Hayatta unuttuğumuz, değeri her geçen gün biraz daha yitip giden en kıymetli meziyetlerden biri güzel insan olabilmektir. Hepimiz hayata bir telaşla tutunmaya çalışıyoruz. Kimimiz ekmek parası için, kimimiz daha iyi bir gelecek hayaliyle, kimimiz bir unvanın peşinde… Fakat çoğu zaman yolun sonunda neyin kalacağını, bizden geriye neyin hatırlanacağını düşünmüyoruz. Oysa ne kazandığımız paralar ne sahip olduğumuz makamlar ne de arkamızda bıraktığımız mal mülk… Bir gün hepsi unutulur gider. Geriye kalan sadece gönüllerde bıraktığımız iz, yüreklerde taşıdığımız güzellik ve ettiğimiz dualardır.

İnsan doğası gereği iyiliğe muhtaçtır. Güzel sözlere, içten bir tebessüme, menfaatsiz bir dosta, derdiyle dertlenen bir gönüldaşa… Fakat modern çağ dediğimiz bu hızlı ve bencil zaman diliminde, insani değerler yavaş yavaş aşınıyor. Samimiyet yerini gösterişe, dostluk yerini çıkar ilişkilerine bırakıyor. İşte tam da böyle bir zamanda güzel insan olmak, kıymeti tarifsiz bir meziyet haline geliyor.

Güzel insan olmak demek, herkesin içten içe arayıp da kolay kolay bulamadığı bir iyilik hâlidir. Yalnızca gülümsemek değildir. Bazen bir yarayı sarmak, bazen susmasını bilmektir. Bazen elini taşın altına koymak, bazen iki kelimeyle bir gönül onarmaktır. Güzel insan, kimseye karşı kibirlenmez. Gösteriş bilmez. Menfaatsiz sever, selamı eksik etmez, bir çocuğun başını okşar, yaşlı bir insanın elini tutar, çaresiz bir yüreğe umut olur. O, gönlünün zenginliğiyle yaşar.

Bugün herkes iyi insan olmaktan bahsediyor. Peki, iyi insan olmakla güzel insan olmak arasında nasıl bir fark var? İyi insan olmak, kimseye kötülük yapmamaksa; güzel insan olmak, iyiliği bir yaşam biçimi haline getirmektir. Yani sadece kötülükten uzak durmak değil, etrafına ışık olabilmektir. Güzel insan, karanlık bir odada kibrit çakmaktır. Umutsuz bir anda bir omuza yaslanmaktır. Gözyaşını gizlice silen, düşeni usulca kaldıran insandır.

Güzel insanın sözü az, etkisi büyüktür. Yeri gelir bir tebessümüyle karanlık bir günü aydınlatır. Göründüğü gibidir, olduğu gibi görünür. Maskesiz yaşar. Kimseyi yarı yolda bırakmaz, kimsenin ekmeğinde gözü olmaz. Kalp kırmaktan çekinir, incitmemek için kelimelerini seçerek konuşur. Çünkü bilir ki, bir gönül kırmak, Kâbe’yi yıkmaktan daha ağır bir vebaldir.

Güzel insan kibir bilmez, şükürden şaşmaz. Başarısını böbürlenerek değil, şükrederek anlatır. Başkasının acısından beslenmez, aksine derman olmaya çalışır. Yanlış bir söz duyduğunda susturmak için değil, doğruyu söylemek için konuşur. Zor gününde dostlarını unutmayan, dar zamanda vefasını gösteren kişidir güzel insan.

Oysa çağımız, kalp yoran, ruh tüketen bir çağ… İnsanlar birbirini geçmeye, üzmeye, ezmeye odaklı. Samimiyet unutulmuş, dostluklar menfaate dönüşmüş. Bir çıkarın yoksa adın anılmaz olmuş. İnsanlar birbirine güvenemez hale gelmiş. Böyle bir ortamda güzel insan olabilmek cesaret ister. Dirayet ister. Kalabalığa rağmen yalnız kalsa da iyilikten sapmamak, başkaları yanlış yapsa da doğruda direnebilmek ister.

Ve en önemlisi güzel insan, yaptığı iyiliğin reklamını yapmaz. Gösteriş peşinde koşmaz. Sol elinin verdiğini sağ el bilmez. Gönülden verir, gönülden sever. Bir tebessümü, bir güzel sözü sadaka bilir. Kimseden alkış beklemez. Çünkü onun bildiği bir hakikat vardır: “Güzel insan ol, bil ki Allah seni bilir.”

Bugün bir güzellik yapalım. Birinin gönlünü alalım. Bir selam verelim. Bir tebessüm hediye edelim. Bir hayır duasına sebep olalım. Bir yetimin başını okşayalım. Bir yaşlıyı arayıp hâlini soralım. Bir iyiliğimiz gizli kalsın. Çünkü dünya, güzel insanlar oldukça yaşanılır bir yer kalacak.

Unutmayalım; her insan yaşlanır, her beden yıpranır ama güzel insanlığın izi sonsuza kadar kalır. Paranın, makamın, şöhretin unutulduğu yerde güzel bir söz, bir iyilik hatırlanır. Belki de insanı insan yapan tek şey, işte o güzelliklerdir.

Haydi, güzel insan olmaya…

Ne eksilir ki iyilikten? Belki de eksilmediğimiz tek yer, yüreklerimiz olsun.