Yine acı, yine hüzün, yine gözyaşı… Ve yine yüreklerimize kor gibi düşen şehit haberleri… Irak’ın kuzeyinde yürütülen Pençe-Kilit Harekâtında 12 kahraman Mehmetçiğimizi daha sonsuzluğa uğurladık. Bu haberler artık sadece televizyonlarda alt yazı olmaktan, sosyal medyada birkaç cümlelik paylaşımdan ibaret değil. Her biri bir evin ocağı, bir annenin göz nuru, bir babanın gururu, bir kardeşin can yoldaşı, bir nişanlının yarım kalan hayaliydi. Ve yine, acı haberlerin arasında Malatya’nın da evlatları vardı. Malatya bu acıya çok alıştı desek yalan olur. Her şehit haberiyle, bu memleketin bir yanı eksiliyor, bir yanı daha kanıyor.
Bu topraklarda şehit haberlerine alışılmaz. Alışılmamalı da… Her şehit haberi, insanın yüreğini sızlatmalı, içini yakmalı. Çünkü şehitlik kutsal bir mertebe olsa da, ardında bıraktığı acı tarifsizdir. Hele ki genç yaşta toprağa düşen Mehmetçiklerin ardından söylenen her kelime, her dua, her ağıt; bu milletin yüreğinde iz bırakır.
O yiğitlerin arkasında yarım kalan hayaller, tutulamayan sözler, kavuşulamayan sevdalar var. Anaların yastığı ıslanıyor, babaların yüreği dağlanıyor. Düşünsenize, evladını asker ocağına dualarla gönderen bir annenin kapısına dayanan acı haberi… O an dünyası başına yıkılıyor. Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Evdeki her eşya, her köşe, her hatıra o kahramanı hatırlatıyor.
Şehitlik, bu milletin tarih boyunca en yüce mertebesi oldu. Ancak hiçbir millet, evlatlarını böyle genç yaşta toprağa vermek istemez. Her ne kadar “vatan sağ olsun” denilse de, aslında içten içe her aile aynı duayı eder: “Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın.” Çünkü bu acı, anlatılacak gibi değil.
Malatya da işte bugün o tarifsiz acıyı yüreğinin tam ortasında hissediyor. Üç kahramanını, üç yiğidini daha vatana uğurlamanın hüznünü yaşıyor. Her cenazede gözyaşları sel oluyor, dualar göğe yükseliyor. O an orada olan herkes bilir ki, şehidin tabutunun üzerine örtülen al bayrak sadece bir örtü değil; bu milletin namusu, şerefi, geçmişi ve geleceğidir.
Bu millet her zaman şehitlerine sahip çıktı, çıkmaya da devam edecek. Ama artık temennimiz, bu acıların son bulması. Annelerin ağıt yakmadığı, çocukların yetim kalmadığı, bayrakların sadece bayramlarda coşkuyla dalgalandığı günleri görmek istiyoruz. Çünkü vatan sevgisi sadece can vermekle değil, can yaşatmakla da olur. Vatanı güçlü kılmak, birlik ve beraberliğimizi diri tutmak, kardeşliğimizi pekiştirmekle mümkündür.
Bugün yaşadığımız her kayıp, aynı zamanda bize bir uyarıdır. Barışın, huzurun ve kardeşliğin kıymetini bilmemiz gerektiğini hatırlatır. Vatanı sevmek sadece sınırda nöbet tutmak değil; bulunduğumuz her yerde, her işte hakkaniyetle çalışmak, ülkeye değer katmak, bayrağın dalgalandığı her yerde birlik ve beraberliği muhafaza etmektir.
Şehit anaları için, yetim kalan çocuklar için, geride gözü yaşlı nişanlılar, eşler, babalar için… Ve en çok da bu topraklarda bir daha evlatlarımız toprağa düşmesin diye, bu milletin her ferdi sorumluluk taşımak zorunda. Çünkü vatan hepimizin. Çünkü bu acı, sadece o eve değil, hepimizin yüreğine düşüyor.
Tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve saygıyla anıyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Dualarımız onlarla, kalbimiz aileleriyle… Ve biz, her zaman onların bıraktığı emanetin bekçisi olmaya devam edeceğiz.