SOKAK SESLERİ

ATİLLA KANTARCI

27-11-2024 11:23

Teknolojinin bu denli hayatımıza girmediği yıllarda, insanlara ATM cihazı diye bir şey çıkacak, spor yaparken bile para çekebileceksiniz desek, “bi gat zoppa“ yiyeceğimiz , bakkal amcalarımızdan alış veriş yaptığımız ve deftere yazdırıp ay sonunda hesabı kapattığımız, horoz şekeri, bonbon şekeri, elmalı şeker ve kaynana şekeri alınınca mutlu olan çocukların yaşadığı,  uzun kış gecelerinde konu komşu toplanıp bastığh, kesmece ceviz yiyip matal ( masal) dinleyip, çocukların hayal dünyalarının geliştiği, insan kalitesinin şimdikinden çook yüksekte olduğu, o güzel günlerde, evlerimizde sokak satıcılarının sesi yankılanırdı.

Sesini sıkça duyduğumuz satıcıların başında öllükçüler ( höllük) gelirdi.
Eledim eledim öllük eledim,
Aynalı beşikte canan bebek beledim
Büyüttüm besledim asker eyledim.

Gitti de gelmedi Canan buna ne çare.
Yavrularını ısıttıkları öllükle sarıp sarmalayan, beleme işini, bu acıklı türküyü söyleyerek yapan analarımız, “öllük ha öllük” diye bağırarak gezen, öllükçünün gelmesini dört gözle beklerlerdi. 
Öllük, şimdi kullanılan çocuk bezinin, kadim kültürümüzde ki karşılığıydı.
Bir kaç yüklü eşekle geçerdi öllükçü. Eşeklerin sırtına yükledikleri, öllük dolu heybelerle bağırarak geçerlerdi. Öllükçüler, öllüğün yanında kil de satarlardı. 
Kil de dönemin önemli bir temizlik maddesiydi. Saçları ipek gibi yaptığı söylenen kil, muhakkak ki sabundan ve şampuandan daha faydalı ve katkısızdı. Öllük killi bir toprak türü olup, bu toprağın elenmesiyle elde edilen bir toprak türüydü. Hazır bezlerin olmadığı dönemde, çocukları kundaklarken, ısıtılarak çocukların altına serilen öllük, çocuğun çişinin dışarı sızmasını önlediği gibi, sobalı evlerde çocuğun vücut ısısını da dengelerdi.
Dünya para verilip alınan kedi kumunun da öllük olduğunu söylersem şaşırırsınız ellaham..!
“Gar geldi, gar ha gar...
“Garcı geldi ha, Beydağı’nın garı geldi”, 
“bacı gözün kör olmaya gökten endi mübarek” diye  bağırarak geçen kar satıcıları, sıcak yaz günlerinde yolu gözlenen satıcıların başında gelirdi.
 Şimdiki çağalara, o zaman kar satılırdı desek inanırlar mı? Hiç sanmam.
Dağların güneş almayan yamaçlarına açtıkları kuyulara, kışın kar basarak istif eden kar satıcıları, yazın bu karları keserek telislere koyup, onları da katırlara yükleyip şehre getirip “ gar ha gar” diye bağırarak satarlardı. 
Parası olan parayla kar satın alır, parası olmayan ekmek verir karşılığında kar alırdı. Karcı, elindeki bığhçı(testere) ile göz kararı ( garcının ölçüsü) keser, götürdüğümüz kap kacağa koyardı. 
Mahallenin mukallit kadınları ve kızları kar satıcısını görünce seslenirlerdi:
“Karcı Dayı karın güzel mi”
 “Güzel güzel, senden daha güzel” ...
diye sürüp giden atışmalar yapar sonra gülüp geçerlerdi.
Böylesine samimi bir ortam vardı...
Bu diş diş olmuş karın üzerine pekmez döküp yemek en büyük zevkimizdi.
Buzdolapları yaygınlaşıncaya kadar çok önemli bir görev üstlenen kar satıcıları, buzdolabı yaygınlaşınca sessiz sedasız ortadan kayboldular...
Belli aylarda yolunu gözlediğimiz sokak satıcılarından biri de sülükçülerdi. Islak bir torba içinde taşıdığı sülülükleri, “sülük ha sülük” diye bağırarak satmaya çalışan sülükçüler.
Erkekler çok ilgilenmezdi ama özellikle belli aylarda kadınlar sülükçülerin yolunu gözlerdi. Bazı berberlerde şişelerde sülük satarlardı. Berberler, sünnet, hacamat, diş çekme, kulak delme, saç kıran tedavi etme gibi hizmetlerden fırsat kalırsa asli görevleri olan berberliği icra ederlerdi..!
