek ama vatandaşın gönlünde biriken rahatsızlık da hafife alınmamalı.
Unutulmamalı: Devlet, vatandaşını gözettiği sürece güçlü.