Teknoloji her geçen gün baş döndürücü bir hızla gelişiyor. İnsanlık, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar büyük bilimsel ve teknolojik imkânlara sahip. Bir zamanlar hayal gibi görünen birçok yenilik bugün hayatımızın sıradan bir parçası hâline geldi. Ancak ne yazık ki teknoloji büyürken, insanlığın aynı hızla geliştiğini söylemek her zaman mümkün olmuyor. Hatta bazı alanlarda vicdanımızın, merhametimizin ve insani değerlerimizin geriye gittiğine tanıklık ediyoruz. Bugün teknoloji kullanılarak insansız savaş araçları geliştiriliyor, yeni nesil silahlar üretiliyor ve bunlarla sayısız insanın hayatı son buluyor. İnsan canı, çoğu zaman bir rakamdan ibaretmiş gibi görülüyor. Teknoloji, kimi zaman korku salmanın, güç gösterisinin ve üstünlük kurmanın bir aracı hâline getiriliyor. Oysa teknoloji bunun için var olmamalı. Bilim ve teknoloji, insanlığı yok etmek için değil; onu yüceltmek, yaşamı kolaylaştırmak ve daha yaşanabilir bir dünya kurmak için kullanılmalıdır. Ne yazık ki insanlık olarak bu konuda hâlâ yeterince bilinçli değiliz. Dünyanın yalnızca bize ait olduğunu düşünüyor, onu istediğimiz gibi kullanabileceğimizi sanıyoruz. Üzerinde yaşayan diğer canlıları, hatta kendi türümüzü bile çoğu zaman sadece çıkarlarımız doğrultusunda değerlendiriyoruz. İşimize gelmeyeni yok etmeye çalışıyor, doğayı ve yaşamı tüketiyoruz. Oysa unuttuğumuz çok önemli bir gerçek var: Hiç kimse bu dünyada kalıcı değildir. Hepimiz bir gün gelip geçeceğiz. Madem bu dünyada misafiriz, o hâlde arkamızda güzel izler bırakmalıyız. Çocuklarımıza, ailemize, sevdiklerimize ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya emanet etmek hepimizin ortak sorumluluğudur. Bunu başarabilmek için teknolojiyi doğru amaçlarla üretmeli ve doğru alanlarda kullanmalıyız. İnsan hayatını kolaylaştıran, hastalıkları tedavi eden, eğitimi geliştiren, çevreyi koruyan ve yaşam kalitesini artıran her teknoloji, insanlığın ortak kazanımıdır. Ancak teknoloji kötülüğün hizmetine sunulduğunda bunun bedelini yalnızca hedef alınan insanlar değil, bütün insanlık öder. Çünkü başkalarına yapılan haksızlıklar ve kötülükler, er ya da geç korku, güvensizlik ve huzursuzluk olarak hepimize geri döner. Böyle bir dünyada gerçek mutluluğu bulamayız. Sağlıklı ilişkiler kuramayız. İnsanlar birbirine güvenemez, toplumlar sürekli kaygı içinde yaşar. Bu gidişat devam ederse öyle bir noktaya geliriz ki dünya, adeta cehennemden daha ağır bir yere dönüşür ve insanlar "Keşke kıyamet kopsa." diyecek kadar umutsuz hâle gelir. İşte bu noktaya gelmemek için bugünden harekete geçmek zorundayız. Teknolojiyi insanlığı öldürmek için değil, insanlığı yüceltmek; daha adil, daha güvenli ve daha huzurlu bir gelecek inşa etmek için kullanmalıyız. Güçlü olmak, başkalarını ezmek anlamına gelmemelidir. Asıl güç; bilgiyi, bilimi ve teknolojiyi insanlığın ortak iyiliği için kullanabilmektir. Unutmamalıyız ki dünya hepimizin ortak evidir. Bu evde yalnızca insanlar değil, tüm canlılar yaşama hakkına sahiptir. Kimsenin hakkını gasp etmeden, sevgi, saygı ve adalet içinde yaşayabildiğimiz ölçüde gerçek anlamda ilerlemiş oluruz. Teknolojinin en büyük başarısı daha güçlü silahlar üretmek değil, daha mutlu insanlar ve daha güzel bir dünya bırakabilmektir. Geleceğe bırakacağımız en değerli miras da işte bu anlayış olacaktır.