Yeni yetmelerin, bu sülükte ne menem bir şeydir acaba? Dediğini duyar gibiyim. Sülük tatlı sularda yaşayan, 4-5 cm boyunda kan emici özelliği olan, kan emerken tükürük bezlerinden salgılanan bir sıvıyı insan vücuduna aktaran bir hayvancıktır. Kan cıvıtıcı özelliği olan bu sıvı yapıştırılan bölgenin en ince kılcal damarlarına kadar ulaşarak, kan gitmeyen ve dokuları ölmek üzere olan bölgenin tekrar canlanmasına sebep olurdu. 
Sülük elle alınıp, ağrıyan, problemli bölgenin üstüne konurdu. Koyar koymaz sülük o bölgeye yapışır ve bir daha çıkarmanız mümkün olmazdı. Ta ki sülük yeterince kan emip, şişip kendini bırakıncaya kadar.
Kadim kültürümüzün önemli tedavilerinden olan sülük maalesef yurdumuzda gereken ilgiyi görmemiştir. Rusya’da çok yaygın olan sülük tedavisi, Avrupa ve Amerika’da çok taraftar bulmuş ve artık hastanelerde bilimsel olarak yapılmaya başlanmıştır...
Destancıları unuttum sandınız değil mi?
Zamanla azalan ve bugün tamamen yok olan destancılar, bir dosya kağıdı büyüklüğünde tek sayfa baskı yapılan destanları, dolaşarak, yanık sesleriyle bağırarak okurlar ve bunları satmaya çalışırlardı.
Destanlarda genellikle acıklı olaylar üzerine yazılmış ağıtlar, veya kahramanlıklar anlatılırdı.
Nedense destanın fiyatı olmazdı. “Hediyesi” denirdi. Hediyesi yirmibeş kuruş denir ve öyle satılırdı. 
Mahallenin kadınları destana çok meraklıydı. Fakat çoğu okuma bilmediği için okuma görevi mahallenin çocuklarına düşerdi. İşin ilginç yanı, mahallenin bütün kadınları ayrı ayrı birer destan alır ve hepsi bize ayrı okuttururdu. Halbuki bir destan yeterliydi. Okuduktan sonra onlara verir, onlarda itinayla katlayıp göğüslerinin üzerinde saklarlardı...
Çocukların dört gözle bekledikleri satıcı, dondurmacılardı. Her semtin dondurmacısı farklı olurdu. Bizim mahallenin dondurmacısı Abdo dayıydı. “Kaymak dondurma” diye bağırarak geçen Abdo Dayı Gazi ilkokulunun önünde konuşlanırdı. Abdo Dayı yaz bitince bu kez davin, yemişen, alıç satışına başlardı. Bu defa da ölçü çay bardağı olurdu.
Bunların haricinde kısaca diğer satıcılara göz atacak olursak;
Yaz başlangıcında köylerinde kırlardan söktükleri çiğdemleri satmaya gelen çiğdem satıcılarını, yine dağ köylülerinin topladığı “eşgın” ları satmaya gelen eşgın satıcılarını, “davin, yemişen, alıç, simit”, satıcılarını, “ayna var, darağh var, eyi cilet var, çağhı çağhmağh daşı var, benzin var” diye bağıran satıcıları, “gazocağı tamircisi geldi”, “lahimci” geldi hanım diye bağıran ustaları, “sabun var, soda var, süpürge var” diye bağıran satıcıları, bembeyaz önlüğü ve sevimli göbeği ile,”Bademli” diye bağırarak gezen Şam tatlı satıcısı Hüseyin ustayı, “erişte, şare (şehriye) dökülür diyenleri, “kalaycı geldi”, “sepetçi geldi” diye bağıran satıcıları, “oduncu geldi oduncu” diye bağırarak omuzunda baltasıyla gezen odun kırıcılarını, şimdilerde adına beze denilen “tavuk sütü” satıcılarını, “haşlanmış nohut”, “gırığh leblebi”, “lahmacun”, Ramazan’da satılan “yağlı çörek”, “elmalı şeker” satıcılarını, “horoz şekeri” satıcılarını, bembeyaz giysileriyle hatırlanan mevsime göre şerbet veya “biyam” şurubu ( meyan) satan Neşeli Mehmet’i anmadan geçmek olmaz. Bu satıcıların ve sattıkları şeylerin bir çoğu artık yok. Hatıralarımızda tatlı bir anı olarak kaldılar...
 Ben özlüyorum...
 Ya siz...
 Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına…

DİĞER YAZILARI Sazcı Cafer Bakır 01-01-1970 03:00 Siyaset kurumu neden bozuldu? 01-01-1970 03:00 GASTRONOMİ ADALARI VE MALATYA RUHU 01-01-1970 03:00 TANDIR EKMEĞİ 01-01-1970 03:00 Hey gidi günler hey... 01-01-1970 03:00 BİZİM NESİL… 01-01-1970 03:00 ÇOCUKLARI ÖLÜME İTEN MASUM GÖRÜNÜMLÜ TEHLİKELİ OYUNLAR! 01-01-1970 03:00 MARKA ŞEHİR 01-01-1970 03:00 Geçmişe Özlem         01-01-1970 03:00 Çay Ocakları 01-01-1970 03:00 ÇANAKKALE DESTANI 01-01-1970 03:00 Hürriyet Aile Çay Bahçesi ve Zaza Cemil 01-01-1970 03:00 Bilge Terzi (Mehmed Said Çekmegil) 01-01-1970 03:00 HACI BİCİ  01-01-1970 03:00 PTT Bölge Müdürlüğü 01-01-1970 03:00 Battalgazi Belediyesi Ve Kültürel Etkinlikler 01-01-1970 03:00      Yukarıda gördüğünüz eski bir mahalle resmi... 01-01-1970 03:00 Çimento Fabrikaları Zararlıdır! 01-01-1970 03:00 YAMALIK            01-01-1970 03:00 Mahallem 01-01-1970 03:00 Hüseyin Karatay 01-01-1970 03:00 Kadir Eriş 01-01-1970 03:00 MEYDAN KIYIMI 01-01-1970 03:00 Hasret mektubu 01-01-1970 03:00 ÇOCUKLARA 29 EKİM  BİLİNCİNİ VERMEK ZORUNDAYIZ 01-01-1970 03:00 Rıdvan Mertöz 01-01-1970 03:00 Trump'ın ricası... 01-01-1970 03:00 HOŞ BULDUM! 01-01-1970 03:00 HASAN MEŞELİ 01-01-1970 03:00 Çöken eğitim sistemi 01-01-1970 03:00 Kadife sesli sanatçımız İlhan Kızılay 01-01-1970 03:00 ALİ ULVİ SÜLUKİOĞLU (SÜLÜKOĞLU AİLESİ) 01-01-1970 03:00 MOLOZLARIN ALTINDA KALAN KÜLTÜR 01-01-1970 03:00 YENİ MALATYASPOR 0 BURSASPOR 8 01-01-1970 03:00 EREN BALİ 01-01-1970 03:00          AĞLAMAYANA MEME YOK! 01-01-1970 03:00 UNUTAMADIĞIMIZ “ARTİZLER”İMİZ… 01-01-1970 03:00 NEDEN BU KADAR DUYARSIZSIN MALATYA! 01-01-1970 03:00 METİN SÖZEN ANISI ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUM… 01-01-1970 03:00 CUMALİ ÜNALDI                              01-01-1970 03:00 YALAN MI 01-01-1970 03:00 FAHRİ ÇEKİRDEK 01-01-1970 03:00 NURETTİN SOYKAN TESİSLERİ 01-01-1970 03:00 BAŞ KİLİ 01-01-1970 03:00 SAYIŞMALARIMIZ     01-01-1970 03:00 MEHMET YUMRUTEPE 01-01-1970 03:00 ADNAN ERKUŞ 01-01-1970 03:00 YENİ MALATYASPOR’UN DOĞUŞU-2 01-01-1970 03:00 MALATYASPOR’DA KAYYUM DÖNEMİ-2 01-01-1970 03:00 UFUK ERBAŞ 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 MALATYASPOR’DA HAŞİM KARADAĞ DÖNEMİ-2 01-01-1970 03:00 40. KURULUŞ YILINDA KÜME DÜŞEN TAKIM 01-01-1970 03:00 Malatyaspor’da Hikmet Tanrıverdi Dönemi (2002-06) 01-01-1970 03:00 GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ... 