Yıl 1966...
Malatya’da bir kaç kişinin bildiği bir karşılama töreni için hummalı bir çalışma başlamıştır.
Çalışmayı yapan heyetin başında o zamanki adıyla Beden Terbiyesi Bölge Müdürü Osman Çağlı yani nam-ı diğer Mıh Osman vardır.
Gelen konuğa görülmemiş bir karşılama ve görülmemiş bir misafirperverlik örneği göstermek bunun karşılığında da bir şeyler isteyebilmek için konuğu etkilemenin olmazsa olmaz olduğunu bilen kurt yönetici yapacaklarını kafasında bir bir planlamış ve icraata geçirmek için çalışmalara başlamıştır.
Fakat bir handikap vardır..!

Karşılamanın masraflarını karşılayacak, daha doğrusu kurban  kesecek bütçeye dahi sahip değildir.
İşte bu noktada Mıh Osman’ın dehası devreye girer.
Mıh Osman, önce günlük hayvan kesiminin yapıldığı Malatya mezbahasının müdürünü ziyaret eder ve gelen konuğun Malatya için önemini anlatır. Malatya’da o gün kesilecek hayvanların mezbahada değil de kendisinin belirleyeceği şehrin değişik noktalarında kesilmesini rica eder. Müdür şaşırmıştır. Olacak şey değildir ama Mıh Osman’ın ikna gücü bu sorunu da çözerek müdürden söz almıştır.
 İkinci durak, kimsenin aklına gelmeyecek bir yerdir.
Merak ettiniz değil mi?
O zamanki adıyla Yedinci Ana Jet Üs Komutanlığı ikinci ziyaret adresi olmuştur.
Buranın konuyla ne ilgisi olabilir dediğinizi duyar gibiyim.
Doğru, ama siz Mıh Osman’ı tanımadığınız için böyle düşünüyorsunuz. Mıh Osman’ın isteği yine olmayacak bir istektir.
Komutan hayatı boyunca böyle bir taleple karşılaşmış mıdır? Bundan sonra da karşılaşacak mıdır? Hiç sanmıyorum.
Komutandan, o gün eğitim uçuşuna çıkacak olan jetlerin kendi bildirdiği saatte ve kendi bildirdiği güzergahlarda alçaktan uçuş yaparak konuğu selamlamalarını istemektedir. 
Komutan bu istek karşısında sinirlenir ve ;
“Osman bey siz çıldırmış olmalısınız, böyle bir şeyin olması mümkün değil, ben bunu duymamış olayım” diyerek Osman bey’e çıkışır.
 Mıh Osman ise her zamanki sakinliğiyle;
“Ha eğitim alanında uçmuşlar, ha benim dediğim yerde ne fark eder Paşam” diyerek tatlı diliyle, tabir-i caizse komutanın altından girip üstünden çıkarak paşanın gönlünü etmiştir. 
11 Mart 1966 Cumartesi günü 06 EE 827 plakalı Ford marka siyah resmî araçla Kayseri’den yola çıkan konuğumuz saat 14.30 civarında Gaziantep- Ankara yol ayrımına geldiğinde büyük bir kalabalıkla karşılaşmıştır. Vali Ali Rıza Aydos, Beden Terbiyesi Bölge Müdürü Osman Çağlı, Ticaret Odası Başkanı Halit Ziya Özkan, Esnaf Odaları Başkanı, STK Başkanları, Kulüp Başkanları, sporcular velhasıl Malatya’nın tüm katmanları bu karşılamada hazır bulunmuşlardır.
Konuğun geleceği gün eşraftan temin edilen bir kaç modeli yüksek otomobil ve bir kaç resmi araçla birlikte karşılamaya gidilmiştir. Konuğa verilen hediyeler sonrasında araçlara binilirken pala bıyıklı kasabın tekbir sesiyle irkilen konuk, başını çevirdiğinde kocaman bir koçun boğazlandığına şahit olur. Üstelik koçun kanı da alnına sürülür. Bu arada Mıh Osman konuğa dönerek:
“Sizin şerefinize efendim” der.
Konuk memnun bir halde gülümseyerek otomobile biner, yanına da Mıh Osman oturur ve şehre doğru hareket ederler.
Hareket edeli beş dakika olmuş olmamıştır, bir jet ses duvarını aşarak kafilenin başındaki konuğun aracına doğru pike yapar. Bu arada kulakları sağır eden korkunç bir ses kaplamıştır ortalığı. Ardından bir uçak daha görünür. O da diğeri gibi pike yaparak konuğu selamlar. Bu uçakları diğerleri izler...
Konuk şaşırmıştır. Mıh Osman’a dönerek:
“Osman bey, bugün Malatya’nın düşman işgalinden kurtuluş bayramı mı? Diyerek şaşkınlıkla sorar.
Mıh Osman:
“Hayır efendim hepsi sizin şerefinize”...
Malatya girişinde konvoy durdurulur, kurbanlar arka arkaya kesilir. İstasyon virajında bir daha, Sümerbank önünde bir daha, Tekel’in önünde ve çarşıya girişte bir  daha...(Rahmetli Mıh Osman, misafir dikkat etseydi b..u yemiştik hayvanların hepsi mezbahane damgalıydı, diye espri yapardı)
 En sonunda da Müdürlüğün önünde bir koçla bir tosun daha devrilince konuk mahcup bir şekilde:
“Osman bey ne gerek vardı bu kadar masrafa, beni mahcup ettiniz” deyince Osman bey gayet mütevazı bir şekilde yine:
“Estağfurullah edendim az bile yaptık, hepsi sizin şerefinize” diyerek konuğun koluna girerek müdürlükteki odasına götürür...
Şimdi merak ettiniz değil mi?
Bu önemli konuk kim diye. Bu önemli konuk dönemin Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şeref Apak’tan başkası değildir.

