O yıl Malatyaspor sezonu Nurettin Soykan’ın koyduğu hedef doğrultusunda ligi 3. olarak bitirdi…
Artık üçüncü sezona gelinmiş ve parola şampiyonluk olmuştu.
Bunun için de tabi ki yeni transferlere ihtiyaç vardı. İlk olarak o dönemin popüler futbolcusu olan Nihat Atacan’ın kardeşi Muzaffer transfer edildi. Yine Eskişehirspor’dan sağ açık İhsan İdikurt ve kaleci Çetin ile de anlaşma sağlandı.
Takım Bolu Koru motelde kampa girdi ve orada bir kaç hazırlık maçı yaptı. Sonuçlar yüz güldüren cinstendi. Bu olumlu haberler daha ligler başlamadan şehri şampiyonluk havasına sokmuştu. Tüm şehir bayrak ve flamalarla donatılmış takıma ve Başkan Soykan’a olan güven tavan yapmıştı.
Bütün bu güzel ve olumlu şeylerin arasında Federasyondan kulübe kötü bir haber geldi. Geçen sezonun son maçı olan Beşiktaş- Eskişehirspor maçında çıkan olaylardan dolayı kaleci Çetin’e 6 ay ceza verilmişti.
Neden mi?
13 Haziran 1981’de Eskişehirspor’la Beşiktaş, ligin son haftası, ölüm kalım meselesi denebilecek bir maça çıktılar. 15 yıldır şampiyon olamayan Beşiktaş rakibiyle berabere kalır, Trabzonspor ağırladığı, Adanaspor’u çok farklı yenmezse, şampiyonluğa ulaşacaktı. 1960ların sonu ve 70lerin ortalarına kadar ligi sallayan, şampiyonluklar kaçıran Eskişehirspor ise düşmemek için kazanmak zorundaydı.
Maçın ilk yarısı, Malatyalı futbolseverlerin de yakından tanıdığı, Ziya Doğan’ın golüyle Beşiktaş öne geçti. Eskişehir ikinci yarıda Zafer’le eşitliği sağladı; 76. dakikada orta alandan atılan ara pasa hareketlenen Ziya, kaleyi koruyan Çetin’den sıyrılıp skoru 2-1’e taşırken kıyamet de koptu. Eskişehirliler golün ofsayt olduğunu ileri sürerek yan hakem Hüseyin Karaca’nın etrafını sardılar. İtirazlar sonuç vermezken tribünler alevlendi. Akabinde yan hakem Karaca’nın kafasına açık tribünden taş gelince, orta hakem Talat Tokat maçı tatil etti...
Gelelim Malatyaspor’a:
Ligler başlayınca, ilk yarı boyunca ve ikinci yarının ikinci maçına kadar Malatyaspor kalesi, Osman ve Recep’e emanet edilmişti.
İkinci yarının ikinci maçında kaleyi koruyan Çetin, çok iyi bir maç çıkararak takımı mağlubiyetten kurtardı. Üstelik rakip şampiyonluğun güçlü adaylarından İskenderunspor’du.
O maç namağlup şampiyon olunacağının habercisi idi sanki..!
O sene şampiyonluk adayları olan, İskenderunspor, Kayserispor, Gaziantepspor, çok iyi transferler yapmışlar ve lige çok iyi başlangıç yapmışlardı.
İskenderun, Ankaragücü’nün kalecisi Arif, Beşiktaş’ın sol açığı Şaban ve yine Ankaragücünün takım kaptanını da almışlar, ayrıca takımın başına da futbolun her türlü hilesini bilen Kadri Aytaç’ı getirmişlerdi.
Ha keza Gaziantepspor’da çok iyi bir takım yapmıştı. Kaleci Yaşar, Bünyamin, Tuğrul, Bekir, rahmetli Hüseyin(sonra FB ye transfer oldu) gibi önemli sporculara sahiplerdi. Kayserispor’da da çok önemli futbolcular vardı.
Bu takımların arasından sıyrılıp şampiyonluk ipini göğüslemek, hele hele bunu namağlup olarak yapmak çok zor bir işti.
