Malatya'nın tarihi ve kültürel dokusunun derinden sarsıldığı 6 Şubat 2023 depreminin üzerinden tam iki yıl geçti. Malatya'nın sokakları, bu iki yıl içinde pek çok değişikliğe uğradı. Eski mahallelerin, camilerin, tarihi yapılarının çoğu yıkıldı. Ancak geriye kalan en değerli şey, halkının dirençli ruhu oldu. Malatya'nın yeniden inşa süreci, sadece binaların değil, aynı zamanda bu halkın, bu şehirdeki hayatın yeniden doğuşunu simgeliyor.

Şehirdeki her köşe, her sokak, her esnaf, her insan, o acı günleri bir şekilde hafızasında taşıyor. Depremin ardından kaybedilen yakınlarının yasını tutanlar, evini kaybedenler, iş yerini kaybedenler... Hepsi, bu şehirde bir parça kaybı hissediyor, ama aynı zamanda her gün bir adım daha atarak yeniden inşa ediyorlar.

Büyük bir acının, yıkımın ardından gelen umut, en güçlü silahımız. Malatya'nın halkı, öylesine bir azimle kalktı ki; her yıkıntının arasında filizlenen bir umut var. Her gün, insanlarının gözlerinde, birbirlerine sarılma çabalarında, geçmişin acılarına rağmen yeniden bir araya gelme gayretlerinde, Malatya'nın gücünü görmek mümkün.

Bugün, geriye bakarken, hepimiz bir şey daha biliyoruz; depremler bir şehirde fiziksel yıkımlara yol açar ama asıl yıkım, bir halkın umutlarını kırmak oluyor. Malatya halkı bunu başaramadı. Kaybettiği her şeyi bir şekilde kazanmaya, ayağa kalkmaya, daha güçlü bir şehir olmaya devam ediyor.

Bugün, Malatya'nın yeniden doğuşunun ikinci yıl dönümünde, bu şehrin tarihini bir kez daha hatırlıyor ve kayıplarımızı saygıyla anıyoruz. Her yeni adımda, her yeni inşa edilen evde, her yeni umutla, Malatya halkı daha güçlü, daha dayanıklı ve daha birlikte bir şehir olmayı sürdürüyor.

DEPREM DEĞİL, BİNA ÖLDÜRÜYOR

6 Şubat 2023’te Malatya, bir doğal felaketin acımasız yüzüyle karşılaştı. O gün, yeryüzü titreşti, binalar yıkıldı, canlar kayboldu… Ancak bir şeyi unutmamalıyız: Deprem doğaldı, fakat ölümler ve yıkımlar çoğu zaman binaların sağlıksız yapısından, ihmallerden ve hatalı planlamalardan kaynaklanıyor.

Deprem, ne kadar büyük ve yıkıcı olursa olsun, yerin altındaki hareketlerle sınırlı. Oysa binalar, insan eliyle şekillenir. Ne kadar sağlıklı inşa edilmişse, o kadar güvenli olur. Ne kadar aceleye getirilmişse, o kadar risklidir. Malatya, birçok yönden bu acı gerçeği yaşadı. Çünkü bir deprem değil, çoğu zaman bizlerin göz ardı ettiği yapılar öldürüyor.

Son yıllarda yapılan hatalı inşaatlar, yanlış malzeme kullanımı, mühendislik hataları ve yetersiz denetimler hem can hem de mal kayıplarına neden oldu. Depremin yarattığı yıkımın çoğu, bu hataların doğrudan sonucuydu. Binalar, hiçbir dayanıklılığı olmadan, sanki üzerinde bir yük taşımaya bile hazır değilmiş gibi yere serildi. İnsanlar, sadece zeminle değil, o zemin üzerinde duran yapılarla da savaşmak zorunda kaldı.

Gerçek şu ki: Deprem öldürmüyor. Bina öldürüyor. Eğer yapılar depreme karşı dayanıklı olsaydı, belki de o kadar can kaybı yaşanmazdı. Belki de yıkılan sokaklarda o kadar acı ve korku yaşanmazdı. Bir bina ne kadar güvenli olursa, o kadar az can kaybı olur. Bu noktada sadece yapılar değil, şehirlerin altyapısı, denetim süreçleri ve halkın bilinçlenmesi de büyük önem taşıyor.

Malatya, geçmişte yaşadığı depremlerle bu gerçeği bir kez daha acı bir şekilde hatırladı. Bu felaketin ardından yeniden inşa sürecinde hem hükümetin hem de yerel yönetimlerin sorumluluğu büyük. Bu süreçte yapılması gereken tek şey, yerel yapıların kalitesini artırmak, inşaat standartlarını sıkılaştırmak ve denetimleri güçlendirmektir. Çünkü deprem, kaçınılmaz. Ancak binalar ve güvenlik önlemleri, bizlerin elinde.

Bir şehir, sadece binalarıyla değil, bu binalarda yaşayan insanlarıyla anlamlı. Malatya, yeniden ayağa kalkarken, bizlerin bu gerçekleri göz önünde bulundurarak hareket etmemiz gerekiyor. Deprem değil, binalar öldürüyor ve bu, değiştirebileceğimiz bir gerçek.