FUTBOL FEDERASYONU BAŞKANI ORHAN ŞEREF APAK
Bu güzel karşılama ve yapılan toplantılar sonucunda, yeni kurulan Malatyaspor takımı, müsabakalara üçüncü ligden başlaması gerekirken Mıh Osman’ın çabaları ve Orhan Şeref Apak beyin katkılarıyla üçüncü lig oynamadan, ikinci ligden futbol serüvenine başlangıç yapmıştır.
O yıllarda devrin Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şeref Apak ile Osman Çağlı’nın iyi bir dost olduğundan söz edilirdi…
Osman Çağlı ve Orhan Şeref Apak dostluğunun temelinde iki şahsın da uzun yıllar aynı teşkilata hizmet vermeleri bulunmaktadır. 
Bu dostluğu perçinleyen asıl olay Osman Çağlı’nın becerikliliğidir. 
Nasıl mı?
Dinleyin şimdi…
Türkiye Genç Milli Futbol Takımı Avrupa şampiyonasına katılacaktır. Federasyon tarafından aday kadro açıklanır. Ama önemli bir sorun vardır… Takımın gol umutları Cemil Turan, Ender Konca ve birkaç önemli futbolcunun yaşı 18’in üzerindedir ve yaşlarının küçültülmesi gerekmektedir! 
Tüm Türkiye’nin gözü önünde bu yaş küçültme işini yapamayan Orhan Şeref Apak ve federasyon yetkilileri tam ümitlerini yitirmişken devreye Osman Çağlı girer ve ben bu işi çözerim diye kendini ortaya atar…
Lafı uzatmayalım, bu futbolcuların yaşları Malatya ilçelerinin birinde küçültülerek Genç Milli Futbol takımında oynamaları temin edilir.
Bu futbolcuların yaşlarını küçülten Kanal Boyundan komşumuz olan hakimin ismi bizde kalsın… Ama şahit olanların ismini vereyim. Şahitlerin biri Fahri Diyarbakırlıoğlu diğeri de Kırçuval mahallesi muhtarı Arif Şansever (Uzun Arif) idi.
Bir Futbol Federasyonu Başkanının yaptıramadığı yaş küçültme işlemini bir çırpıda yaptıran Osman Çağlı’nın o devrin Futbol Federasyonunda ayrı bir saygınlığı ve Başkan’la da ayrı bir dostluğu oluşmuştu…

Şimdi sizlere, o sene Üçüncü Lig oynamadan ikinci lige alınan, devletler gibi kah yükseliş dönemine sahne olan, kah duraklayan, kah da çöküş süreci yaşayan ve sonunda geçmişini bilmeyenler tarafından amatör kümeye kadar düşürülen, Malatyaspor’umuzun hikayesini anlatmaya çalışacağım...

Malatyaspor’un kuruluşunda büyük emekleri olan Osman Çağlı (Mıh Osman) 

Yıl 1966-67 sezonu
Soldan sağa: Ökkeş, Vedat, Burhan, Zeki, Selahattin, Panayot 
Oturanlar: Ömer, Sami, Selami, Bedir, Yusuf

1966-67 sezonu 
Soldan sağa: Ökkeş, Ömer, Burhan, İlhan, Nejat, Kaleci Erdem
Oturanlar: Necmi, Selami, Sami, Selahattin ve Panayot

Feyyaz Bursalı (Altın Çocuk)

Selahattin Yapa (Kaptan Selahattin)

Yusuf Duman (Büyük Yusuf)

İsmail Tekin (Tantana)

Haşim Doğan (Çarşı güzeli)

Malatya’nın yetiştirdiği dört önemli futbolcu: Şahin Kışın (Gözü böyük), Feyyaz Bursalı, Yusuf Duman ve genç yaşta yitirdiğimiz cücük Zeki lakaplı Zeki Yöndem.