Ama Malatyaspor bu zoru başardı.
Nasıl mı?
Her zaman söylediğim gibi, tüm katmanların uyumu sayesinde.
Takımımızı tek tek ele alırsak, çok da ünlü futbolcularımızın olmadığı görülecektir. Ama inançlı disiplinli bir takım ve şampiyonluğa inanan bir teknik direktör vardı karşımızda. Şampiyonluk için varını yoğunu ortaya koyan fedakar bir yönetim (pirimler o kadar düzenli ödeniyordu ki, Rahmetli Soykan Yahu yeter pirim ödemekten yorulduk, bir iki maç yenilin de rahat edelim diyerek espri yapardı) ve en önemlisi kar kış demeden, masraflarını cebinden yaparak takımını yalnız bırakmayan, takımın moralinin düştüğü anda dahi inancını yitirmeyen bir taraftar vardı. (Belediyeler, o dönem taraftarın deplasmana gitmesi için otobüs ve kumanya vermezlerdi. Taraftarlar kendi imkanlarıyla deplasmana gider ve takımlarını yalnız bırakmazdı)
Ve dolayısıyla başarı kaçınılmazdı.
Şampiyonluğun en güçlü adaylarından olan Kayserispor maçı, yaşı elliyi geçen tüm Malatyaspor taraftarının unutamadığı maçlardan biridir.
Sanki tüm Malatya oradaydı. Aylardır göremediğiniz dostlarınızı burada görebilirdiniz. Hatta o kadar çok seyirci gelmişti ki Kayseri emniyeti bir kısım taraftarı şehre sokmadı. Şiddetli yağmur altında oynanan maça şemsiye götürmeye de izin verilmeyince seyircimiz tabir-i caizse donuna kadar ıslanmış ama maçı bırakmamıştı. Bu zor şartlarda Malatyaspor Feridun’un iki golüyle rakibini yenerek şampiyonluktaki en büyük rakibini saf dışı bırakmıştı.
Bu maçın kimsenin bilmediği bir özelliği daha vardı.
Malatyaspor kafilesinin yemeklerine ilaç katılacağı duyumları alınınca, Soykan’ın talimatıyla, kafilenin ihtiyacı olan tüm gıda maddeleri, etinden sebzesine kadar Malatya’dan alındı. Aşçı Sedat Baba ve yardımcısı Osman usta da Kayseri’ye gelerek, bir TIR şirketinin yemekhanesinde tüm yemekleri yaptılar. İki gün boyunca başka hiç bir yerde yemek yenmedi. Kafile, otelden çıkıp, bu yemekhaneye gelip yemeklerini yiyip geri otele dönüyorlardı.
Aralık ayında kongre yapıldı ve Cahit Kurdal, yönetimden ayrıldı. Yeni yönetime Feyyaz Bursalı ve Kadir Kanat girdi.
Asbaşkan ve basın sözcüsü Nurhan Taştepe, Genel Kaptan ve muhasip Feyyaz Bursalı olarak görev bölümü yapıldı.
İkinci yarı bu yeni yönetimle ve galibiyet serisiyle başladı.
Şimdi, sizlere inanması güç ama olmuş bir olayı nakledeyim:
Bir gün heyacanlı bir şekilde kulübe gelen Soykan, şampiyonluğun gizli kahramanlarından, asbaşkan Nurhan Taştepe’yi düşünceli görünce, aralarında şöyle bir diyalog geçer;
“ Hiç korkma oğlum Allah’ın izniyle bu sezon hiç yenilmeden şampiyon olacağız”
“ Ağabey, öyle şey olur mu?”
“Sen Mamılo hoca diye birini tanıyor musun?”

Mamılo hoca
“Ağabey, ismini duydum ama tanışmadım”
“Bu Mamılo hoca her cuma benim yanıma gelir, bana telkin ve tavsiyelerde bulunur. Boş adam değildir ha bilesin. Bu cuma bana ne dedi biliyor musun?”
