Başkanlığını “Saka Şükrü’nün çocukları” adıyla tanınan kardeşlerin en küçüğü Şahin Gencer’in yaptığı Malatyaspor, tarihinin en kötü dönemlerinden birini yaşamaktaydı…
Kulübün bu içler acısı durumu tüm Malatya’lıları derin bir üzüntüye sevketmişti. Fakat kimse de Şahin Gencer’in karşısına çıkma cesaretini gösteremiyordu. Malatya’lıların bu haklı endişesine dönemin Valisi Aydın Özakın’da kayıtsız kalmamış ve şehrin ileri gelenleriyle bir çözüm yolu bulmak için arayışa girmişti...
Çok geçmeden Vali beyin davetine icabet eden, Nurettin Soykan, Valilik makamında, Vali Aydın Özakın ile Malatyaspor’un nasıl kurtulacağını görüşüyorlardı.
Vali Aydın Özakın:
“Nurettin bey, Malatyaspor’un durumu malumunuzdur sanıyorum. Bu durum tüm Malatya’lıları dolayısıyla da Vali olarak beni üzmektedir. Sizden Malatyaspor Başkanlığını almanızı rica ediyorum”.
Nurettin bey her zamanki kibarlığıyla:
“Emredersiniz Vali bey, yalnız bir sorun var. Ben futboldan hiç anlamam ki”...
Ortada Şahin Gencer, yanında Sürgülü İsmet, sol başta Ahmet Hasar, sağ baştan ikinci Komünist Yaşar (Yaşar Öztürk)
#####
Kısa bir süre sonra, Vali Beyin öncülüğünde, Şahin Gencer’le bir görüşme ayarlanmışır. Görüşme yeri Malatyaspor Kulübüdür. Malatyaspor kulübü dediysem, gözünüzde çok büyütmeyin. Malatyaspor kulübü, Şahin Gencer’in iş yerinin altındaki bir oda ve bu odada kırık dökük üç beş sandalye ve bir masadan ibaretti. Yönetim kurulu karar defterinin bile olmadığını söylersem kulübün durumu konusunda bir şey ifade eder sanırım.
Halef selef başkanlar uzun uzun görüşürler. Kulübün esnafa olan borçları ve diğer borçlar hesaplanır ve Soykan tarafından Şahin Gencer’e peşin olarak ödenir. Fakat bir süre sonra Soykan, bürosuna gelen giden alacaklılardan bunalır. Gelen alacaklılar, kulübün borçlarını Soykan’dan talep etmektedirler. Alacaklıların ardı arkası bir türlü kesilmez. Bunun üzerine, Nurettin Soykan, eski başkanla bir görüşme daha yapar. Uzun görüşmeler sonucunda Şahin Gencer’den noter tasdikli, borçların Şahin Gencer’e ait olduğunu belirten bir yazı alır ve yönetim kurulu için hazırlıklara başlar.
Böylece alacaklılardan bir süreliğine kurtulur.
Vali Aydın Özakın, transferin bitimine üç gün kala Soykan başkanlığında bir yönetim oluşturur. As Başkan Fuat Ercişli, Genel Sekreter Cahit Kurdal, Genel Kaptan Sabahattin Varan, Basın sözcüsü Cahit Asılsoy, Lütfü Kuşdemir ve Aziz Ovagülden (Kel Aziz) oluşan Müteşebbis heyet çalışmalara başlar Ve transfer için Sabahattin Varan İstanbul’a, Lütfü Kuşdemir İzmir’e, Aziz Ovagül Bursa’ya giderler. Eş dost, tanıdıklar vasıtasıyla Transferin son gününde, Tabir-i caizse kimi bulurlarsa alıp Malatya’ya getirirler. Size çok garip gelecek ama bu futbolcu diye alınanların içinde atlet, dondurmacı ve kahveci çırağı bile vardır. Bunların futbolculukla ilgilerinin olmadığı anlaşılınca Soykan tarafından ceplerine üç beş kuruş koyulup geri gönderilmiştir.
Takımın başına da antrenör olarak, Cengiz Turcan getirilir. Malatya Amatör spor kulüplerinden yapılan takviyelerle derme çatma bir takım kurulur. Ve bu olumsuz şartlarda sezon açılır. Fakat takımın durumu içler acısıdır ve küme düşmesi an meselesidir...
