Anadolu’nun kalbinde, tarihiyle, kültürüyle ve insanıyla kıymetli bir şehir vardır: Malatya. Kimine göre kayısının başkenti, kimine göre Evliya Çelebi’nin “şehri mamur ve bağistan” dediği kadim topraklar… Oysa Malatya, bundan çok daha fazlasıdır.
Malatya, değerli bir kenttir çünkü bu şehir, tarih boyunca medeniyetlere beşiklik etmiş, nice kavimlerin, orduların ve seyyahların iz bıraktığı, uygarlıkların harmanlandığı bir coğrafyada yükselmiştir. Arslantepe Höyüğü, sadece Malatya’nın değil, dünya tarihinin ilk şehir devletlerinden birinin izlerini taşır. Burada toprak, sadece bereket değil, geçmişin hafızasıdır.
Bu kent değerlidir çünkü doğası, dağı, ovası ve akarsuyu ile başka diyarların hasretle andığı güzellikleri içinde barındırır. Gün gelir Yaygın Barajı’nın serinliği, gün gelir Levent Vadisi’nin büyüsü, Nemrut Dağı’nın ihtişamı misafir eder insanı. Kayısı bahçeleri sarıya boyandığında, toprak yeniden can bulur, şehir bayrama hazırlanır gibi coşar.
Malatya, değerli bir kenttir çünkü insanı candandır. Kapısını çalmadan önce yüzünü güldürür, sofrasını paylaşmadan bırakmaz. Düğünüyle, taziyesiyle, selamıyla Anadolu’nun unutulmaz dostluklarını yaşatır. Malatya’nın insanı merttir, sözü sözdür, gönlü geniştir.
Bu şehir değerlidir çünkü acısıyla da, sevinciyle de dimdik durmayı bilir. Deprem görmüş, yangın görmüş, tarih boyunca nice badire atlatmış ama hiçbir zaman yılmamıştır. Malatyalı’nın toprağa kök salan bir karakteri vardır. Her baharda yeniden filizlenir, her zorluktan bir umut çıkarır.
Ve elbette Malatya, sadece geçmişiyle değil, geleceğiyle de değerli bir kenttir. Gençleriyle, üniversitesiyle, üreten çiftçisiyle, sanatçısıyla, öğretmeniyle yeni bir hikâye yazmaya hazırdır.
Bu yüzden diyorum ki; Malatya değerli bir kenttir. Hem tarihinin hatırına, hem toprağının bereketine, hem de insanının yüreğine… Bizlere düşen, bu kıymeti bilmek, değerini yaşatmak ve geleceğe onurlu bir şehir bırakmaktır.
Kalın sağlıcakla.