Özkan Sümer Nev-i şahsına münhasır bir kişilikti. Özkan Sümer’le ilk deplas manım Bursa’ya olmuştu. Fe nerbahçe ile oynayacağımız maç, Fenerbahçe’nin cezası nedeniyle Bursa’ya verilmiş ti. Çekirgede Dilmen Hotelde yer ayırtmıştık. Daha otobüsten yeni inmiştik ki, Özkan hoca, “Bir yorgunluk kahvesi içelim mi? Atilla bey” deyince “Neden olmasın hocam” de dim ve lobide bir köşeye oturup kahveleri söyledik. Az sonra kahveler geldi ve Özkan hoca kendi kahvesini görünce bağırmaya başladı; “Utanmazlar, siz benim nasıl kahve içtiğimi bilmiyor musu nuz? Böyle kahve mi yapılır?” Ben ise hocayı sakinleştirme ye çalışıyorum. “Hocam, bir şey olmaz idare et, herkes bize bakıyor. Hem bu çalışan da bir insan yazıktır” Hocanın cevabı; “Acırsan acınacak hale dü şersin Atilla bey”. Sorun neymiş, hoca neye si nirlenmiş biliyor musunuz? Kahve köpüksüz olmuş..! O maç benim unutamayaca ğım maçların başında gelen bir maçtı. Özkan Sümer’e kendile rini kanıtlamak isteyen futbolcu larımız harika bir maç çıkarıyor lardı. Soyunma odasına 1-0 lık galibiyetle girdik. İkinci yarıya fırtına gibi giren takım yine Ma latyaspor’du. İkinci gol ha geldi ha gelecekti. Fenerbahçe taraf tarı ise şaşkın ve suskun bir hal de maçı takip ediyorlardı. Maçın 75. dakikasında, Feyzullah sol kanattan süzülürken, bir faule maruz kaldı. Fakat hakem faulü vermedi ve yerde kıvranan Fey zullah’a eliyle kalk işareti yaptı. O pozisyon gelişti ve bir anda ceza sahasında bir gol pozis yonuna dönüştü. Top Feridun’a gelmiş, o da meşin yuvarlağı Oktay’ın önüne bırakıvermişti. Bir anda Schumaher ile karşı karşıya kalan Oktay’a topu file lere yuvarlamak kalmıştı..! Goool diyorsunuz değil mi? Maalesef öyle olmadı. Hakem Hasan Ceylan, düdüğünü öttü rüp oyunu durdurdu ve Feyzul lah’ın yanına giderek sağlık gö revlilerinin sahaya gelmelerini istedi. Olacak iş değildi ama olmuş tu. O zaman televizyonlarda pozisyonlar tekrar tekrar izlenip hakem hataları yorumlanma dığı için hakemler daha rahat davranabiliyorlardı. Bizim futbolcular çileden çık mıştı. Saha karışmış herkes ha kemin üzerine hücum etmeye başlamıştı doğal olarak kartlar havada uçuşmaya başladı. Tabi sonuç değişmedi ve maç de vam etti. Ama FB moral olarak daha güçlenmiş, Malatyaspor ise çökmüştü. Sonuç mu? Son 15 dakikada moral bulan FB iki gol bulup bizi 2-1 yendi... Fenerbahçe’ye gücümüz yet mişti ama hakeme yetmemişti... Bu kadar Özkan Sümer’i an lattıktan sonra yine biz gelelim Malatyaspor’a. O sene Özkan Sümer’le bü yük bir başarı yakalayan Malat yaspor Ligi 6. olarak bitirdi. Daha sonraki yıl Malatyaspor yine başarılı bir sezon geçiriyor üç büyüklerin korkulu rüyası oluyordu. Şunu da tarihe not düşmek adına söylemem gerekir diye düşünüyorum. Malatyaspor, o yıllarda, Türkiye’nin en sevilen takımlarının başında geliyor du. Bunun bir kaç sebebi var dı. Başkan ve yöneticiler giyi minden kuşamından tutunda verdikleri beyanata kadar çok dikkatli bir tutum sergilerlerdi. (Yönetim kurulu toplantılarında Malatyaspor’un menfaatleri için tartışan, kavga eden, birbirleri ne sürahi fırlatan arkadaşları mız olurdu. Kol kırılır yen için de kalır mantığıyla, bu olaylar o odanın dışına çıkarılmazdı. Özellikle basından gizlenirdi. Daha sonraki yönetimlerde bu tip