Çağlayan’ın yönetimde olduğu ilk sezon, yani 1988-89 sezonunda Malatyaspor Ligi 43 puanla 12. sırada bitirdi.

Bu sezon Fenerbahçe ile Türkiye Kupasında yarı final oynadı. İstanbul’daki maçta çok iyi bir oyun çıkaran Malatyaspor maçın başından sonuna kadar üstün oynadığı maçtan 1-0 yenik ayrıldı. Fenerbahçe’li Oğuz Çetin’in şutunda, Feridun’a çarpan top Carlos’u yanıltmış ve böylelikle Malatyaspor golü yemişti.

 Bu maçın rövanşında Feyzullahın iki golü Malatyaspor’un tur atlamasına yetmedi. Maçı (2-1 )kazanmasına rağmen elenmekten kurtulamadı. Bu maçın bir özelliği de 7 sezon formamızı giyen Oktay Çevik’in Malatyaspor futbolcusu olarak forma giydiği son maç olmasıydı. Gaziantepspor’a transfer olan Oktay Çevik burada başarılı bir sezon geçirdi ve gol kralı olup takımının şampiyonluk ipini göğüslemesine katkı sağladı...

 Teknik direktör olarak, Malatyaspor’un başına önce Sunderman getirildi. Sunderman, 27 Aralık 1989 tarihinde görevi bıraktı yerine Ümit Turmuş getirildi. 11 Mart 1990 tarihinde Fenerbahçe yenilgisi sonrası istifa eden Ümit Turmuş’un yerine 18 Mart 1990 tarihinde Fethi Demircan getirilmişti.

Şimdiki adıyla Süper Lig dediğimiz Türkiye Birinci Liginin 1989-1990 sezonuna “16 Haziran Kararları” denilen ve yeni uygulamaya konulan kararlar damga vurmuştu. Bu kararların en önemlisi, bundan böyle Birinci Ligin 16 takımla oynanacak olması, bu nedenle de bu sezon (1989-90) beş takımın birden küme düşecek olmasıydı. Yani İkinci Ligden Birinci Lige 3 takım yükselirken, alt kümeye 5 takım birden düşecek ve takım sayısı 16 olarak sabitlenecekti. Az takımlı lig uygulamasına baştan beri karşı çıkan Anadolu takımları ne yaptılarsa, Şenez Erzik başkanlığındaki federasyonu ikna edemediler. Federasyon, bu uygulamaya 1994-95 sezonuna kadar inatla devam etti.

1989-90 Sezonu. Soldan sağa:  Zeynel Limoncu, Haluk Turfan, Ünal Karaman, Eren Talu, Şeyhmus Suna, Carlos Alberto.

Oturanlar: Muharrem Vezir, Alf Fister, Mustafa Taşar, Bekir Güleraslan, Erkan Ültanır.

Malatyaspor’da en uzun süre oynayan futbolculardan biri olan hemşerimiz Mustafa Taşar.

Soldan sağa: Carlos, Eren, Şeyhmus, Ünal, Mustafa, Ceyhun

Oturanlar: Feyzullah, Feridun, Oktay, Levent,

Malatyaspor 1989-90 sezonunun Türkiye Kupasında Çeyrek Finale kadar yükselmiş ve Çeyrek Finalde Boluspor’a yenilerek kupaya veda etmiştir.

KÜME DÜŞMENİN HAZİN HİKAYESİ

Gelelim küme düştüğümüz veya düşürüldüğümüz, 1989-90 sezonuna.

Malatyaspor’un başında  Ümit Turmuş varken, yöneticiler Fethi Demircan ile görüşmeye başlamışlardı. Hatta Fethi Demircan’ın, Fenerbahçe maçını tribünden izleyip notlar alması Ümit Turmuş’u haklı olarak son derece rahatsız etmişti.

Özellikle belirtmek gerekir ki Ümit Turmuş başarısız bir hoca değildi. Belki de takım sezon başında Ümit hocaya teslim edilse, ne Ümit Turmuş için böyle bir son, ne de, Malatyaspor için böyle bir son olmayabilirdi. Ne yazık ki yönetimin sezon başında yanlış hoca seçimi böyle bir sonu hazırlamıştı. Yönetim ise tehlike çanlarının çaldığını çok geç fark etmiş, zirve hesapları tutmayan takımın doğrudan ateş hattında kalacağını sezememişti. Oysa beş takımın birden düşecek olması nedeniyle, ligin yedinci sırası ile 18. sırası arasında kalan (15-32 puan aralığındaki takımlar) tüm takımların ecel terleri dökeceği çok önceden belli olmuştu.

