Trafik… Modern hayatın en büyük kolaylıklarından biri ama aynı zamanda en büyük tehditlerinden de biri haline geldi. Her gün milyonlarca insan yollarda, işine, okuluna, memleketine, sevdiklerine ulaşmaya çalışıyor. Ne yazık ki bu yollar, sadece hedefe giden bir güzergâh değil; çoğu zaman acının, kaybın ve geri dönüşü olmayan hataların da adresi oluyor. Son yıllarda ülkemizde ve özellikle Malatya’da yaşanan trafik kazaları, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne seriyor.
Haber bültenleri, gazeteler ve sosyal medya platformlarında neredeyse her gün karşımıza çıkan trafik kazası haberleri artık sıradanlaştı. “Feci kaza”, “can pazarı”, “zincirleme çarpışma”, “ölü ve yaralılar var” cümleleriyle başlayıp birkaç satırla özetlenen olaylar, aslında geride tarifi mümkün olmayan acılar bırakıyor. Bir aile o gün evine ekmek götüremiyor, bir çocuk annesiz babasız kalıyor, bir genç hayallerine daha ulaşamadan aramızdan ayrılıyor. Ve bizler, çoğu zaman bu haberlerin sonuna “kader” kelimesini ekleyip, meselenin üstünü örtüyoruz.
Peki gerçekten kader mi?
Elbette değil. Trafik kazalarının çok büyük bir bölümü insan hatası ve ihmal sonucu meydana geliyor. Emniyet kemeri takmamak, hız sınırını aşmak, cep telefonuyla konuşmak, alkollü direksiyon başına geçmek, kırmızı ışıkta durmamak, yorgun ya da uykusuz araç kullanmak… Hepsi bizim elimizde olan, önüne geçilebilecek hatalar. Yani kazaların önemli kısmı önlenebilir. Yeter ki biz bu konuda duyarlı olalım.
Sadece sürücüler mi suçlu? Hayır. Trafik güvenliği sadece araç kullananların sorumluluğu değil. Yolların bozuk olması, işaretlemelerin yetersizliği, trafik ışıklarının çalışmaması ya da yanlış yerleştirilmesi, denetimlerin eksikliği ve mevcut cezaların caydırıcılıktan uzak olması da bu acı tablonun tamamlayıcı parçaları. Özellikle Malatya gibi deprem sonrası yeniden yapılaşan ve şehir trafiğinin ciddi anlamda sıkıştığı bölgelerde, bu eksikliklerin faturası daha da ağırlaşıyor.
Malatya, son yıllarda şehir içi ve çevre yollarında sık sık yaşanan trafik kazalarıyla gündeme geliyor. Motosiklet kazaları, aşırı hızla yapılan makas atmalar, okul servislerinin karıştığı çarpışmalar, ve yaya geçitlerinde yaşanan dramlar… Neredeyse her gün bir acı haber geliyor. Ve dikkat edilirse, bu kazaların çok büyük kısmı aslında birkaç basit kural ihlali yüzünden meydana geliyor.
Peki çözüm yok mu?
Var elbette. Ama çözüm, sadece cezaları artırmakla olmaz. Öncelikle trafik eğitimi daha ilkokul sıralarından itibaren sistemli ve uygulamalı şekilde verilmeli. Ehliyet alım süreçleri sıkılaştırılmalı, ehliyet kursları gerçek anlamda öğretici olmalı. Trafik denetimleri sıklaştırılmalı ve cezalar, para cezası olmaktan çıkıp caydırıcı sonuçlar doğurmalı. Alkollü araç kullanımı, hız sınırı ihlali, cep telefonu kullanımı gibi ölümcül risk taşıyan davranışlara karşı tavizsiz bir denetim anlayışı benimsenmeli.
Yerel yönetimlere de büyük görev düşüyor. Yolların altyapısı iyileştirilmeli, trafik işaret ve ışık sistemleri düzenli kontrol edilmeli. Kavşak düzenlemeleri, yaya geçitlerinin konumlandırılması, hız kesici önlemler daha titiz planlanmalı. Özellikle okul çevreleri ve yoğun yaya trafiğinin olduğu bölgeler özel önlemlerle donatılmalı.
Ama en önemlisi toplumsal trafik bilinci. Hepimiz trafiğin bir parçasıyız. Direksiyon başında olmasak bile, yolda yürüyen, toplu taşıma kullanan, çocuğunu okula gönderen her birey bu zincirin içinde. Empati yapmayı, başkasının canına saygı duymayı öğrenmek zorundayız. Trafikte saygı, sabır ve kurallara uymak bir erdem değil; insanlık ve vicdan meselesi.
Unutmayalım…
Her kaza, arkasında bir acı bırakır. Ve çoğu kaza alınabilecek basit önlemlerle engellenebilir. Bugün dikkatsizlikle yapacağımız bir hata, başkasının hayatını karartabilir. Her araç anahtarı elimize geçtiğinde, sadece kendimizin değil, başkalarının da sorumluluğunu taşıdığımızı unutmamalıyız.
Trafik kazalarını “kader” diye kabullenmeden, hep birlikte bu sorunun üstüne gitmeli, çözüm üretmeli ve uygulamalıyız. Çünkü yollar, herkesindir; herkesin de sağ salim sevdiklerine ulaşma hakkı vardır. Kazalar kader değil, ihmallerin ve sorumsuzlukların sonucudur. Şimdi sorumluluk alma zamanı.