Arkadaşım Bülent Topaloğlu'yla birlikte prim listesini ve paraları alıp bir odaya geçtik, futbolcular birer birer gelip imzalarını atıp beşyüz bin lira tutarındaki primlerini alıp mutlu bir şekilde çıkıyorlardı. İşin sonuna geldiğimizde para bitmiş, fakat daha prim vermemiz gereken bir futbolcu kalmıştı. Başka bir deyişle açık vermiştik, hemde beşyüz bin lira açık. O kadar kafa patlattığımızı hiç hatırlamıyorum ama buna rağmen açık nereden geliyordu bir türlü bulamıyorduk ...
Artık çaremiz kalmamıştı Bülent'e, ikiyüzellibin sen ver diğer ikiyüzellibini de ben, tamamlayayım bu işi bitirip yatalım artık çok yorulduk derken...
Futbolcumuz Bünyamin Süral telaşla içeri girdi,
-Ağabey prim kaç liraydı,
-Beşyüz bin ,
-Ağabey bana bir milyon lira vermişsiniz ...
Az daha Bünyamin'i sarılıp öpecektim
Açığı bulmuş rahatlamıştık...
Maç günü gelip çatmıştı, maç sabahı Zonguldak'a hareket ettik ve ve maç saatinden birkaç saat önce stada gelmiştik bile. Hazırlıklar, ısınma falan derken maç saati yaklaşmış tribünler dolmaya başlamıştı. Bu arada bir subayın kafile başkanını aradığını söylediler, bende buyurun benim dedim, subay da
-"Jandarma bölge komutanı Recai Uğurluoğlu paşam Malatyaspor 'a başarı dilemek için soyunma odasına gelmek istiyorlar" dedi
Paşa'nın Arapgirli olduğunu biliyordum, yani hemşehrimiz idi paşa.
-Şeref verirler, buyursunlar, deyip, futbolculara durumu anlattım, onlar da edep dairesinde paşayı karşıladılar, paşa bize iyi şanslar diledikten sonra soyunma odasından çıktı ben de onu uğurlamak için yanında yürüyorum.
-"Sizinle ilgilendiler mi " dedi, anlamamıştım nasıl dememe fırsat bırakmadan
-"Bizim Devrek Jandarma komutanından bahsediyorum, sizinle ilgilenme emri vermiştim, ilgilendi mi "? ...
Kısık sesle evet paşam sağolun ilgilendiler, dedim
Konu anlaşılmıştı benim Malatya'lı mısınız dediğim subay meğer verilen emrin gereğini yerine getiriyormuş...
Bu maçı maalesef 1-0 kaybettik. Büyük umutlarla gittiğimiz ve Zonguldakspor’un en güçsüz döneminde ve iyi oynadığımız bir maçtan sonra yenilgi beni çok rahatsız etmişti.
Dönüş yolculuğunda hiç kimseyle konuşmadım ve suratım asık bir şekilde otobüsteki koltuğuma oturdum. Yemek ve ihtiyaç molası dahi verdirmedim. Gece saat iki sularında yanıma birinin geldiğini hissettim. Gelen kişi futbolcumuz Bünyamin idi. Bünyamin sevdiğim futbolcularımızdan biriydi. Çok saf ve temiz yürekli tam bir Anadolu çocuğuydu. Bana hitaben:
“Ağabey, bizim yüzümüzden, kafan bozuk değil mi?”
“Nasıl bozuk olmasın” dedim, “neydi o sahadaki haliniz”
“Yav ağabey, sahada o kadar yalvardılar ki dayanamadık, hepsi arkadaşımız ne yapalım”...
Mesele anlaşılmıştı!
Biz yenersek Zonguldakspor’un küme düşmesi neredeyse kesinleşecekti. Bu yüzden bizimkiler maça ağırlıklarını koymamış ve hatıra binaen bu maçı Zonguldakspor’a hediye etmişlerdi.
Böylece hayatımda ilk kez “hatır şikesi” denen olaya şahit olmuştum.
Feyzullah Küçük, Şifo Mehmet’le mücadelesi.
####
Malatyaspor o sezon, Türk futbolunun 4 büyüklerini aynı sezonda yenmeyi başararak seyircisine güven veren bir bir takım haline gelmişti. Seyirci takımına o kadar güveniyordu ki, takım mağlup durumda olsa bile nasıl olsa yeneriz düşüncesiyle takımlarını destekliyorlardı.
Kaleci Yaşar, Eren, Ünal, Zeynel, İsmail, Orhan, Oktay, Levent, Bekir, Cavit ve Feridun.
###
1989 yılında yaşadığımız bizim için tirajı komik ama Samsunspor için trajik bir olayı anlatmadan geçersem eksik olur diye düşünüyorum:
Spor kulüplerinde her zaman sıcak paraya ihtiyaç vardır, çoğu zaman da para sıkıntısı çekilir, ve para bulmak her zaman en zor işlerden biridir.
