Nurettin Güven’den sonra, Metin Kaya Çağlayan dönemi resmen başlamış oldu. Çağlayan yönetimi kurulurken, birileri yönetim için beni ve bir kaç eski yönetici arkadaşımı önermiş, Çağlayan’da beni arayarak yönetim kuruluna girmemi rica edince ben de kıramayıp yönetimine girdim.

Yönetim kurulunda, Affan Aksoğan, Necdet Narin, Tahsin Turgut, Bülent Topaloğlu, Nurettin Gökbulut, Yahya Akbulut, ve Kahraman Derinpınar vardı.

İkinci Çağlayan döneminde kendi isteğimle yönetimden ayrıldım.

Çağlayan Türkiye’nin emlak kralı diye tanınan biriydi. Sarıyer’de villa inşaatları ve o dönemin ünlü yatak firması Mekan yataklarının sahibiydi. Enteresan bir kişiliği vardı. Geçirdiği bir trafik kazası sonucu bir ayağı sakat kalmış ve bastonla yürümek zorunda kalmıştı. İşkolik bir yapısı vardı. Tanısanız, Allah onu para kazanmak için yaratmış derdiniz. Ben onu tanıyınca keşke Türkiye Cumhuriyeti Maliye bakanlığını Metin beye verseler, ülkemiz hiç para sıkıntısı çekmez diye düşünürdüm. O dönem korumayla gezen insanları pek görmediğimiz için, Çağlayan’ın iri yarı koruması bize garip gelmişti. Ayrıca basın danışmanı kullanan ilk başkandı. Üstelik basın danışmanı öyle sıradan bir gazeteci değil, basının duayen isimlerinden Mete Akyol’du.

 Yeri gelmişken Mete Akyol’la ilgili bir anımı anlatayım;

Duayen gazeteci Mete Akyol

Mete abiyle aramızda, Malatya’ya sık sık gelmesi nedeniyle bir samimiyet  oluşmuştu. Bir gelişinde beraber yemek yeme önerimi kabul edince Malatyaspor tesislerinin yanındaki rahmetli Sedat Baba’nın yerine gittik. Amacımız misafire değişik bir yemek yedirmekti. Ben mutfağa gidip Sedat baba’ya bize güzel bir gelelli kebabı yapmasını rica ettim. Masada sohbet devam ediyor, aperatif bir şeyler yeniyor,  derken bir süre sonra, Sedat baba elinde muhteşem gelelli kebabıyla göründü, yanında da elinde tava ile bir komi. Sedat baba yemeği ortaya koyduktan sonra, kominin elinden tavayı aldı ve yemeğin üzerine boca etti. Tavanın içindeki tere yağın muhteşem kokusu ve çıkardığı “cız” sesi bize o kadar güzel gelmişti ki anlatamam. Ama o anda hiç beklemediğimiz bir şey oldu. Mete Akyol ayağa kalktı ellerini açtı ve;

“Yahu siz beni öldürecek misiniz? İntihar bu yaptığınız intihar” diyerek tepki gösterince hepimiz şaşırmış, teşekkür beklerken, tepki görmüştük. Sedat baba elinde tava ile öylece kala kalmıştı.

Metin Kaya Çağlayan başkanlığında yönetim kurulu toplantısı.

Soldan sağa: Kahraman Derinpınar, Tahsin Turgut, Yahya Akbulut, Necdet Narin, Atilla Kantarcı, Metin Kaya Çağlayan, Bülent Topaloğlu, Selahattin Karataş, Nurettin Gökbulut, Affan Aksoğan.

Tepkinin sebebi neymiş biliyor musunuz?

Çok kısa bir süre önce by pas ameliyatı olmuş. Doktor eti, tere yağını hele hele yanmış tereyağını külliyen yasaklamış..!

Tabidir ki biz bunu bilmiyorduk...