“Yok ağabey, nereden bileyim”
“Nurettin, hiç kafanı takma senin takımın bu sene şampiyon olacak, hem de hiç yenilmeden”
Nurhan Taştepe, bunun inanması zor bir şey olduğunu düşünür, ama sezon sonunda hiç yenilmeden şampiyon olunca Mamılo hoca ve Soykan’ın haklılığı meydana çıkmış olur.
Mamılo hoca, Temelli pasajındaki Karadeniz lokantasına gider, talebelerin, fakir fukaranın, düşkünlerin yemek paralarını verirdi. Tanımadıkları biri tarafından hesapları ödenen insanlar hayır duası ederek giderlerdi.
Meğer işin aslı nasılmış biliyor muydunuz?
Hayır yapmayı seven Soykan, Mamılo hocaya para verir, Mamılo hoca da bu parayı bu şekilde fakir fukaraya aktarırmış...
Neyse biz yine konumuza dönelim.
Artık Malatyaspor devler ligine merhaba demiş hemde hiç bir takıma nasip olmayacak bir başarıyla (namağlup) adından söz ettirmeye muvaffak olmuştur. Fakat esas iş bundan sonra başlıyordu. Önemli olan lige tutunmak ve 1.Ligde kalıcı olmaktı.
Bu amaç doğrultusunda Boluspor’dan Cavit, Galatasaray’dan B.Metin, Gaziantepspor’dan Bünyamin, Kırıkkale’den Levent ve Zeynel gibi oyuncular alındı.
Transfer komitesi olarak Nurhan Taştepe ve Feyyaz Bursalı Ankara’ya giderler. Gündemlerindeki futbolculardan biri de Levent Numanoğludur. Levent Numanoğlu bu esnada Kırıkkale’de vatani görevini yapmaktadır. İki yönetici diğer işlerini bitirip ertesi gün Kırıkkale’ye gitmeyi planlamaktadırlar.
Otelin lobisinde otururken, enteresan bir olay gerçekleşir. Otelin önünden geçen bir gurup asker dikkatlerini çeker. Feyyaz Bursalı, Nurhan Taştepe’ye dönerek işte Levent geçiyor diye bağırır. Nurhan Taştepe inanamaz, burada ne işi var Levent’in, benzetmişsindir herhalde der fakat kafasını çevirdiğinde o da Levent’le karşılaşır. Levent içeri çağrılır ve Malatyaspor’un teklifi iletilir.
Böyle enteresan bir karşılaşma ile Levent Malatyaspor’lu olur.
Bu arada Malatyaspor’a çok büyük faydaları olan, FB kulübü eski başkanlarından Emin Cankurtaran’ı da rahmet ve şükranla anmamız gerekir.
Soykan’la çok iyi bir dostlukları olan Emin bey, FB nin önemli futbolcusu Sedat’ı Malatyaspor’a bedelsiz olarak vermiş ayrıca B.Metin’in alımında büyük katkı sağlamıştır.

Emin Cankurtaran’ın Malatya ziyaretinde Nurhan Taştepe ile.
Sol başta rahmetli Nuri Karakuş yanında Emin Cankurtaran, Nurhan Taştepe, Halis Ertaç, Sunusi Alibeyoğlu, arkası dönük olan Erhan Kırçuval.

Emin Cankurtaran, yine bir Malatya ziyaretinde Mesut Parlak, Doğan Kantarcı ve Nurhan Taştepe ile ...
B.Metin’in transferini Asbaşkan Nurhan Taştepe’den dinleyelim:
Nurettin abiyle birlikte, Emin beyin Karaköy’deki ofisindeyiz. Soykan B Metin konusunu açınca Emin bey, hemen sekreterini arayıp, Alp Yalman beyi aramasını söyledi. Telefon bağlanınca,
“Alp, senin anan Malatya’lı, benim babam Malatya’lı, ikimiz ederiz tam bir Malatya’lı. Sen Metin’den kulüp parası alma, ben de Metin’in bedelini karşılayayım, B.Metin’i Malatyaspor’a hediye edelim var mısın”
İkili insan ilişkilerinin ne kadar önemli olduğunu gösteren çok çarpıcı bir örnek değil mi? (Daha sonra herkesle kavga eden başkanlara ithaf olunur).