Göreve Samsunspor deplasman maçıyla başlayan Fethi Demircan, buradan golsüz beraberlik koparmayı başardı ve ilk puanını kazandı. Akabinde Boluspor’u 2-0 ilk bir sonuçla yenerek aldığı üç puan sonucu takımı 8. liğe yükseltti. Puanımız 33 olmuştu. Fakat 14. sırada yer alan Zeytinburnuspor da 30 puandaydı..!

Nisan başında şehrimizde Bursaspor’u ağırladık ve tek golle yenmeyi başardık. Ligin 27. haftasıydı ve 30-37 puan aralığında tam dokuz takım ateşle imtihanını sürdürmekteydi. Velhasıl enteresan bir sezondu.

Ardından gelen Trabzon deplasmanı çok zorlu geçti. Düşme hattından uzaklaşmak isteyen Malatyaspor çok çetin bir mücadele vermesine rağmen 1-0 yenilmekten kurtulamadı.

Bir sonraki hafta oynanacak olan Sarıyer maçı herkes için problemsiz geçilecek bir maç olarak görünüyordu. Taraftarı, belki futbolcuları bile rahatlatan olgu Metin Kaya Çağlayan’ın Sarıyer kulübünün ikinci başkanı olması idi.

Fakat maç düşünülen şekilde geçmemiş, maalesef 1-1 beraberlikle ve iki puan kaybıyla sonuçlanmıştı, dolayısıyla Çağlayan taraftarın büyük tepkisini çekmişti.

O sene sanki fikstür bile aleyhimizdeydi. Sarıyer maçından sonra karşılaşacağımız rakip Galatasaray idi. Üstelik maç İstanbul’daydı. Buna rağmen Malatyaspor mükemmel bir oyundan sonra golsüz beraberlikle maçı bitirdi. Öyle enteresan bir yıldı ki alınan bir puan yine de kurtarmaya yetmiyordu. Sezonun bitimine dört hafta kalmış fakat 35-40 puan aralığında hala dokuz takım vardı..!

 Enteresan olan herkes kazanıyor, herkes müthiş bir performans gösteriyordu. Bu yüzden puanlar yükseliyor, ama tehlike gurubu hep aynı kalıyordu. Malatyaspor dahil hiç bir takım ben kurtardım, bu işi bitirdim diyemiyordu.

Malatyaspor, daha sonraki hafta, düşmesi kesinleşen, Adanademirspor’u İnönü stadında güzel bir oyunla 4-0 yenip rahat bir nefes aldı. Bu galibiyetle puan cetvelinde 9. sıraya yükseldi. Fakat şaka gibi bir durum vardı ve puan cetveli kimseyi ikna etmiyordu. Samsunspor, Sakaryaspor ve Adanademirspor’un düşmesi kesinleşmişti. Düşecek iki takımın birinin 9. sıradaki Malatyaspor olacağı kimin aklına gelirdi.

Mayıs ayının ilk haftası ve sezonun 32. haftası şike iddialarına konu olacak bir müsabakanın yaşandığı hafta olacaktı..! Düşmesi kesinleşen Adanademirspor, kendi sahasında Boluspor’a 2-0 yenildi. Adanademirspor, Muammer’in ayağından bir de penaltı kaçırdı. Tehlike bölgesinde olan Boluspor aldığı üç puanla oldukça rahatlamış ve büyük bir avantaj sağlamış oldu.

Biz de o hafta, bizim gibi düşme hattında mücadele eden İzmir takımı Karşıyaka’ya konuk olduk, ve 1-0 ilk bir yenilgi aldık.

 Bir sonraki hafta çok zorlu mücadelelere sahne olacaktı. Zeytinburnu, artık düşmesi kesin gibi duran Altay’a konuk olacaktı. Boluspor, Karşıyaka ile oynayacak, Malatyaspor ise Ankaragücü karşısında galibiyet arayacaktı.

 İşte Malatyaspor’un tam cehennemin orta yerine düştüğü hafta bu haftaydı. Yani ligin 33. haftası...

 Ankaragücü’ne kendi evinde hiç beklenmedik bir skorla, 4-1 yenilince kendini bir anda 14. sırada buldu. O an için lig bitse düşecek takım Malatyaspor olacaktı. Oysa bir hafta önce 11. sırada düşme endişesi taşımayan bir takımdı.

 Sezonun bitimine sadece bir maç kalmıştı. Malatya’ya bir anda kabus çökmüştü. Şehrin üzerinde kara bulutlar dolaşıyor, kimsenin ağzını bıçak açmıyordu.