Allah rahmet eylesin gerçekten ülkemizin yetiştirdiği en önemli gazetecilerden

Soldan sağa: Kaleci Carlos, Şeyhmus, Eren, Serginho, Zeynel, Ceyhun

Oturanlar: Oktay, Mustafa, Erol, Ünal, Feyzullah

                                                           

                                                      ####

Metin Kaya Çağlayan dönemi, proje, yatırım, ve tesisleşme noktasında büyük adımlar atılan bir dönem olmuştur. Türkiye’de ilk olarak şirketleşen kulüp olma özelliği bu dönemde gerçekleşmiştir. Bu konuda Malatyaspor, bir çok kulübe ilham kaynağı olmuş bu uygulamayı yapmak için katkı istemişlerdir.

Türkiye’de ilk futbol okulunun temeli bu dönemde, Orduzu Pınarbaşı’nda şimdiki sentetik sahanın karşısında bulunan arsada Turgut Özal tarafından atılmıştı. O dönem Malatyaspor’un hocası Alman teknik adam, Sunderman, bu tesisin Malatya futbolunu çok iyi yerlere taşıyacağını söylemesi herkesi heyecanlandırmıştı. Çağlayan görevden ayrılınca, temeli atılan bu tesis maalesef bitirilemedi ve hala atıl durumda beklemekte.

Türkiye’de ilk kadın yönetici barındıran takım yine bu dönemde ki Malatyaspor olmuştur. Prof.Dr Fügen Berkay bu dönem görev yapmıştır...

Malatyaspor’un kalıcı ve sürekli gelire ihtiyacı olduğunu vurgulayan  Metin Kaya Çağlayan, bunların gerçekleşmesi için Malatya Belediyesine bir kaç öneri sundu. Bunlar çevre yolunun değişik yerlerinde Malatyaspor A.Ş nin işleteceği bir kaç akaryakıt istasyonu ruhsatı verilmesi, şehrin muhtelif yerlerinde büyük marketler için yer ve izin verilmesi ve şehrin bazı yerlerine konacak büfe gelirlerinin Malatyaspor AŞ ye aktarılması idi. Hatta Horata suyunun şişelenip satılması bile gündeme geldi fakat maalesef Belediye bunlara sıcak bakmadı. O gün çevre yolunda Malatyaspor’a akaryakıt ruhsatı vermeyenler daha sonra yandaşları için onlarca akaryakıt ruhsatı verdiler ve çevre yolunda mantar gibi akaryakıt istasyonları türedi.       

Metin beyin, o kadar mücadeleci bir kişiliği vardı ki etrafında saygı uyandırırdı.

İsmini vermek istemediğim bir devlet bankasından göğüs reklamı almıştık. Fakat tüm görüşmelerimize rağmen hakettiğimiz parayı alamıyorduk. Bankanın bölge müdürü paranın verilmemesi için elinden geleni yapıyordu.

Metin Kaya Çağlayan, bankaya bir ders vermek için bir plan geliştirdi. Tüm taraftarlar bankaya gidecek çok küçük bir miktar para yatıracak, bir saat sonra gidip o yatırdığı parayı çekecekti. Sanayideki esnaflar, tüm sanayinin çırakları ve bir çok taraftar banka şubelerini doldurdular. Banka memurları rutin işlerini dahi yapamayacak duruma gelmişlerdi.

Bu durum tüm gün devam etti ve bankacıların başka hiç bir müşteri ile ilgilenme şansları olmadı. Ve sonunda Malatyaspor’un hakettiği parayı ödememek için uğraşan bölge müdürü, Sayın Valimiz Kutlu Aktaş’tan yardım istemek zorunda kalıyordu.

Sayın Vali bu eylemi bitirmemizi ve paranın ödeneceğini söyleyince eyleme son verildi...

Metin Kaya Çağlayan ağzı çok iyi laf yapan, iyi bir hatipti. Onunla kolay kolay karşı karşıya gelmek isteyeceğinizi sanmıyorum. Hele bir Malatyaspor kongresini hatırlıyorum, kendi hakkında yazılar yazan, ünlü bir yerel gazeteciyi yerden yere vurmuştu.