Hemşerimiz Sefa Tatlıcı’nın kaptan olduğu takım, Sadık Ersoy, Ahmet Korkmaz, Ünal Baytekin, Cahit Leblebici, Hüseyin Altınok, Selahattin Kekes, İhsan Akdağ, İsmet Şengüneş, Ertan Koç, Feridun Yıldız, Tufan Akıncı, Erol Erdoğan, Gülcan Altıngül, Adnan Küçükhalil, Suat Dalkılıç, Ertan Koç isimli futbolculardan oluşuyordu.
Nurettin Soykan, yönetim kurulunu daha güçlü bir hale getirmek için 1981 yılının aralık ayında olağanüstü bir kongre yapar.
Yönetim kurulunda:
Fuat Ercişli, Cahit Kurdal, Nurhan Taştepe, Nurettin Gökbulut, Sabahattin Varan, Hüseyin İstanbulluoğlu, Harut Sözkes, Suha Hoşhanlı bulunmaktadır.
Yönetim kurulu seçimlerinde as başkanlık için iki aday, Cahit Kurdal ve Fuat Ercişli çıkınca kapalı oylama yapılır ve as başkanlığa Cahit Kurdal seçilir.
Bunun üzerine Fuat Ercişli ve Sabahattin Varan istifa ederler. Ve görev bölümü şu şekilde yapılır: As Başkan Cahit Kurdal, Muhasip Nurettin Gökbulut, Basın Sözcüsü Nurhan Taştepe, Kulüp doktoru Harut Sözkes, Genel Kaptan Hüseyin İstanbulluoğlu ve Suha Hoşhanlı.
Soldan sağa: İbrahim, Muzaffer, Sefa, Bünyamin (Tokat’lı), Fuat, Kaleci Çetin
Oturanlar: Oktay, Melih, Feridun, Selim ve İhsan
Asbaşkan Cahit Kurdal, gazeteci Bülent Korkmaz ile birlikte
Yeni yönetim ilk iş olarak Ümit Milli takımın hocası Nihat Atacan’la anlaşır ve ara transfer döneminde Adanademirspor’dan İbrahim ve Bilbay ile anlaşarak takımı biraz olsun güçlendirir.
Nihat Atacan’ın futbolculuk yıllarından bir fotoğraf
O yıl zorda olsa ligde kalınır...
Merhum Nurettin Soykan’ın vizyon sahibi bir başkan olduğunun kanıtı koyduğu hedefler ve tutarlılığıdır.
İlk yıl için hedef ilk on takımın içinde olmaktır. İkinci yıl için hedef ilk beş ve sonraki üçüncü yıl için ise hedef şampiyonluktur. Onun düşüncesine göre hedef koymak çok önemlidir. “Hedefi olmayan gemiye hiç bir rüzgar yardım edemez” diye sık sık telkinlerde bulunur.
O yıl için Asbaşkan Cahit Kurdal, Genel Kaptan Hüseyin İstanbulluoğlu ve Basın sözcüsü Nurhan Taştepe’den oluşan yeni bir transfer komitesi oluşturulur.
Türkiye Amatör şampiyonu olan İzmir Denizgücü takımından tespit edilen bir kaç futbolcuyu almak için girişimlere başlanır. İlk olarak, uzun yıllar Malatyaspor’a hizmet edecek olan ve sonrasında Gençlerbirliği’ne transfer olan Hasan, “Baba Hasan” transfer edilir. Ardından Kader, Çetin ve santrafor Necmettin transfer edilir.
Bu futbolcuların arasında bir tanesi vardı ki, Malatyaspor onu transfer edebilseydi satışından çok büyük paralar kazanabilirdi. Bu futbolcu Karagümrük’ten Fenerbahçe takımına transfer olan milli futbolcu, Abdülkerim idi.
Bu transfer neden gerçekleşmedi biliyor musunuz?
Şimdi bu ilginç hikayeyi anlatayım:
Abdülkerim’in transferi için görevlendirilen Hüseyin İstanbulluoğlu ile Abdülkerim bir otelin lobisinde randevulaşırlar...
