Günlük hayatta kullandığımız bazı kelimeler vardır ki, anlamını düşünmeden kullanırız.
Genellikle birini aşağılamak için söyleriz, bazan hakaret etmek, bazan da bir başkasını küçümsemek için kullanırız.
Fakat sorulması gereken asıl soru şu olmalıdır:
İnsan aslında ne zaman kendini satmış olur?
Vücudunu para karşılığında satan kişiye toplumun belirli bir sıfat yakıştırması alışılmış bir durumdur. Peki ya insan bedeninden daha değerli olan aklını, kalemini, vicdanını, inancını ve duygularını para karşılığında bir başkasının emrine verirse?
O zaman ona ne diyeceğiz?
İşte asıl tartışılması gereken sorun budur.
Çünkü, beden insanın zahiri yanı, kalem düşüncesi, akıl, iradesi, vicdan insanın içindeki adalet terazisidir. Duygu ise insanlığını taşıyan en önemli unsurlardan biridir.
Bir insan bunlardan herhangi birini para karşılığında satıyorsa, ortada çok daha derin bir ahlaki sorun vardır.
Gazetecinin kalemini düşünün...
Bir gazeteci gerçeği bildiği hâlde para karşılığında gerçeği gizliyorsa, olmayanı olmuş gibi gösteriyorsa, haklıya haksız, haksıza haklı diyorsa; aslında sattığı şey kendi güvenilirliğidir, kendi onurudur.
Yazar için de böyledir.
Savunmadığı bir düşünceyi sırf para aldığı için savunuyorsa, inanmadığı bir şeyi inanıyormuş gibi yazıyorsa, kalemini hakikatin değil sahibinin emrine veriyorsa, artık orada özgür düşünceden ve ahlaktan söz etmek mümkün değildir.
Çünkü kalem, sahibinin vicdanından uzaklaştığı anda bir ifade aracından çıkıp bir çıkar aracına dönüşür.
Bu yüzden gazetecilikte yıllardır söylenen “kalemini satma” sözü boşuna söylenmemiştir. Sedat Simavi’ye atfedilen “Gerekirse kalemini kır ama sakın satma” sözü de gazetecilik meslek ahlakının sembollerinden biri hâline gelmiştir.
Paranın satın alamaması gereken şeyler vardır.
Elbette herkes emeğinin karşılığını almalıdır.
Gazeteci de para kazanacaktır.
Yazar da kazanacaktır.
Sanatçı da...
Buradaki mesele para kazanmak değildir.
Mesele, para karşılığında gerçeğin yönünü değiştirmektir.
Bir insan yazdığı yazının karşılığında ücret alabilir. Bu onun anasının ak sütü kadar helaldir.
Fakat ücret aldığı kişi veya kurumun istediği doğrultuda gerçeği eğip bükmeye başlıyorsa, sorun artık ücret değil, bağımsızlığın kaybedilmesidir.
Çünkü insanın her şeyi satın alınabilir değildir ve olmamalıdır…