Dilerseniz ben de size yönetim kurulunda başımızdan geçen bir olayı anlatayım:

Önemli bir maç öncesi kulüpte toplantı halindeydik. Konu iki futbolcunun süresiz kadro dışı bırakılmasıydı. Metin bey ısrarla, takım için çok önemli olan bu iki futbolcuya süresiz kadro dışı bırakma cezası verilmesi yönünde görüş bildiriyor, daha doğrusu bize bu konuda baskı yapıyordu. Ben de söz alarak;

“Sayın başkan biz bu futbolculara dünya kadar para verdik. Bu parayı yan gelip yatsınlar diye vermedik. Süresiz kadro bırakma cezası aslında bu futbolculara değil kendi takımımıza verdiğimiz bir ceza olur. Futbolcuya verilecek en caydırıcı ceza para cezasıdır. Ben yüklü bir miktar para cezası verilmesini öneriyorum”

Diğer bazı arkadaşlarda bana katılınca, Metin bey sinirlendi, ayağa kalkarak bize;

“Öyleyse ben bırakıyorum, ne haliniz varsa görün” diyerek toplantı salonunu terk etti ve kaldığı yer olan İnönü Üniversitesi misafirhanesine doğru yola çıktı.

Hiç unutmuyorum, toplantı salonunda belki bir beş dakika kimse konuşmadı. Hepimiz şok olmuştuk. Söze ben başladım:

 “Arkadaşlar, durum vahim. Metin beyi iyi tanıyoruz. Yarın basın mensuplarını toplar ve ben görevi bırakıyorum, nedeni de bu arkadaşlardır. Benim rahat çalışmama engel oluyorlar derse, vallahi kimseyi inandıramayız. İş yerimizi evimizi taşlarlar. Kalkın Metin beyin yanına gidelim, sen bırakma başkan, sen bu Malatya’ya lazımsın, biz bırakalım sen rahat çalış diyelim” dedim. Arkadaşlar da bana hak verdiler ve Metin beyin yanına gidip durumu anlattık. Zaten kongreye az bir zaman kalmıştı ben ve benim gibi düşünen bir kaç arkadaş yeni yönetimde görev almadık...

Yıllarca Malatyaspor’un yükünü çeken kaptanlarımız:

Vahap Danacı ve Ömer Polat

                                                   

####

Yine o yıl yaşadığımız ilginç bir olayı nakledeyim sizlere;

Metin Kaya Çağlayan, dönemin popüler futbolcusu Ünal Karaman’ı satmayı kafasına koymuştu.

Başkan Çağlayan, Yönetici arkadaşım Necdet Narin’i arayarak, karar defterine Ünal’ın satışı ile ilgili bir karar almamızı istemişti. Necdet Narin konuyu bize açtığında Ünal’ın satılmaması için ne yapabiliriz diye derin derin düşündük. Ve karar defterini bir süreliğine kaybetme gibi çocukça bir yöntem bulduk. Kulüp müdürümüz rahmetli Fevzi Yener’den karar defterini bir süreliğine evinde muhafaza etmesini rica ettik.

Bir süre sonra, Çağlayan  Necdet Narin’e karar alındı mı ? diye sorduğunda;

 “Efendim, maalesef karar defterini kaybettik, karar defterini bulunca kararı alacağız” cevabını almıştır.

Çocukça yöntemimiz işe yaramış, Ünal Karaman o yıl Malatyaspor’da kalmıştı...

Ünlü futbolcumuz Ünal Karaman’ın imza töreni

Malatyaspor yönetimi de o dönem çok güzel ve sıra dışı işler yapıyordu. Bunlardan biri de futbolculara İngilizce dersi verilmesi etkinliğiydi. Bu dersler başladıktan sonra, bir gün Prof.Dr.Mesut Parlak futbolcumuz Şeyhmus Suna’yı çağırıp sordu:

“Şeyhmus oğlum, İngilizce’yi öğrendin mi?”

“Öğrenmişem Hocam” (Şeyhmus Diyarbakırlı olduğundan şivesi hiç bozulmamıştı)

“O zaman sana bir soru sorayım mı?”

“Sor Hocam “ dedikten sonra Mesut Hoca tek parmağını kaldırarak bu İngilizce kaç? Diye sordu.

Cevap muhteşemdi ve hepimizi kahkahaya boğdu:

 “One dir Hocam” (One İngilizce bir demektir)...

Tribünlerden bir enstantane: Arka sıra, Suha Hoşhanlı, Atilla Kantarcı, Necdet Narin, orta sıra Erol Güven, Adnan Aksoğan, Tahsin Turgut ve ön sırada Bülent Topaloğlu.