İstanbul’dan eli boş dönen İstanbulluoğlu’na yönetim kurulu arkadaşları sorarlar,
“Ağabey, ne oldu niye almadın Abdülkerim’i, biz araştırdık çok iyi bir futbolcuymuş”
“Gardaş, bu topçu mu, zoytarı mı? Belli değil. Benim garşıma elleri cebinde, ayakkabının arğhasına basmış vaziyette geldi. Bir de gendine az şekerli bi gayfe söyledi. Yani beni heç hesaba almadı. Gardaş bu adamdan topçu mopçu olmaz”
Yönetim kurulundan:
“Yahu ağabey, gençtir düzelir. Bize çok faydalı olacak bir futbolcu, alsaydın keşke” sesleri yükselince, Hüseyin İstanbulluoğlu, kalkıp kapıya doğru yönelir ve cebinden bir kağıt parçası çıkararak:
“Madem eyle, aha telefon numarası, arayın gelsin ama ben yoğum, haydi eyvallah” deyip çekip gider...
Tabi ki daha sonra Hüseyin İstanbulluoğlu’nun gönlü alınır ve geri döner ama Abdülkerim maalesef alınamaz.
Bu arada Nihat Atacan’ın Eskişehir’den bildiği, tanıdığı, Selim ve Cengiz’le anlaşılır. Kiralık gelen İbrahim’le sözleşme yapılır, Bilbay ise gönderilir.
Nurettin Soykan’ın vizyon sahibi bir başkan olduğunu yukarıda belirtmiştim. Bunun bir örneği de tesişleşme yolunda attığı adımlardır. Oysa pekala günü kurtaracak şeyler yapabilirdi.
Otel odalarında sürünen futbolcuları buralardan kurtarmak ilk iş olmalı diyerek, Şeker Fabrikaları Genel Müdürü ile bir anlaşma yapıp, Şeker fabrikası içerisindeki bir binanın onarımını yaptırıp bir misafirhane haline getirir. Sırada futbolcuların beslenmesi için yemek işinin halledilmesi vardır. Tüm mutfak malzemelerini de alıp buraya güzel bir mutfak yaptırıp başına da Sedat Babayı (Sedat Dirican) getirir. Artık futbolcular kendi yerlerinde yiyip içip yatma şansına kavuşmuşlardır.
Şunu belirtmeden geçersem Nurettin Soykan’a haksızlık etmiş olurum. Soykan tüm bu transferleri yaparken, tesisleşme yönünde adımlar atarken kimseden hiç bir maddi yardım görmemiş ve kendinin de böyle bir talebi olmamıştır. (Sonraki başkanların kulakları çınlasın)...
Yavaş yavaş, Malatyaspor kulüp kimliğine kavuşmaktadır. Renkli sinemanın üst katında bir daire kulüp binası olarak kiralanıp dayanır döşenir ve bir kulüp müdürü atanır. Her salı günü muntazam yönetim kurulu toplantıları yapılmaya başlanır.
Bütün bunlar olurken, Malatyaspor’a büyük bir tesis kazandırmak için Orduzu Pınarbaşındaki yere temel atılmış, inşaat son hızla devam etmektedir. Tekrar üstüne basarak belirtiyorum ki bütün bu yatırımlar yapılırken belediye dahil hiç kimseden maddi bir yardım talep edilmemiş ve de yardım alınmamıştır. Ve kısa bir süre sonra da inşaat bitirilmiştir.
Soykan’ın vizyonuna çok önemli bir örnek vermek istiyorum. Malatyaspor’a bu tesisleri kazandıran Soykan bu tesislerin Özel İdareye devrini sağlamıştır. Yani bu tesisler Özel İdare Müdürlüğünün malı olmuştur.
Bu işlemden sonra yönetim kurulundaki arkadaşları sorar:
“Ağabey, bu kadar yatırım yaptın sonra kalktın bunları Özel İdareye devrettin. Yazık değil mi?” Soykan’ın cevabı çok manidardır ve ancak çok tecrübeli birinin söyleyeceği bir sözdür:
“Arkadaşlar, bizler faniyiz, yarın öyle yönetimler, öyle başkanlar gelir ki kulübü borçlandırırlar ve bu yaptıklarımızın hepsi icra ile satılır, bu işten Malatyaspor zarar görür”.
Gerçekten Soykan’ın söyledikleri çok uzun yıllar geçmeden gerçekleşti. Kulübe icra geldi ancak namağlup şampiyonluk kupası haricinde bir çöp bile alamadan gittiler.
Bu şampiyonluk kupasının anlamını herkesten daha iyi bilen Soykan, kendini hiç ilgilendirmemesine rağmen kupayı geri almak için, Coşkun Ünal ile birlikte borcu üstlenmiş ve kupayı geri almıştır...
