İdeolojik bagajları, düşüncelerinin içine nüfus etmiş paradigmaları ile yürüyen ülkelerin, toplumların ve insanların düşünce anlayışı hastalıklarından kurtulduğu görülmemiştir. Eskiyen İdeolojik kavramlarını bagajlarından en çabuk, en hızlı boşaltan ülkeler, toplumlar ve insanlar en çabuk insani değerlere ve kaliteli bir yaşama kavuşmuşlardır.
Bunu biraz daha açacak olursak, Üretken bir Güç olan ’üretim Güçleri’ İnsanların üretim sürecinde uyguladığı tüm güçlerle birlikte (beden beyin araçlar ve teknikler malzemeler, kaynaklar, işçilerin iş birliğinin kalitesi ve ekipmanlar) geldiğimiz bugünkü aşamada ’İnsan Bilgisi’ de Üretken bir güç olarak, üretim güçlerinin önemli kavramları arasında yerini almaktadır. Bunlar değişip geliştikçe insanlar arasındaki ilişkiler de zorunlu olarak değişmek zorunda kalacaklardır.
İnsanlar kavramlar üzerinden düşüncelerini ifade eder ve anlamlandırırlar. Yaşamın anlamı kavramların içerisinde kendine yer bulur. Bu kez de ‘Kavram’ nedir? sorusu karşımıza çıkmaktadır. Kavramlar beynimizin dışındaki nesnelerin, duyu organlarımızla beynimizde algılanan soyut şeylerin tasarımıdır diyebiliriz. Doğruluğu ise duyular yolu ile algılanan ve beyinde yer edinen soyut bu soyut kavramların, yeniden dil aracılığıyla kelimeler ifade edilerek, beyin dışındaki nesnelerle buluşması ile somutlaşır ve hayatta bunun karşılığı oluşursa, beynimizdeki soyut kavramlar da varlığını korur ve korumalıdır. Bu haliyle beynimizdeki soyut tasarımlar doğrudur.
Benin dışındaki nesneler aynı kaldığı ve karşılığı olduğu sürece, kendimizle ve çevremizle bir sorun yaşamayız. Oysa ne doğa ne toplum ne de insanın kendisi düşünceleri ile aynı kalan, kendi kendini tekrar eden şeyler değildir. Her şey her an hem akıyor hem değişiyor. Hem de değiştiriyor. Kaç yaşındaysanız bırakın yirmi otuz yaşları, beş altı yılı değil, birkaç yıl öncesine bakınız ne çevreniz de ki doğa ne toplum ve ne biz siz aynı değiliz. Düşüncelerimizden tutun da fiziki yapımıza varıncaya kadar değişimlerimizi gözlemleyebiliriz.
Eğer daha önce sabitlediğimiz paradigmalarımız yani düşünce kalıplarımız varsa, bu bizi bizleri çevreyle uyumsuz kılar. Çevremizle çatışma içerisine gireriz. Bir süre sonra bu düşünceler iyice hastalanır ve bir sürü olumsuzluklar yaratır. Bu toplumla birlikte genelleşmeye başladığında hep birlikte toplumla birlikte hastalanırız. Giderek sistem tümüyle yozlaşmaya başlar. Artık toplum hastalanmıştır.
’Üretim Güçleri, üretken güçler’ Üretim İlişkilerinin değişmesini zorunlu hale getirmiştir. Artık eski Üretim İlişkileri değişmek zorundadır. Bu çatışma bir süre devam eder. Bu sürgit devam etmez edemez. İşte burada karşımıza sistemin oluşturduğu ‘paradigmalar’ dediğimiz düşünce sistemleri sabit olanlarla, değişimin farkına varıp paradigmalarını değiştirenler, düşüncelerini yenileyenler arasında bir çatışma, karşıtlık oluşur. Bu çatışma ve karşıtlık bir süre daha devam eder.
Sistemi yönetenler ile Sistemi Yönetmeye talip olanlar bu değişimin zamanında farkına varıp bu değişmezlikte kendilerini yenilemezlerse bu çatışmazlık ve karşıtlıklar ilahi nihaiye sürmez, sürdürülemez. Toplumda bu tartışma halini ve değişimi bir süre daha tartışır. Bu tartışma hali hayattaki değişmelerle birlikte uyumlu hale gelince, değişimlerle uyumlu bir ortamda değişmeyenin yerini alır ve değişerek değiştirerek rahatlar. Bu hayatın bir gerçekliğidir. Bu gerçekliği doğa toplum ve insan bütünüyle kendisinde yaşar. Bu döngü hayat dediğimiz yaşanmışlık halinin ta kendisidir.