olayların toplantı biter bit mez şehire yayıldığını duyunca çok şaşırırdık) Yöneticiler, rakip takımı ve ta raftarını kışkırtacak hareket ve beyanlardan uzak dururlardı. Rakip takım yöneticileriyle iyi ilişkiler kurmaya gayret ederler di. Yönetimin bu olumlu tavır lardan futbolcuların da etkilen memesi mümkün değildi. Hava alanında uçaktan indiğimiz za man tüm takım giydiği tek tip elbise ile kolej takımı edasıyla herkesin sempatisini kazanırdı. Bunu gittiğiniz her deplasman da rakip takım yöneticilerinden ve rakip takım taraftarlarından hissetmeniz mümkündü. Hatta Malatyaspor’un Trabzon’dan sonra 5. büyük olduğu söyle nenler arasındaydı. Maalesef daha sonraki yıllar da, kazandığımız bu saygınlığı mız yine kendi yöneticilerimizin eliyle yok edildi... mıştı. Bu yüzden maçın hake minin aramıza gelmesi hiç bir gerginlik yaratmamıştı. Tanıştık ve sohbete başladık. Bu arada o maçta Kaptan olan Levent ye rinden kalktı ve kibarlığını gös tererek, hakemin yanına gelip; “Hocam ön tarafa buyurmaz mısınız? Hep birlikte seyreder dik” Dedi. Bunun üzerine ; Selahattin Salar, gülerek, çok ince bir zeka ürünü olan şu ha reketi yaptı. Cebinden sarı kartı çıkarıp “Levent konuştun, al sana sarı kart” deyince herkes gül meye başladı. Sonra ortalık ya tışınca bana dönüp, “Yahu insan bu kadar mı efen di olur, maç esnasında, herkes bir şekilde tepki gösterirken sa hada sesini bile duymadım”. Maç boyunca sesi duyulma yan beyefendi bir kişilikti. Yine böyle enteresan şekilde kart çıkan bir maç da Trabzon maçıydı. Ama kart sahada değil koridorda çıkmıştı. Nasıl mı? Avni Aker stadının koridorları o kadar dardı ki iki kişi yanyana sürtünerek geçerdi. Malatyaspor tarihinin en sessiz, en efendi futbolcusu kim derseniz tek kelimeyle cevabım “Levent Numanoğlu” olacaktır. Beyfendi kişiliğiyle, yönetici liğini yapmaktan gurur duydu ğum arkadaşlarımızdan biriydi. Levent gereksiz yere konuş maz, dinlemesini bilirdi, edep timsali bir futbolcuydu... O yıllarda her deplasmana uçakla gidebilme şansı yoktu. Çoğu deplasman maçlarına otobüsle giderdik. Yine otobüs le gittiğimiz bir Denizli deplas manından dönüyorduk. O tarih te başka TV kanalları var mıydı hatırlamıyorum ama TRT tele vizyonlarında Tansu Polatkan’ın sunduğu bir spor programı var dı ve saat dokuz gibi yayına gi riyordu. Biz de deplasman dö nüşlerinde molamızı ona göre ayarlayıp futbolcuların kendi maçlarını izlemelerini ve yorum lamalarını sağlamaya çalışırdık. 3-3 biten maçın sevinciyle Polatlı yakınlarında mola ver dik. Futbolcular neşe içinde, hemen ön sandalyeleri kaptılar biz de hocalarla birlikte arkada bir masaya oturduk. Futbolla il gilenenler bilirler, deplasmanda yenilmişseniz o yol hiç bitmez di. Eğer yenmiş veya berabere kalmışsanız da neşe içinde bir yolculuk yapar ve yolculuğun nasıl geçtiğini anlamazdınız. Çok geçmeden adını bugün bile unutmadığım, Köseoğlu otobüs firması da mola yerine yanaştı ve içinden maçı yöne ten hakem, Ankara bölgesin den Selahattin Salar indi. İhti yaçlarını giderdikten sonra o da televizyon olan bölüme doğru geldi ve bizim bulunduğumuz yere yakın bir masaya oturdu. Maç iyi geçmiş ve bizi etkileye cek bir hakem hatası da olma Futbolcularımızdan Büyük Metin (Yıldız) ısınmak için kori