Yine o maddi sıkıntılı günlerden birindeyiz, kulübün muhasibi olmam sıfatıyla para bulma görevi öncelikle benim işim. Kafamı vurmadığım taş kalmadı o gün, kimlere gitmedim ki, yahu üç günlüğüne para istiyorum, pazar günü maçımız var, pazar günü maçtan sonra para emrinizde dedimse de kimseden para bulamadım.
Böyle durumlarda insanın kafası bir başka çalışıyor, birden aklıma müthiş bir fikir geldi;
Beden Terbiyesi il müdürüne gidecektim ......
Müdür beyin ismini vermek istemiyorum, gittim müdür beyin kapısını çaldım, birbirimizi çok iyi tanıyoruz, çaylar, kahveler, koyu bir muhabbet derken saatler ilerliyor ama ben sadede bir türlü gelemiyorum. Yapacak birşey yok, söylemem lazım, birden patladım,
-"Müdürüm bize para lazım" ....bir süre sessizlik oldu sonra ;
-"E ....ben ne yapayım " .....dedi,
-"Bize parayı sen vereceksin " dedim gayri ihtiyari ,
Güldü
-"Yahu sen delirdin mi devletin parasını ben sana nasıl vereyim" ...
-"Valla müdürüm başka çaremiz kalmadı, son umut sensin".....
-"Kardeşim burası banka mı, burası devlet dairesi" ,"bu olay bir duyulursa ne olur biliyormusun sen "
-" Ne olacak müdürüm pazar günü maçımız var, maçtan sonra hasılattan, emrinde para"
- "Yahu olacak şey mi, sen beni işten mi attıracaksın"
- "Müdürüm üç günlüğüne, kim duyacak" ...
Müdür Nuh diyor Peygamber demiyor, üstelik haksız da değil, üç günlüğüne devletten borç istiyorum olacak şey değil ama çaresizlik işte.
- "Pazara kadar müdürüm ne olursun"
- "Sen ne dediğini bilmiyorsun "
- "Pazar günü maç var müdürüm, ben maçtan sonra garanti ediyorum "
- "Olacak iş değil "
- "Pazar, maç",... "Pazar maçtan sonra"... ısrarıma dayanamayıp,
-"Ya MAÇ oynanmazsa ben parayı nasıl alacağım"
- "Müdürüm şimdiye kadar böyle bir olay vaki mi, olacak şey mi bu " dedim, demez olaydım.
Olacak şeymiş ki oldu,...ve maçımız Samsunspor ile idi...
Hatırladınız değil mi... Samsunspor takımı, 20-01-1989 tarihinde Malatyaspor maçı için şehrimize gelirken, Havza civarlarında, büyük bir kaza geçirmiş, hocası ,üç futbolcusu ve şöförünü kaybetmişti.....
Müdürün dediği çıktı ve maç oynanamadı...
Kazayı duyunca Müdür beyin yanına gittim, tutuşmuş bir vaziyette, yandık, bittik diye dövünüyordu .
Rahat olmasını ,parayı kendi imkanlarımla kimse duymadan ödeyeceğimi söyledim, rahatlamıştı...
Yönetimden olayı bilen arkadaşlarla, parayı denkleştirdik ve ödedik......
Kimse duymadan bu güne geldik,...
Müdür bey işine devam etti, bir sıkıntı olmadı.
Ha... aradan 30 yıl geçti diye size anlatıyorum...
Kazada ölen Nuri Asan, Muzaffer Badalıoğlu, Mete Adanır, Asım Özkan ve Zoran Tomiç'e rahmet diliyorum....
Soldan sağa: Kaleci Yaşar Tutar, Zeynel Limoncu, Fuat Akyüz,Eren Talu, Bünyamin Süral, Feyzullah Küçük
Oturanlar:Oktay Çevik, Levent Numanoğlu, Adnan Esen, Metin Yıldız, Feridun Özütok.
####
Malatyaspor, aldığı başarılı sonuçlardan sonra şehirde öyle bir hava yaratmıştı ki İnönü stadında yapılan antrenmanlar bile kapalı tribünü tamamen dolduruyordu.
O günlerde beni önce üzen sonra çok mutlu eden bir olayı sizlere anlatayım:
Lige fırtına gibi giren ve ilk üç maçını kazanan iki takım, Galatasaray ve Malatyaspor, İnönü stadında karşılaşacaklardı. Galatasaray, Tanju Çolak, Cevat Prekazi, Cüneyt Tanman, Didier Six, Zoran Simoviç, Semih Yuvakuran, İlyas Tüfekçi, Yusuf Günay, Erhan Önal, İsmail Demiriz gibi futbolcularıyla, en iyi sezonlarından birini geçiriyordu. Takımın başında da Mustafa Denizli bulunmaktaydı.