 Altay takımı onca dedikoduya rağmen, Zeytinburnuspor’a tek golle yenilmişti. Adanaspor, Sakaryaspor’u 4-1 yenmiş, Bolu ile  Karşıyaka golsüz berabere kalmışlardı.

O günlerde bilinçli olarak bir algı yaratılmıştı:

“Malatyaspor hükümetin takımı”

 “MALATYASPOR’U DÜŞÜRMEZLER”

 Bu algıyı yaratanlar o hafta harikalar yaratmış çok ince, çok hassas dengeler gözetmişlerdir. Diğer müsabakalarda öyle ilginç sonuçlar  alınmıştı ki son hafta Malatyaspor galibiyet bile alsa düşmekten kurtulacağının garantisi yoktu.

Bu yüzden Malatya halkı ve yönetim, rakiplerinin kaybetmesi için dua etmeye başlamışlardı.

 Burada bir nokta koyup yönetim kuruluna bir eleştirimi belirteyim.

 Sanıyorum, Malatyaspor’un düşürülmeyeceğine en çok onlar inanıyorlardı ki, o kritik dönemlerde kümede kalmak için hiç bir çaba gösterme gayretinde bulunmadılar.

Neyse. artık olan olmuş, sıra son maçımız olan Beşiktaş maçına gelmişti. Bu müsabaka Malatya için çok önemliydi ve alınması gereken tek sonuç da galibiyetti...

Ve... Malatyaspor şampiyon Beşiktaş’ı yenmişti.

 Ne yazık ki bu galibiyet de kümede kalmamıza kafi gelmemişti.

 Ne hikmetse bu son haftada da çok ilginç sonuçlar alınmıştı. Örneğin bir hafta önce bize aslan kesilen Ankaragücü, kendi evinde Boluspor dan dört gol yiyordu. Koskoca Fenerbahçe, İstanbul’da, Adanaspor ile berabere kalıyordu. Keza Zeytinburnuspor, Gençlerbirliği’ni 2-0 ilk skorla geçmeyi başarıyordu.

 Dolayısıyla bu sonuçlardan sonra düşen takım, Carlos Alberto, Eren Talu, Şeyhmus Suna, Zeynel Limoncu, Ünal Karaman, Muharrem Vezir, Haluk Turfan, Mustafa Taşar, Levent Numanoğlu, Bekir Güleraslan, Erkan Ültanır gibi futbolcuların oluşturduğu,  kamuoyunun hükümetin takımı..! dediği Malatyaspor oluyordu.(Tarih 20 Mayıs 1990)

Şeyhmuz Suna, Karlos ve Ferdinand mücadelesi (Beşiktaş maçı)         

ŞİKE İLE YÜZLEŞME

 Metin Kaya Çağlayan’ı tanıyanlar, onun ne kadar mücadeleci ve tuttuğunu koparan biri olduğunu bilirler. Çağlayan, Takım küme düştükten sonra şikeyi ispatlamak için olağanüstü bir çaba göstermiştir...

Şimdi dilerseniz şike ile ilgili mücadeleyi kronolojik olarak anlatayım...

 Çok geçmeden, Malatyaspor yönetimi, şike ile ilgili elde ettiği belgeleri Futbol Federasyonu yetkililerine sundu. Ayrıca bu belgelerin birer kopyasını da Cumhuriyet Savcılığına ileterek resmen suç duyurusunda bulundu. Hem futbolun yetkili mercilerinde hem de bağımsız mahkemelerde hakkını aramaya koyuldu. Özellikle Adanademirspor- Boluspor maçının şike olduğunu iddia eden Çağlayan eninde sonunda hakkının teslim edileceğine inanıyordu.

Kısa bir süre sonra oluşturulan Şike Tahkik Kurulu; Boluspor, Adanademirspor ve Malatyaspor’lu yöneticilerin ifadesini aldı. Bu ifade alımı yedi saat sürdü. Bir ay sonra Şike Tahkik Kurulu, bilgi ve belgeleri inceleyerek, kararını verdi.

Tahmin ettiğiniz gibi. Delillerin şikeyi ispat edecek yeterlilikte olmaması nedeniyle, Malatyaspor’un şike ile ilgili itirazını reddetti.

 Bunun üzerine Malatyaspor, son itiraz ve karar mercii olarak, Tahkim Kuruluna 28 Haziran 1990 tarihinde başvurusunu yapmak zorunda kaldı ve yürütmenin durdurulma kararı alınmasını istedi.