***

Samsunspor kazası :

 

"Olmaz olmaz deme olmaz olmaz" .............Bu sözün ne anlama geldiğini 30 yıl önce, acı bir tecrübeyle öğrendim.....

Yıl 1989, ocak ayının 18. günü,

Spor kulüplerinde her zaman sıcak paraya ihtiyaç vardır, çoğu zaman da para sıkıntısı çekilir, ve para bulmak her zaman en zor işlerden biridir.

Yine o maddi sıkıntılı günlerden birindeyiz, kulübün muhasibi olmam sıfatıyla para bulma görevi öncelikle benim işim. Kafamı vurmadığım taş kalmadı o gün, kimlere gitmedim ki, yahu üç günlüğüne para istiyorum, pazar günü maçımız var, pazar günü maçtan sonra para emrinizde dedimse de kimseden para bulamadım.

Böyle durumlarda insanın kafası bir başka çalışıyor, birden aklıma müthiş bir fikir geldi;

Beden Terbiyesi il müdürüne gidecektim ......

Müdür beyin ismini vermek istemiyorum, gittim müdür beyin kapısını çaldım, birbirimizi çok iyi tanıyoruz, çaylar, kahveler, koyu bir muhabbet derken saatler ilerliyor ama ben sadede bir türlü gelemiyorum. Yapacak birşey yok, söylemem lazım, birden patladım,

-"Müdürüm bize para lazım" ....bir süre sessizlik oldu sonra ;

-"E ....ben ne yapayım " .....dedi,

 -"Bize parayı sen vereceksin " dedim gayri ihtiyari ,

Güldü

-"Yahu sen delirdin mi devletin parasını ben sana nasıl vereyim" ...

-"Valla müdürüm başka çaremiz kalmadı, son umut sensin".....

-"Kardeşim burası banka mı, burası devlet dairesi" ,"bu olay bir duyulursa ne olur biliyormusun sen "

-" Ne olacak müdürüm pazar günü maçımız var, maçtan sonra hasılattan, emrinde para"

- "Yahu olacak şey mi, sen beni işten mi attıracaksın"

- "Müdürüm üç günlüğüne, kim duyacak" ...

Müdür Nuh diyor Peygamber demiyor, üstelik haksız da değil, üç günlüğüne devletten borç istiyorum olacak şey değil ama çaresizlik işte.

-  "Pazara kadar müdürüm ne olursun"

- "Sen ne dediğini bilmiyorsun "

- "Pazar günü maç var müdürüm, ben maçtan sonra garanti ediyorum "

- "Olacak iş değil "

- "Pazar, maç",... "Pazar maçtan sonra"... ısrarıma dayanamayıp,

-"Ya MAÇ oynanmazsa ben parayı nasıl alacağım"

- "Müdürüm şimdiye kadar böyle bir olay vaki mi, olacak şey mi bu " dedim, demez olaydım.

Olacak şeymiş ki oldu,...ve maçımız Samsunspor ile idi...

Hatırladınız değil mi... Samsunspor takımı, 20-01-1989 tarihinde Malatyaspor maçı için şehrimize gelirken, Havza civarlarında, büyük bir kaza geçirmiş, hocası ,üç futbolcusu ve şöförünü kaybetmişti.....

Müdürün dediği çıktı  ve maç oynanamadı...

Kazayı duyunca Müdür beyin yanına gittim, tutuşmuş bir vaziyette, yandık, bittik diye dövünüyordu .

Rahat olmasını, parayı kendi imkanlarımla kimse duymadan ödeyeceğimi söyledim, rahatlamıştı...

Yönetimden olayı bilen arkadaşlarla, parayı denkleştirdik ve ödedik......

Kimse duymadan bu güne geldik,...

Müdür bey işine devam etti, bir sıkıntı olmadı.

Kazada ölen Nuri Asan, Muzaffer Badalıoğlu, Mete Adanır, Asım Özkan ve Zoran Tomiç'e rahmet diliyorum....  

O yıllarda Halk Eğitim Merkezi salonunda yapılan bir Malatyaspor kongresinden bir görüntü.

Kongreyi yönetenler: Necdet Narin ve Atilla Kantarcı.