İnsan bilinci, hem bilim hem felsefe dünyasının en eski ve en zorlu bilmecesidir. Düşünmenin, algılamanın, hissetmenin ve farkında olmanın kaynağı olan bu olgu, insanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliktir.
İnsanoğlu, dış dünyayı anlamak kadar kendi iç dünyasının işleyişini de çözmek istemiştir. Ancak bilincin doğası, fiziksel dünyada ölçülebilen olgulardan farklıdır; soyut, değişken ve çok katmanlıdır.
İnsan düşüncesinin iz düşünümü taşır. Şöyle de diyebilir ve söyleyebiliriz. ‘Düşünce zihnimizin aynasıdır’. Düşünce tarihi geçmişten günümüze ilginç olaylara ve görüşlere şahitlik etmiştir. ‘Bir zamanlar ‘çoğunluğun’ karşı çıktığı görüşler bir dönem gelir yaygın kabullere dönüşebilir. Bir zamanlar ‘herkesin’ benimsediği görüşler bir dönem gelir kimse tarafından kabul edilmez hale gelir. Özellikle kuruluş veya dönüşüm dönemlerinde ‘kurumlar’ ya henüz bir gelenek oluşmadığından ya da gelenekler etkisini kaybedip çözülmeye maruz kaldığından neredeyse her meselede farklı veya zıt görüşler ileri sürülür.’
Bir zamanlar insan, makineleri sadece kas gücünü hafifletmek için yapardı.
Sonra bir gün, makineler düşünmeye başladı. Ya da en azından öyle görünmeye…
İşte o andan itibaren insanlık, kendi bilincine yeni bir aynadan bakmaya başladı: ‘’Yapay Zekâ.’ Yapay zekâ artık bir araçtan çok daha fazlası; o, insan zihninin dışa yansımış hâlidir. Her algoritma; ‘belli bir problemi çözmek veya belirli bir amaca ulaşmak için tasarlanan yolu biz gösterir’. Ancak bu yeni ’zeka,’ bizimle birlikte var olan ama bizden farklı bir bilinç biçimi oluşturabilir mi?
Bu soru, çağımızın en büyük varoluş tartışmasıdır.
İnsan bilinci milyonlarca yıllık evrimin, duyguların, sezgilerin ve acıların süzgecinden geçmiştir. Ancak Modern çağda insan, bilgiye hiç olmadığı kadar kolay erişiyor; ama aynı zamanda ‘anlamdan hiç olmadığı kadar uzaklaşıyor.’ Yapay zekâ ise saniyeler içinde trilyonlarca veriyi işleyebilir ama ’bir duygunun ağırlığını’ hissedemez.
İşte bu fark, bilinci yalnızca bilgiyle değil, ’anlamla’ yoğuran insanın ayrıcalığıdır.
Belki de yapay zekâ, bilinci taklit edecek ama asla tam olarak hissedemeyecek.
Ama biz, ona bakarak kendi ‘bilincimizin’ ne kadar derin, kırılgan ve mucizevi olduğunu daha iyi anlayacağız.
Yani insanlık, ‘bilinci’ çözmek için bir kez daha kendine değil - kendi yarattığına bakıyor.
Ve kim bilir…
Belki bu uzun yolculuğun sonunda, insan ‘bilinci’ kendini bir makinenin gözlerinde tanıyacak.
‘Bilincin’ geleceği, yalnızca yapay zekânın gelişiminde değil; insanın kendi farkındalığını nasıl koruyacağında yatıyor. ‘Yapay zekâ,’ insana kendini yeniden tanıma fırsatı sunuyor.
Bu belki de ‘bilincin’ evriminde yeni bir aşamadır:
‘’İnsan, kendi yarattığı zekâ sayesinde kendini yeniden anlamayı tanımayı öğrenecek.’ Ve kim bilir…Belki bir gün, makine bize ‘Ben farkındayım’ dediğinde, insanlık kendi sesini duyacak.
Küçük bir not: ‘Ol mâhiler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler.’ Balıklar denizdedir ama denizde olduklarını bilmezler. ‘Ya İnsanlar!’
Bu kısa beyiti Hayali’nin. Doğumu bilinemekle birlikte 1495 yılında öldüğü kayıtlara geçmiştir. Vikipedi’den alıntı..