Eylül ayına kadar Federasyondan ses seda çıkmadı. Eylül başında Tahkim Kurulunda Adanademirspor- Boluspor maçındaki şike yapıldığı ve bu nedenle Malatyaspor’un haksız yere ligden düşürüldüğünü ve Malatyaspor’un tekrar Birinci Lige döndürülmesi konusundaki görüşün ağırlık kazandığı ileri sürüldü.

Fakat Tahkim kurulu, her nedense bir türlü toplanıp bu meseleyi bir türlü görüşemiyordu. Kararın verilmesi gereken toplantı Başkan Ekrem Amaç’ın hastalığını sebep göstermesi nedeniyle belirsiz bir tarihe ertelendi.

Kurul aslında kararını çoktan vermişti. Fakat kurul üzerinde Futbol Federasyonu Başkanı Şenez Erzik’in ağır bir baskısı olduğu için şike var diyecek cesareti bir türlü bulamıyorlardı.

 Tarihler 20 Eylül 1990 ı gösterdiğinde nihayet beklenen karar açıklandı. Kurul aylar süren çalışmasını tamamlamış ve ilgili müsabakada şike gerçekleşmiş ve Malatyaspor aleyhine bir durum oluşmuştur. Yani Malatyaspor bu şike olayıyla mağdur olmuş, mağdur edilmiştir kararına vardı.

Karar oy çokluğuyla alınmıştı.

 Futbol Federasyonu, bir taraftan gerekçeli kararı beklediğini söylerken, öte yandan Tahkim Kurulunun kararını asla uygulamayacağını ve ligleri aynı statü ile sürdüreceğini belirtmekteydi.

 O dönem, Şenez Erzik anlaşılmaz bir şekilde Malatyaspor aleyhine bir tutum izliyordu ve bunu Turgut Özal’a rağmen çekinmeden yapıyordu. Hatta Başkan Metin Kaya Çağlayan’ı mafya olmakla suçlayacak kadar ileri gidiyordu. Bunun üzerine Metin Kaya Çağlayan, Şenez Erzik aleyhine dava açtı ve davayı kazandı.

Şenez Erzik’in ödediği tazminat iki buçuk milyar lira gibi önemli bir meblağdı... Malatyaspor, Federasyonu çözüm bulabilmek için masaya davet ediyor, Federasyon ise her seferinde bu çağrıları duymazdan geliyordu.

Bu arada Metin Kaya Çağlayan, Futbol Federasyonunun bu tavrından ötürü olayı UEFA ya taşımak niyetindeydi. Federasyon ise bunu engellemeye çalışıyordu. Her iki cenahta korkunç bir mücadele veriyordu.

Çağlayan kolay pes eden biri değildi. UEFA nezdinde hakkımızı aramak için çalışmalara başlamıştı bile. Avukatlar ayarlanmış, hatta Galatasaray’ı UEFA da savunan Alman avukatla sözleşme bile imzalanmıştı, dosyalar titizlikle hazırlanıyordu.

 Bu esnada Çağlayan, Federasyonun UEFA ya gitmeyin size 25 milyar lira tazminat verelim önerisine red cevabı vermiş ve buna tepki olarak da yönetimi bırakmış ve kulübü valiye teslim etmişti. Ve en önemlisi Cumhurbaşkanı Turgut Özal da kulübü valiye bırakan eski yönetime şike konusundaki mücadeleni sürdür diye çağrı yapmaktaydı.

 Tam da bu dönemde çok enteresan bir şey oldu. Çağlayan’ın Şişli Dodanlı iş merkezinde bulunan bürosuna hırsız girdi. Çok enteresandır ki sadece UEFA için hazırlanan şike belgelerini içeren dosyayı çaldı.

Şike belgelerini içeren dosya hangi hırsızın işine yarardı ki?

Dedim ya korkunç bir mücadele vardı, Federasyon ile Çağlayan arasında. Federasyon Malatyaspor’un UEFA ya gitmemesi için yasal yada gayri yasal her türlü yolu denemekten çekinmiyordu.

 Derken bir bomba düştü. Yargıtay 4. Hukuk dairesi, Tahkim Kurulunun şike kararını onaylamıştı. Yani artık bir hukuki durum söz konusuydu. Dolayısıyla Malatyaspor’un Birinci Lige dönme hakkı doğarken, Boluspor’un küme düşürülmesi yeniden gündeme geliyordu.

İşler iyice karışmıştı. Zira yeni sezon maçları oynanmaya başlamış ve maçlar devam ediyordu. Sil baştan yapmak çok zor görünüyordu. Federasyon Danıştay’a başvuru ve temyiz süresini çoktan geçirmişti. Öte yandan, bir sezon haksız yere ikinci ligde oynatıldığı için, mağduriyet öne sürmesi halinde Malatyaspor’a tazminat hakkı doğmaktaydı.