dora çıkmıştı. Bu esnada maçın hakemi Kazım Ünlüsoy’da ısın mak için koridora çıktı. Hafif deparlar atıp, adelele ri ısıtmaya çalışıyorlardı, karşı karşıya gelip birbirlerine çarp mamak için de farklı yönlere depar atıyorlardı. Yani biri doğu istikametine doğru koşarken öteki batıya doğru koşuyordu. Fakat dönüşte ister istemez tekrar karşı karşıya geliyorlardı. Bu arada biz de soyunma oda mızın kapısında heyecanla maç saatini bekliyorduk. Bir anda fren yapan..! bir krampon sesiyle irkildim, onla rın ısındığı tarafa dönünce ne göreyim, maçın hakemi Kazım Ünlüsoy yerde, B. Metin’de onu kaldırmaya çalışıyordu. Meğer B.Metin dönüş esna sında hızını alamamış, istemeye istemeye hakeme dokunmak! zorunda kalmış ve hakemde yere düşmüş. Biz de o tarafa doğru gidip hakemi kaldıralım derken, Kazım Ünlüsoy kalkmış ve elini arka cebine atmıştı. Ne yapacak diye merakla bekler ken, kırmızı kartı çıkarıp B Me tin’e doğru gülerek; “Hakeme müdahale ha, ha kemi düşürmek öyle mi..! Kır mızı kart çık dışarı” deyince bir hayli gülmüştük. Böylece B.Metin’de maç baş lamadan kırmızı kart gören ilk futbolcu olarak futbol tarihine geçmiş oldu...!!! Feridun Özütok’un Beşiktaş’lı Gökhan ve Ulvi ile mücadelesi. Bu hatırlatmadan sonra yine o günlere dönelim. Fakat bu güzel günler fazla uzun sürmedi. Bir süre sonra futbolcularda, Özkan Sümer’in katı disiplin anlayışına sesler yükselmeye başladı ama bun lar çatlak ve cılız seslerdi yöne tim tarafından duyulmadı veya duyulmak istenmedi... Ta ki bir Ankara deplasmanı na kadar.. Türkiye Kupasında Yarı Fina le yükselen Malatyaspor rakibi Gençlerbirliği ile oynamak için Ankara’ya hareket etti. Malatyaspor, maalesef maç tan 3-0 yenik ayrıldı. Maçtan sonraki akşam futbolcuların büyük bir çoğunluğu hocadan izinsiz oteli terkederek bir yerde Özkan Sümer’e kazan kaldır mışlardı. Bu olayın kendine kar şı yapıldığını anlayacak kadar arif olan Özkan Sümer, yapılan bu saygısızlığı onuruna yedir memiş ve takımla Malatya’ya dönmeyerek, İstanbul’a dön müş ve bilahare istifa ettiğini bildirmiştir. Özkan Sümer’in görevi bırak masından sonra 12 Nisan 1987 tarihinde, yönetim göreve tam yetkili olarak yardımcı antrenör Yılmaz Vural’ı getirmiştir. Yılmaz Vural’ın yardımcılığına da Ma latya’lı teknik adam Zafer Güler getirilmiştir. Bursaspor maçıyla göreve başlayan Yılmaz VU RAL, o maçı Malatya’nın yetiş tirdiği önemli futbolcularından Mustafa Taşar’ın attığı iki golle 2-0 kazanmıştır. O günlerde 33 yaşında olan genç teknik adam, takıma bir hedef koymuş ve bu hedef doğrultusunda başarılı sonuç lar alınmaya başlamıştır. Mayıs ortalarında Ankara’da oynanan Ankaragücü maçını muhteşem bir skorla (3-0) kazanmış, bir hafta sonraki Beşiktaş maçı na da bu moralle çıkmıştır. 27 Mayıs 1987 tarihinde oynanan maçta Beşiktaş’ı Oktay’ın go lüyle 1-0 yenerek galibiyet seri sine devam eden, Malatyaspor bu başarılı sonuçlar neticesin de büyük bir çıkış yakalamış, ve bu başarılı sonuçlar, Yılmaz Vural’ın futbol sahnesine çıkıp tanınmasına neden olmuştur. Ve Malatyaspor bu sezon ba şarısından dolayı bir sonraki sezon Balkan kupasına (O yıl larda üçüncü olan takım UEFA şampiyonasına katılamıyordu) katılmaya hak kazanmış ve Yunanistan’ın Ofi de Croite takımına elenmiştir.