Soldan sağa: Malik Gençalp, Fuat Akyüz, Cavit Kurucu, Levent Numanoğlu, Bünyami Süral, Eren Talu.
Oturanlar: Feridun Özütok, Metin Yıldız, Muzaffer Atacan, Oktay Çevik, İbrahim Okutan.
Bu arada sezon tamamlanmış, ilk yıl hedefi tutturulmuş, takım ligi 8. olarak bitirmiştir.
İkinci sezon ilk 5 hedefini tutturmak için yeni transfer yapılması gerekiyordu. Ankaragücü’nden Fuat Akyüz, Erzurumspor’dan Oktay Çevik ve Feridun Özütok, Kırıkkalespor’dan Levent Numanoğlu gibi futbolcularla anlaşma yapılmıştı.
Oktay’ın transferi biraz zor olmuştu.
Sizleri biraz gülümsetecek bir olayla konuyu bağlayayım.
Oktay’ın hanım tarafından akrabası olan Eczacı Raşit Alaçık’ın ve Foto Sümer’in sahibi Cemal Gülpınar beyin yardımları ile Oktay’ı kulüp binasına getirirler. Osman Çağlı’da orada bulunmaktadır. Toplulukta herkes Oktay’a methiyeler dizerken Osman Bey:
“Baba, bundan topçu, mopçu olmaz. Boy desen gıllik gadar, baldırlara bak benim baldırlardan daha ince” der.
Oktay’ın transferi gerçekleşip Oktay gollerini sıralamaya başlayınca, yine Osman bey ve Soykan’ın olduğu bir toplulukta konu Oktay’a gelince, Osman Çağlı:
“Yav Nurettin bey, ben demedim mi, bu oğlan haza topçu diye, Allah esirgeye belekim” diyerek “Mıh Osman”’lığını gösterir.
O sene transfer ücreti verilmeden sırf maaşa transfer edilen bir futbolcu vardır ki Malatyaspor’a uzun yıllar hizmet etmiş ve çok faydalı olmuş olan Tümer’dir. Turan Ağalday’ın (Ali Baba), bu benim Çorumspor’dan talebem, başından büyük bir kaza geçti ama ben kefilim size çok faydalı olacaktır diye tavsiye ettiği bir isimdir.
Fuat Akyüz’ün transferi de çok ilginç bir olaya sahne olmuştur. Olayı bizzat yaşayan Nurhan Taştepe’den dinleyelim:
Nurettin Soykan döneminin efsanevi asbaşkanı Nurhan Taştepe
“Ankaragücü kulübüyle Fuat konusunda anlaştık, noter eşliğinde Ankaragücü kulübüne gittik ve Fuat Akyüz’ün Ankaragücü takımıyla ilişkisini kestirdik. Fuat’la da Malatyaspor ile sözleşme yapmak için sabah noterde buluşmak üzere anlaştık.
Daha sonra, Ulus da bulunan Futbol Federasyonu binasında bir şube müdürü arkadaşı ziyarete gittim. Çaylar söylendi, bu arada konuyu açtım, Ankaragücü’nün çekini verdiğimi, Fuat’ın işini bitirdiğimi ve ilişkisini kestiğimi anlattım ve yarın da sözleşme yapacağız dedim. Şube müdürü arkadaş “Sen ne yaptın, Fuat şu anda serbest istediği kulüple anlaşabilir sen de hiç bir şey yapamazsın” deyince çayı masada bırakıp Fuat’ı aramaya çıktım.
“Fuat’ı arayıp, gel beni al Ankara’yı gezdir canım sıkılıyor akşam da beraber yemek yeriz deyince çocuk geldi ve beni aldı. Öyle bir rahatlamıştım ki anlatamam. Fuat’ın elini tuttum hiç bırakmadım. Akşam yemek yedik sonra da bırakmadım beraber aynı odada yattık. Sabahı zor ettim. Saat 8.30 da Fuat’ı kaldırdım. Hadi notere gidip sözleşmeyi yapalım dedim. Fuat ise, Abi önce bir kahvaltı yapsaydık diyecek oldu ama benim onu dinleyecek halim mi vardı. Hemen notere gidip imzayı attırdım ve derin bir oh çektim. İmzadan sonra otele tekrar dönüp Fuat’a kahvaltısını yaptırdım”.