Bütün bunlar olurken Malatya’da da hareketli günler yaşanmaktaydı.

Metin Kaya Çağlayan’ın görevi bırakmasından sonra bir yönetim boşluğu oluşmuştu. Bu süreçte, Malatyaspor’un zarar görmemesi için bir kayyum süreci geçirmesine karar verilmişti. Bu karar neticesinde, Naci Şavata, Kemal Deniz ve ben.. Atilla Kantarcı’dan oluşan bir kayyum heyeti atanmıştı. Bu geçiş döneminde kendine verilen yetkiler kadar iş yapabilen kayyum heyeti Malatyaspor’un bu süreci en az zararla atlatması için olağanüstü bir çaba göstermiş ve kongresini yaparak kulübü aday olan eski başkanlardan Nurettin Soykan’a teslim etmişti. Böylece Metin Kaya Çağlayan dönemi resmen bitmiş ve ikinci Soykan dönemi başlamış oluyordu...

FOTOĞRAF

Soldan sağa: Carlos, Zeynel, Ünal, Şeyhmus, Ceyhun, Serginho

   Oturanlar: Mustafa, Oktay, Erol, Levent ve Feridun

ŞİKENİN ŞAKA OLUŞU...

Yaptığı bir çok hataya rağmen, şikeyi ispatlama, Tahkim süreci, Yargıtay süreci ve Malatyaspor’un hakkının alınması için verilen mücadele sürecinde çok büyük başarılar kazanan ve olayı çok iyi bir noktaya getiren Metin Kaya Çağlayan artık Malatyaspor’un başkanı değildi.

 Bakalım çiçeği burnunda yeni başkan Nurettin Soykan, eski başkanın dik duruşunu gösterebilecek miydi?

 Maalesef Nurettin Soykan, bütün ipler Malatyaspor kulübünün elinde iken uzlaşmacı bir tutum sergileyerek UEFA ya baş vurmaktan vazgeçmişti. Bu olayda Nurettin Soykan, meşrebi gereği uzlaşmacı bir tutum izlemiş Malatyaspor çıkarlarının Federasyonla anlaşmaktan geçtiğini ve Federasyonla ters düşmenin doğru olmayacağını düşünerek anlaşma yoluna gitmenin daha doğru olacağına karar vermiştir. Fakat zaman bu tutumun doğru olmadığını bir süre sonra gösterecektir...

Soykan o dönem, Federasyonun elini güçlendiren şu beyanatı vermişti. “Ne Boluspor’un ne Adanademirspor’un ne de bir başka takımın küme düşürülmesine gönlümüz razı olmaz (Onların gönlü razı olmuştu ama). Federasyon şu an ki borcumuz olan  12 milyar lirayı karşılasın, biz ekonomik sıkıntıları aşalım razıyız. Şu an ligleri karıştırmak, ne bize ne Türk futboluna bir şey kazandırır. Biz bu ligde mücadele edip sezon sonunda bileğimizin hakkıyla Birinci Lige çıkmak istiyoruz”

Soykan’ın bu uzlaşmacı tavrı, Şenez Erzik ve ekibine güç vermişti. Şenez Erzik, işi daha da ileri götürerek yeni üyelerden oluşan yeni bir Tahkim Kurulu kurdu ve baskıyla şike olmadığı yönünde karar aldırttı.(Haziran 1991)

 Uzlaşmacı tavrın sonucunda ortaya çıkan bu durum kabul edilemezdi. Ve takvimler 21 Temmuz 1991 i gösterdiğinde Malatyaspor’un tepkisi geldi. Soykan takımın ligden çekileceğini açıklamıştı.

Ağustos ayı başlarında Federasyon Başkanı Şenez Erzik ve Nurettin Soykan yaptıkları görüşme sonrasında mutabakata vardıklarını açıkladılar.

Peki ne karşılığında ?

4 milyar lira...

Ben yorum yapmayacağım. Yorum okuyucuya aitdir..!

 Böylece şikenin nasıl şakaya dönüştüğünü de anlatmış olduk...

Bileğimizin hakkıyla Birinci Lige çıkmak için de çok uzun süre beklememiz gerekecekti.

 Malatyaspor’a günahlarıyla sevaplarıyla çok büyük hizmetleri geçen merhum Nurettin Soykan ve merhum Metin Kaya Çağlayan’a rahmet diliyorum...

FOTOĞRAF

Trabzonspor’a transfer olan Ünal Karaman