Yılmaz Vural

21 Şubat 1988 günü Malat ya’da oynanan bir maç futbol tarihine geçecekti. Bu maç Serdar Çakman, Metin Tokat ve Bülent Yavuz hakem üçlüsünün yönettiği Bursaspor maçıydı. Malatyaspor o kadar üs tün oynuyordu ki, seyircilerde maç farklı bir skorla bitecek havası hakimdi. 37. dakikada Bursaspor’lu futbolcu Çetin’in , Kaleci Şener’e takılıp düşme sine Serdar Çakman penaltı noktasını göstermesi üzerine ortalık karıştı. Oktay’ın yoğun itirazlarına hakem kırmızı kart la cevap verdi. Bursaspor’un penaltıyı gole çevirmesinden sonra, Feyzullah’ın sinirle topa vurmasını da kendine yapılmış bir hakaret sayıp ona da kırmızı kart gösterince, seyirci iyice çıldırdı ve Malatya tarihinde görülmemiş olaylar yaşandı. İlk yarının sonlarında takımın en efendi futbolcularından Ünal Karaman’da kırmızı kart görün han Kapucu kafayı çekip eline aldığı bıçakla tesislerde hocası Yılmaz Vural’ı arıyordu. Bulsa ne yapacaktı bilmiyorum ama kabak yardımcı antrenör Fatih Eser’e patlamıştı. Fatih Eser’le karşılaşan Orhan “nerede ulan hocan” deyip saldırınca Fatih Eser korkudan soluğu yukarı daki odaların birinde almış ve kapıyı arkadan kilitlemişti. Yalnız o telaşla girdiği odanın Yılmaz Vural’ın odası olduğunu hesap edememişti. Bu tatsız olay takında sözü geçen Levent Numanoğlu’nun araya girmesiyle kazasız bela sız atlatılmıştı. Daha sonraları Fatih Eser, ne olduğunu ce olaylar iyice çığrından çıktı. Sahaya atılanların haddi hesabı yoktu. İlk yarı sonunda Çakman maçı tatil ettiğini belirterek so yunma odasına gitti. Ardından dönemin Valisi Kutlu Aktaş so yunma odasına inip hakemi ikna ederek ikinci yarıya çık masını sağladı. İkinci yarı Bur saspor on metre ofsayt olan bir pozisyonda bir gol daha atınca film tamamen koptu. Açık tri bünden yağan taşlar yüzün den, Bülent Yavuz, kapalı tribün tarafına alındı ve futbol sahala rında ender görülecek şekilde, her iki yan hakem aynı hizada görev yaptı. Bülent Yavuz, çizgi üzerinde gidip gelirken iki polis kalkanıyla onu koruyordu. Zavallı polislerin kondisyonu bu kadar koşturmayı kaldıramamış ve koşturmaktan kan ter içinde kalmışlardı. soranlara: Bu olayı o günkü gibi korkulu gözlerle şöyle anlatıyordu: “ Ne bıçağı ya! Palaydı pala... Tüm bu nahoş olaylar Malat yaspor’a bir maç saha kapatma ve bir maç seyircisiz oynama cezası olarak dönüyordu... 13 Mart 1988 yılında, saha mızda seyircisiz oynadığımız ve çok kötü oynayarak 7-2 gibi farklı bir skorla yenildiğimiz Adanademirspor maçından sonra Yılmaz Vural istifa etmek zorunda kalmış ve yerine her zaman Malatyaspor’un can si midi olan Özkan Akbulut geti rilmiştir. Malatyaspor kalan 14 maçı Özkan Akbulut, İsmail Tekin ve Zafer Güler teknik kadro suyla başarıyla tamamlamış ve ligi üçüncü olarak bitirmiştir. 7-2 farklı skorla yenildiğimiz Adanademirspor maçında ge çen sezon Malatyaspor for masıyla izlemeye alıştığımız B. Metin, Adanademirspor forması giyiyordu... Yılmaz Vural o yıl tüm tecrü besizliğine rağmen gerçekten büyük bir iş başarmıştır. Çünkü o dönem Malatyaspor futbolcu larını düşünürseniz hepsi (Malik Gençalp, Yaşar Duran, Feyzul lah Küçük, Eren Talu, Zeynel Limoncu, Metin Yıldız, Adnan Esen, Levent Numanoğlu, Ünal Karaman, Oktay Çevik, Feridun Özütok, Ceyhun Güray, Mus tafa Taşar, Deniz Şanlı, Orhan Kapucu, Cavit Kurucu, İsmail Akbaşlı...) Türkiye’nin önemli futbolcuları idi. Bunların sevk ve idare edilmesi ve otorite kurulması kolay bir iş değildi. Nitekim