Daha sonra, Nurettin Soykan’ın işleri bozulunca takımın zarar görmemesi için Vali Naim Cömertoğlu’na durumunu arz edip görevi bıraktı.
Soykan’ın büyüklüğünü anlatacak bir olay anlatıp noktayı koyalım;
Yıl 1985, Kayserispor’un kaptanı Gıyasi Tokoğlu jübile yapmak için Malatyaspor’u davet eder. Yapılan anlaşma gereği, Malatyaspor’un tüm masrafları Gıyasi tarafından karşılanacaktır.
Soğuk bir Kayseri kışında maç için takımımız Kayseri’ye gider. Her zaman olduğu gibi Nurettin Soykan’da maçtadır. Havanın soğukluğundan olsa gerek, Kayseri seyircisi, kaptanlarına vefasızlık edip, maça ilgi göstermemişlerdir.
Maç başlar, bir süre sonra kaptan Gıyasi Tokoğlu arkadaşlarının omuzunda sahayı terkeder. Eder etmesine de, bu masrafları nasıl karşılayacaktır. Soyunma Odasına giderken, duş alıp üzerini giyerken bile hep bunu düşünmektedir. Bu hasılatla bu masrafları ödemesi mümkün değildir. Oysa ne umutlarla jübile yapmış, sonucunda da elinde bir miktar para kalmasını ummuştur.
Maç bitiminde ne yapacağını kendi bile bilmeden, ağlamaklı bir halde, Malatyaspor’un kaldığı otele gider. Hiç olmazsa hesabın kaç lira olduğunu öğreneyim diye resepsiyona hesabı sorar. Aldığı cevapla şok olur.
Hesap ödendi.
Gıyasi’nin bu çaresizliğini farkeden Soykan hesabı kendi ödemiş Gıyasi’yi büyük bir dertten kurtarmıştır.
Bitti mi? Bitmedi.
Bundan sonrasını Gıyasi Tokoğlu’nun ağzından dinleyelim;
Hesabımı ödeyen Nurettin abiye teşekkür etmek için, gözlerimden yaşlar akarak, yanına gittiğimde, güler yüzüyle karşıladıktan sonra, koluma girip otelin tenha bir köşesine götürdü. Şaşırmıştım.
“Nurettin abi, beni utandırdınız, size minnettarım”
“Evladım sen, biraz para kazanayım diye düşünürken, üstelik zarar ettin, önemi yok”
Bunları söyledikten sonra elini cebine attı bir demet para çıkarıp cebime koydu.
“Yapma abi” diyebildim sadece. “Gülümseyerek oradan uzaklaştı”.
Soykan böyle gönlü zengin biriydi.
Beyefendiliğiyle gönüller’e taht kuran, çağdaş Malatyaspor’un temellerini atan Büyük Başkan mekanın cennet olsun. Seni saygıyla anıyoruz...
Soldan sağa: Fuat, Muzaffer, Necmettin, Tümer, Alirıza, Çetin
Oturanlar: Melih, Feridun, Selim, İbrahim, Oktay

Malatyaspor’un tüm maçlarını takip eden “Kayış Kemal” ve bir gurup taraftar

Soldan sağa: Fuat Akyüz, Eren Talu, Tümer Uzun, Cavit Kurucu, Muzaffer Atacan, Malik Gençalp.
Oturanlar: Levent Numanoğlu, Feridun Özütok, Selim Yetin, Oktay Çevik, Cengiz Seçsev

Soldan sağa: Fuat Akyüz, Eren Talu, Muzaffer Atacan, Tümer Uzun, Cavit Kurucu, Kaleci Çetin
Oturanlar: Feridun Özütok, Deniz Şanlı, Levent Numanoğlu, İbrahim Okutan ve Selim Yetin.
Malatyaspor’a uzun süre hizmet eden beyefendi bir kişilik Sefa Tatlıcı.
Malatyaspor, 1984-85 sezonunu 31 puanla 14. sırada, 1985-86 sezonunu ise 32 puanla 13. olarak tamamlamıştır.