Biz de Malatyaspor yönetimi olarak Galatasaray’ı karşılayıp, kendi otobüsümüzle kalacakları otele getirmek ve bir istekleri varsa yerine getirmek gibi bir jest yapalım istedik. Bu görevi de ben üstlendim. Bir buket çiçekle misafir takımı karşılamak için otobüsümüzle hava alanına gittim. Yöneticileri Ergün Gürsoy ve Mustafa Denizli’ye çiçeği takdim edip hoş geldiniz diyerek başarı dilekleriyle otobüse davet ettim.
Aradan geçen çok uzun yıllar sonra bu olayı ilk defa anlatıyorum ki, hayatımda bu kadar kendini beğenmiş bir ikili görmedim. Bir teşekkür bile etmeden otobüse bindiler. Mustafa Denizli etrafa bile bakma gereği duymadan entel edasıyla bir kitap çıkarıp okumaya başladı. Ergun Gürsoy ise kendi havasındaydı. Çok bozulduğumu ve çok pişman olduğumu hatırlıyorum. Biz neden böyle bir şey yapıyoruz ki diye hayıflandım, onlar bizi İstanbul’da karşılıyorlar mıydı ki diye düşünürken kalacakları otele geldik. İnerken yine görgüsüz bir şekilde hiç vedalaşmadan ve teşekkür etmeden inip gittiler.
Kulüpte arkadaşlara olayı anlatıp çok bozulduğumu bu saygısızlığın şahsıma değil, Malatyaspor’a yapıldığını anlattım. Bütün kulüplerin kendine göre bir şahsiyetlerinin olduğunu, Malatyaspor’un Galatasaray’dan daha küçük bir kulüp olmadığını ve böyle bir karşılama yapmanın yanlışlığı konusunda karara vardık. Daha sonra böyle bir hataya düşmedik.
Maçtan önceki akşam, beni bir düşünce aldı. Daha maç oynanmadan bu havaya girenler eğer bizi yenerlerse nasıl davranırlar diye kara kara düşünüyordum. Ertesi gün maça da bu düşüncelerle gittim.
Maç başlayınca umutlanmıştım, iyi oynuyorduk. İlk yarı golsüz bitince umudum iyice arttı. İkinci yarının beşinci dakikasında Oktay, Simoviç’i avlayınca rahatladım. Ardından Orhan’ın golü geldi. 82.dakikada Orhan’ın pasını değerlendiren Oktay üçüncü golü atınca gözlerim önce Ergun Gürsoy’a, sonra Mustafa Denizli’yi aradı. Ne haldelerdi acaba?
Kaplanlarımız, kulübümüze yapılan saygısızlığın cevabını sahada vererek bizlere, özellikle de bana tarifi görülmemiş bir mutluluk yaşatmışlardı...
Haa o ikilinin de yüzlerini görmenizi isterdim...
Malatyaspor İstanbul’da Beşiktaş maçını çıkarken.
İsmi hep hayali ihracatla, yolsuzluklarla ve Nazan Şoray’lı gece hayatlarıyla anılan, Turan Çevik üzerindeki baskılar gitgide artıyordu. Hakkında gıyabi tutuklama kararı da çıkınca çareyi Yunanistan’a kaçmakta buldu. 18 Aralık 1998 tarihinde uyuşturucu ile yakalanarak hapse atıldı.
Yıllar sonra İstanbul’da bir cenazede karşılaştığım Turan Çevik’le geniş bir sohbet fırsatı buldum. Önce birbirimizi tanıyamadık çok değişmişti, yaşadığı olaylar onu çok yıpratmıştı. Muhtemelen o da benim için aynı şeyi düşünmüştür.!
Malatyaspor ile ilgili bir kitap yazdığımı, kendisinin tarihe not düşmek adına o günlerle ilgili neler söylemek istediğini sorduğumda, benim bildiklerimi sen de biliyorsun kafana göre yaz demesi yöneticilik anlayışındaki şeffaflığı gözler önüne seriyordu.
Yunanistan daki ceza evi anılarını kaçış planlarını, kaçıştan son anda nasıl ve kimlerin vazgeçirdiğini, nasıl kurtulduğunu uzun uzun anlattı.
Hayatı polisiye filmlerini aratmayan maceralarla dolu Turan Çevik maalesef genç diyebileceğim bir yaşta aramızdan ayrıldı.
Ruhun şad, mekanın cennet olsun başkan...
Seni unutmayacağız... Böylece Malatyaspor’un en başarılı dönemleri de sona ermiş oldu...
1987-88 sezonu, Soldan sağa: Zeynel, İsmail, Ceyhun, Ünal, Eren, Yaşar
Oturanlar: Feyzullah, Mustafa, Levent, Necmettin, Oktay
Malatyaspor 1986-87 sezonunu 39 puanla 6. olarak, 1987-88 sezonunu 62 puanla 3. olarak, 1988-89 sezonunu ise 43 puanla 12. olarak tamamladı.