01-01-1970 03:00 MALATYASPOR’DA MEHMET YAŞAR ÇERÇİ DÖNEMİ VE ŞAMPİYONLUK 01-01-1970 03:00 MALATYASPOR’DA MÜNİR ERKAL DÖNEMİ 01-01-1970 03:00 MALATYASPOR’DA İKİNCİ NURETTİN SOYKAN DÖNEMİ VE DURAKLAMA YILLARI 01-01-1970 03:00 MALATYASPOR’DA METİN KAYA ÇAĞLAYAN DÖNEMİ-2 01-01-1970 03:00 MALATYASPOR’DA METİN KAYA ÇAĞLAYAN DÖNEMİ 01-01-1970 03:00 MALATYASPOR’DA NURETTİN GÜVEN DÖNEMİ 01-01-1970 03:00 MALATYASPOR’DA TURAN ÇEViK DÖNEMi-3 01-01-1970 03:00 MALATYASPOR’DA TURAN ÇEViK DÖNEMi-2 01-01-1970 03:00 KAYSI FESTİVALİ YAPILMAYACAK MI? KRİZLER BAZAN FIRSATA ÇEVRİLEBİLİR… 01-01-1970 03:00 MALATYASPOR'DA TURAN ÇEVİK DÖNEMİ 01-01-1970 03:00 MALATYASPOR’DA NURETTİN SOYKAN DÖNEMİ-2 01-01-1970 03:00 MALATYASPOR’DA NURETTİN SOYKAN DÖNEMİ 01-01-1970 03:00 EFSANE MALATYASPOR’UN KURULUŞ ÇALIŞMALARI -5 01-01-1970 03:00 EFSANE MALATYASPOR’UN KURULUŞ ÇALIŞMALARI-4 01-01-1970 03:00 EFSANE MALATYASPOR’UN KURULUŞ ÇALIŞMALARI -3 01-01-1970 03:00 KÜLTÜR VARLIKLARIMIZI AYAĞA KALDIRMANIZ GEREKMEZ Mİ? 01-01-1970 03:00 EFSANE MALATYASPOR’UN KURULUŞ ÇALIŞMALARI -2 01-01-1970 03:00 EFSANE MALATYASPOR’UN KURULUŞ ÇALIŞMALARI 01-01-1970 03:00 İPLİKÇİ PAZARI 01-01-1970 03:00 Toprak Altında Kalan Şehir 01-01-1970 03:00 MALATYA’LI FAHRİ 01-01-1970 03:00 BİR KEZ DAHA YIKILDIK 01-01-1970 03:00 SEZAİ YILMAZ 01-01-1970 03:00 ÇAKIR DAYI 01-01-1970 03:00 ESKİ BAYRAMLAR 01-01-1970 03:00 CEVAT ÇOBANLI 01-01-1970 03:00 "Ayneye girmek" 01-01-1970 03:00 SİNEMA CADDESİ - BEŞ KONAKLAR 01-01-1970 03:00 ESKİ RAMAZANLAR 01-01-1970 03:00 Yunusemre Caddesi-Diğer Kanalboyu 01-01-1970 03:00 Kanal Boyu - Kernek Mahallesi 01-01-1970 03:00 ESKİ FOTOĞRAÇILAR 01-01-1970 03:00 Bir Varmış Bir Yokmuş… 01-01-1970 03:00 SAATLİ MAARİF TAKVİMİ 01-01-1970 03:00 ALTERNATİF KAYSI ÜRÜNLERİ 01-01-1970 03:00 Krizin Fırsata Çevrilemediği Şehir! 01-01-1970 03:00 KRİZİN FIRSATA ÇEVRİLEMEDİĞİ ŞEHİR! 01-01-1970 03:00 YENİ YIL 01-01-1970 03:00 NOSTALJİ 01-01-1970 03:00 ELİZA SURHANTAKYAN (ZEHRA BİLİR)(TÜRKÜ ANA) 01-01-1970 03:00 SELAHATTİN ALPAY 01-01-1970 03:00 MAHALLEM… 01-01-1970 03:00 BAKKAL AMCA     01-01-1970 03:00 KEŞKE RÜYA OLMASAYDI… 01-01-1970 03:00 CUMHURİYET BAYRAMI 01-01-1970 03:00 Kayısı ve dünya 01-01-1970 03:00 Mış Gibi Yapanlara! 01-01-1970 03:00 MIŞ GİBİ YAPANLARA!…  01-01-1970 03:00 Fastfood 01-01-1970 03:00 Yırtık Pırtık… 01-01-1970 03:00 Ahilik Haftası Kutlu Olsun 01-01-1970 03:00 Malatya Erkekler Hamam Kültürü 01-01-1970 03:00 Malatya Kadınlar Hamam Kültürü 01-01-1970 03:00 Haceli 01-01-1970 03:00 Adı Fatih Soyadı Kaydı 01-01-1970 03:00 MUCİTLER 01-01-1970 03:00 Arpacızade Mehmet Rıfat Efendi 01-01-1970 03:00 Otorite Boşluğu Yok mu? 01-01-1970 03:00 Fevzi Yener 01-01-1970 03:00 Levent Numanoğlu 01-01-1970 03:00 Kayısı Festivali için Öneriler… 01-01-1970 03:00