Selahattin Erdem (Kivre Selahattin) 

Panayot Filotis

Yusuf Aydın (Es Es Yusuf)

Soldan sağa: Kivre Selahattin, Cücük Zeki, Alaaddin, Enver, Emin, Feyyaz
Oturanlar: İbrahim, İlhan, Sabahattin Varan, Yusuf, Kaleci Turan

Soldan sağa: Uğur Ersoy, Kaptan Selahattin, Suat, Ziya, Eşref, Emin, Haşim, Kivre Selahattin
Oturanlar: Büyük Yusuf, İsmail, Es Es Yusuf, İbrahim, Enver 
  Soldan sağa: Kaptan Selahattin, Vedat, Sabahattin, Haşim, Kivre Selahattin, Enver 


Oturanlar: Es-Es Yusuf, Tuncer( Çete), Feyyaz, İsmail, Mustafa, İbrahim, Hayrettin

Yıl 1966, Malatyaspor kuruluş aşamasında, Vali Ali Rıza Aydos başkanlığında Şehir sinemasında yapılan toplantı:
Öndekiler soldan sağa: Gazi Kabasakal, Nihat Aslankara, Nuri Akbez, İlhan Kılıçaslan, Necdet Oral
Arkadakiler soldan sağa: Yaşar Hanlıoğlu, Rıza Key, İsmet Hanbeyoğlu, Dursun Tütüncü ve Refik Fırat. (Fotoğraf İlhan Kılıçaslan arşivi)


……………………………….
MALATYASPOR’UN KURULMASI (1981 yılına kadar olan dönem)
Malatyaspor’un  hikayesine geçmeden önce, dilerseniz profesyonel Türkiye liglerinin o yıllardaki durumuna bir göz atalım. 
Türkiye’de milli lig kurulmadan önce bazı illerimizde (İstanbul, İzmir, Eskişehir, Adana, Trabzon, Bursa) mahalli ligler kurulmuştu. Bunlardan en önemlisi İstanbul ligiydi.
Türkiye milli futbol takımının 1954 FİFA Dünya kupasına katılmaya hak kazanmasıyla, Futbol Federasyonu, profesyonel bir ligin kurulmasına karar vermiştir. Bu karar neticesinde çalışmalar sonucu 1956-1957 ve 1957-1958 sezonlarında federasyon kupası adı altında bir lig düzenlenmiş ve bu iki sezonda da Beşiktaş şampiyon olmuştur. 
1959 yılında şimdiki adı süper lig olan Milli Lig kurulmuş, ve ilk yılın şampiyonluğunu Fenerbahçe, gol krallığını ise Galatasaray’dan Metin Oktay almıştır.
1962 yılında Federasyon UEFA’ya üye olmuş ve bunun sonucunda Kupa Galipleri Kupasına takım göndermeye hak kazanmıştır. Bu sebeple o yıl Türkiye Kupası ihdas edilmiş ve ilk şampiyon Galatasaray olmuştur.
1963 yılında 2. Futbol ligi kurulmuş, ilk şampiyon Şekerspor olmuştur.
1967 yılında da 3.Lig düzenlenmeye başlamıştır.
 İşte bu yıllarda Futbol federasyonu profesyonel kulüp azlığından şikayetle, hem futbolu büyük illerin hegemonyasından kurtarmak hem de tüm yurt sathına yaymak için, profesyonel kulüpleri çoğaltma kararı almıştır. Bunu gerçekleştirmenin en masrafsız ve kolay yolu da, şehirde ki sevilen bir kaç amatör kulübün birleşerek kendilerini lağv etmeleri sonucunda o şehrin isminin sonuna bir spor kelimesi eklenerek yeni profesyonel spor kulüpleri kurulması idi. 
HÜRRİYET GENÇLİK (HÜR ESNAF SPOR)
Soldan sağa (Ayaktakiler)
Naci Şavata, Emin, Abdullah Turfanda, Hüsnü Nalcı, Rıza Gerçeker
(Oturanlar)
?..., Şahin Kışın, Tuncer Şekerci (Çete), Çetin Selçuk, Küçük Muzaffer, Büyük Muzaffer(Hili)