Geçtiğimiz hafta pazartesi günü Belediye Başkanlarımıza başlıklı Sonmanşet gazetesinde bir köşe yazım yayınlanmıştı. Facbook’ta bu yazımı siz değerli okurlarımla paylaşmıştım. O yazının içeriğinde Kentimizin ileriye taşınması ve bölge kenti olması için ‘Kent Bilincinin’ oluşmasından söz etmiş, hemşerilerimizle birlikte bu ‘bilincin’ kazandırılması gerektiğinden söz etmiştim. Bugün ‘Bilinç’ kavramı üzerinde durmaya çalışacağım. Yorumlarınızla yazıma katkı sunarsanız mutlu olurum.
‘Kent bilinci;’ bireyin yaşadığı ‘çevreyi algılama, ona değer verme, koruma ve geliştirme sorumluluğunu üstlenmesi anlamına gelir..’
Şehrimizin caddelerinde sokaklarında yürüdüğümüzde gördüğümüz ‘düzen, düzensizlik, nezaket, hoyratlık, estetik ya da çirkinlik,’ hepsi hemşerilerimizin ‘bilinç düzeyine’ dair bize sessiz birer nottur. Tam da bu nedenle ‘bilinçli kent’ dediğimizde önce şu soruyu sormak gerekir: ‘Bilinçten ne anlıyoruz?!..’
Günlük hayatta sıkça kullandığımız bir ifade vardır: ‘O çok bilinçli biridir.
Peki bununla tam olarak ne kastederiz? ‘Bilinçli insan,’ sadece okumuş, bilgili, kültürlü insan mıdır? Yoksa ‘Kentin kendisine sahip çıkan, farkında olan, duyarlı ve sorumluluk sahibi bireylerin ortak aklı…’ diyebiliriz miyiz? Ve belki de en önemlisi: ‘Kentine değer veren insan, kendine de değer veren’ insan-mıdır? Yoksa bundan çok daha derin bir şey mi anlatıyoruz? Aslında ‘bilinçli insan’ dediğimizde kastettiğimiz kişi, yalnızca ‘bilgiyle’ değil, ‘farkındalıkla yaşayan’ kişidir. Çünkü ‘bilgi’ zihni doldurur, ama ‘bilinç’ zihni aydınlatır.
Bilinçli insan, önce kendisini ‘gözlemlemeyi’ bilir. Duygularının farkındadır…
Neden ‘öfkelendiğini’, neden ‘kırıldığını,’ neyin onu ‘mutlu ettiğini’ anlar. Kendi iç dünyasına bakabilen, kendi gölgesini ve ışığını kabul edebilen kişidir. ‘Kendisiyle yüzleşmekten kaçmayan insandır.’
Bilinçli insan, otomatik tepkilerle değil, ‘bilinçli tercihlerle’ hareket eder.
‘Düşünmeden’ konuşmaz. Anlık ‘öfkeye kapılıp’ kırmaz. Dürtüleri değil, ‘farkındalığı’ yönlendirir.’ Yani ‘Ben böyleyim’ diyerek kaderine razı olmaz; ‘Ben böyle olmayı seçiyorum’ diyerek yaşamına yön verir. ‘Bilinçli insan’ hatalarını başkalarına yüklemez..
‘Kendi tercihlerinin ve davranışlarının’ sonucunu taşır…
‘Ben bunu neden yaşadım?’ yerine, ‘Bundan ne öğrenebilirim?’ diye sorar. ‘Sorumluluk duygusu,’ onun en ‘temel rehberidir.’ Bilinçli insan başkalarının hakkını, duygusunu ve yaşamını önemser. Empati kurabilir. ‘Dinlemeyi bilir.’
‘Ben’ kadar bizin de farkındadır. ‘Bilinçli insan,’ yaşamın sürekli bir ‘öğrenme alanı’ olduğunu bilir. Kendini sabit bir ‘kimlik’ olarak görmez. Değişime direnmez, ‘dönüştükçe’ büyür..
Her yaşadığı acıdan bir ‘ders,’ her mutluluktan bir ‘şükür,’ her karşılaşmada bir ‘anlam’ bulur. Gürültülü bir dünyada en büyük bilgelik, kendi ‘iç sesini’ duyabilmektir. ‘Bilinçli insan,’ kalabalığın sesine değil, içindeki ‘rehbere’ kulak verir. ‘Yüreğiyle aklını’ dengeleyebilir.
Peki, bilinçli insan doğulur Mu? Hayır. Bilinç geliştirilir. ‘Düşünerek, sorgulayarak, deneyimleyerek, yanılarak, doğruyu bularak…’Bilinç bir hediye değil; ‘emek’ verilen bir yolculuktur.
Bilinçli İnsan: fark eden, düşünen, hisseden, ‘sorumluluk alan,’ kendini ve başkasını dikkate alan ve yaşamı ‘bilinçli seçimlerle’ şekillendiren insandır.
Bilinçli insan her şeyden önce kendini tanıma cesareti gösteren insandır. Kendine dönüp bakabilen, bir söz söylemeden ‘önce düşünür;’ bir adım atmadan ‘önce hisseder..’ Öfkeye kapılmaz, kapılsa bile kendini ‘oradan çekip almanın’ yolunu bilir. Ama belki de en önemlisi, bilinçli insan ‘sorumluluk almaktan kaçmayan’ insandır. Yaşadıklarının arkasında durur. Sonunda ‘bilinçli insan’ dediğimiz şey; ‘yüksek bir unvan, olağanüstü bir erdem ya da ulaşılamaz bir mertebe değildir.’
Belediyelerimiz, Sivil Toplum Kuruluşlarımız, Meslek Örgütlerimiz, Sendikalarımız Hepimiz hep birlikte el ele Şehrimizde bir ‘KENT BİLİNCİ, KENTLİ HEMŞERİ BİLİNCİ’ oluşturmadan, uğraş vermeden; Malatya’mızı ne ‘Bölge Kenti,’ Ne de ‘İleriye ve Gelişmeye Açık Bir Şehir’ yapmayacağımızı düşünüyorum. Dilerim ben yanılırım ‘Şehrim Malatya’mız’ Kazanır.