Yaz mevsimi geldiğinde güneş yalnızca denizi, kumsalı ya da bağları bahçeleri değil; ne yazık ki zaman zaman doğayı da kavurur. Özellikle Temmuz ve Ağustos aylarında alışık olduğumuz bir gerçekle yüzleşiyoruz: Orman yangınları. Her yıl ekranlarda aynı acı manzaralar… Yanıp kül olan yeşil örtü, dumandan kaçan, alevlerin ortasında can veren hayvanlar ve çaresizlikle yangına müdahale etmeye çalışan insanlar.
Ne yazık ki bu acı tablonun en ağır tarafı, yangınların büyük bölümünün insan ihmali sonucu çıkıyor olması. Verilere göre orman yangınlarının yaklaşık yüzde 90'ı insan kaynaklı. Yani ya yoldan geçenin attığı bir sigara izmariti, ya piknik sonrası söndürülmeden bırakılan bir mangal ateşi, ya da cam şişe parçalarının mercek etkisiyle tutuşturduğu kuru otlar… Belki bir anlık dikkatsizlik, belki “bir şey olmaz” diye düşünmek… Ama sonucu telafisi mümkün olmayan kayıplar.
Orman, sadece ağaç değildir. Orman, binlerce canlıya ev sahipliği yapan, toprağı tutan, havayı temizleyen, su kaynaklarını koruyan ve aslında bizim yaşam garantimiz olan bir sistemdir. Bir orman yandığında, sadece ağaçlar değil; sincaplar, kuşlar, kaplumbağalar, böcekler, çiçekler, mantarlar… Yani görünmeyen ama ekosistemin devamlılığı için hayati olan tüm canlılar da yok olur. Ve doğa hiçbir zaman eski haline hemen dönemez. Bir ağacın büyümesi, bir ormanın kendini yenilemesi belki on yıllar alır ama bir sigara izmaritiyle dakikalar içinde kül olur.
Devlet yangın sezonunda hava ve kara gücüyle ciddi seferberlikler ilan ediyor. Helikopterler, uçaklar, arazözler, gönüllü ekipler… Ancak yangın çıktıktan sonra yapılan müdahaleler ne kadar hızlı ve güçlü olursa olsun, en etkili çözüm yangının hiç çıkmaması. Çünkü söndürmekten daha değerlisi önlemektir.
Ve işte burada iş, hepimize düşüyor. Çünkü bu ormanlar sadece devletin değil, bizim. Bize atalarımızdan kalan değil, çocuklarımızdan ödünç alınan bir emanet. Bu emanete sahip çıkmazsak, yarın torunlarımıza bırakacak bir orman kalmayacak.
O yüzden yapılması gereken çok basit: Ormanlık alanlarda kesinlikle ateş yakmayalım. Sigara izmaritlerini gelişi güzel doğaya atmayalım. Cam şişe, plastik atık gibi mercek etkisi yaratabilecek hiçbir şeyi ormanlık alanlara bırakmayalım. Yangın riski olan sıcak ve rüzgârlı günlerde ormanlara kontrollü giriş çıkışlara destek olalım. En ufak bir duman ya da kıvılcım gördüğümüzde derhal 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayalım.
Bu önlemler ne büyük yatırımlar ne de karmaşık sistemler gerektiriyor. Sadece biraz bilinç, biraz sorumluluk ve doğaya olan borcumuzu hatırlamak yeterli.
Kimi zaman şöyle denir: “Doğa insana muhtaç değil, insan doğaya muhtaç.” İşte tam da bu yüzden ormanlarımızı korumak lüks değil, zorunluluktur. Bakın son yıllarda Akdeniz ve Ege kıyılarında yaşanan büyük yangınlarda binlerce dönüm alan yok oldu. Kentleri tehdit eden alevler, evlerini kaybeden köylüler, telef olan hayvanlar, küle dönen zeytinlikler… Bir anda milyonlarca can ve ekmek kapısı yok oldu. Üstelik bazı alanlar hâlâ kendini toparlayabilmiş değil.
Ve her yangından sonra herkes aynı cümleyi kuruyor: “İhmalle başladı.” Öyleyse bu yıl iş işten geçmeden, ekranlarda acı haberleri izlememek, çocuklarımıza ağaçların gölgesinde oyun oynayacakları ormanlar bırakabilmek için hep birlikte el ele verelim. Unutmayalım… Doğa bize cömert davrandı. Şimdi sıra bizde. Onu ateşe teslim etmeden, biraz sahip çıkalım.