bazan ufak tefek olay lar, ufak tefek tatsızlıklar da ol muyor değildi. Ama bunlar her takımda olabilecek olaylardı. Bunlardan birini sizlere nakle deyim; Önemli bir maç arefesinde takımı kampa almıştık. O gün, iş yerimde otururken telefon la Yılmaz Vural ile kaleci Yaşar Duran’ın tartıştıklarını ve Ya şar’ın odasına çıktığını yemeğe bile inmediğini ve hemen gel memi söylediler. Kamp yerine gittiğimde salonda Yılmaz hoca oturuyordu ve morali oldukça bozuktu. “Hocam neler oldu”, dememle birlikte olayı anlatma ya başladı, ve sonuç olarak, “şu Yaşar’la bir konuş ikna et lüt fen” dedi. Yukarı Yaşar’ın oda sına çıktım, Yaşar çok saygılı bir şekilde beni karşıladı ve o da kendince olayı anlattı. Neyse biz olayı sulh ettik ve tam iner ken Yaşar çok manidar bir söz söyledi; “Abi, kırk yıllık atların üstüne üç günlük jokey getirdiniz, ol muyor”. Bu söz belki o an için doğruy du ama Yılmaz Vural bizi hep yükseğe taşıdı ve kendisi de her gün üstüne koyarak haket tiği bir isim yaptı... Yukarıda, her takımda ya şanacak küçük olaylar dedim ama bunlardan biri vardı ki hiç de küçük sayılmazdı. Bahsettiğim tatsızlığın sebebi Kaptanlığın Kaleci Yaşar’dan alınmasıydı. Kaleci Yaşar’la birlikte kadro dışı bırakılan Or Ne hazindir ki, gazetelerin 28 Aralık 2006 tarihinli nüshasında Ceyhanspor’un hocası kad ro dışı bıraktığı futbolcularının saldırısına uğradı ve elinden bıçakla yaralandı diye hiç hoş olmayan bir haber vardı. Habere konu olan Cey hanspor’un hocası kimdi biliyor musunuz? Orhan Kapucu..!... Yukarıda belirttiğim gibi bu futbolcular Türkiye’nin en önemli futbolcularıydı ama aynı zamanda da en ahlaklı sporcu larıydı. Sizlere yine bunu bir ör nekle anlatayım; Birkaç hafta üst üste aldığımız başarısız sonuçlardan sonra, şehirde olumsuz bir hava baş gösterince önümüzdeki Zon guldakspor maçı için, sporcu ları da olumsuz havadan uzak laştırmak maksadıyla bir hafta önceden Zonguldak’ın baston yapımıyla ünlü şirin ilçesi Dev rek’de kampa götürmüştük. Devrek’de otele yerleştikten hemen sonra stat arayışları için yetkililerle görüştüm ve stat işini garantiye aldıktan sonra otele geri döndüm. Akşam yemek öncesi, lobiye indiğimde otel görevlileri, misa f irimizin olduğunu ve beni bek lediğini söylediler. Misafirimiz Devrek Jandarma komutanıydı, Devreğimize hoş geldiniz, şerefler verdiniz di yerek, her hangi bir emrimizin olup olmadığını, kendilerinin bizim emrimizde olduğunu sa mimi duygularla ifade etti. Stat konusunda yapabilecek bir şey olup olmadığını sordu. Doğru su bu kadar ilgi ve alaka beni çok şaşırtmıştı, kendi kendime demek ki buraya fazla spor kafilesi gelmiyor, jandarma ko mutanı da buranın tanıtımı için turizme katkı için çaba sarfedi yor diye düşündüm!!! Ertesi gün kahvaltı, antren man, istirahat derken öğlen ye meği öncesi komutan yine ziya retimize geldi! ,bir sıkıntımızın olup olmadığını, yapabilecek bir şeyinin olup olmadığını sor du. Akşam yine geldi, yine aynı sorular ve aynı cevaplar. Ertesi gün sabah yine gelince, -”Yahu komutanım siz Malat ya’lı mısınız” diye sordum, aksi halde bu kadar ilgi göstermez diye düşünüyordum, ama ce vap olumsuzdu-”Hayır Samsun’luyum”... Biz kampta günlük rutin iş lerle uğraşırken, futbolcuların daha önce hakettikleri primleri maçtan önce verirsek bozuk olan moralleri yükseltiriz dü şüncesiyle İstanbul’dan para istemiştim, o paranın geldiği bilgisiyle, parayı bankadan alıp futbolculara dağıtmak üzere kampa geldim .