GURBET…
Bir kelime, belki sadece altı harften ibaret, ama insana yüklediği anlam ömür boyu taşınacak kadar ağır. İnsanın en çok yüreğini burkan şey, ardında bıraktığı memleketin kokusu, sokakları, çocukluğun geçtiği toprakları ve en önemlisi sevdikleridir. Gurbet, sadece coğrafi bir uzaklık değil; insanın kalbinin ortasında taşıdığı, içini kemiren bir sızıya dönüşür.
Her gurbet hikâyesinin ardında farklı bir sebep vardır. Kimi ekmek parası için, kimi çocuklarına daha iyi bir gelecek kurmak için, kimi de mecburiyetlerden ötürü çıkar yola. Valizlere birkaç parça eşya sığar belki ama aslında taşınan en ağır yük özlemdir. Annenin tandırda pişirdiği ekmeğin kokusu, babanın evin önünde sabah kahvesini yudumlayışı, bayram sabahlarının telaşı, köy çeşmesinden akan buz gibi suyun serinliği… Bunların hiçbirini ne modern şehirlerde, ne de yabancı ülkelerde bulmak mümkündür.
Gurbet insana çok şey öğretir. En çok da kıymet bilmeyi. Uzaklarda yaşarken insan, küçücük şeylerin bile değerini fark eder. Bir türkü duyduğunda boğazına düğümlenir, bir komşu selamını hatırladığında gözleri dolar. Çocukken sıradan gelen köy yolları, büyüdükçe ve uzaklaştıkça bir hazine gibi zihninde canlanır. Hele ki toprağın kokusu… İlk yağmur damlalarının toprakla buluştuğu o koku, dünyanın hiçbir yerinde bulunmaz.
Özlemin en güzel yanı ise kavuşmaları daha anlamlı kılmasıdır. Memlekete her dönüşte yaşanan heyecan, insanın ömrüne ömür katar. İstasyonda, otobüs terminalinde ya da havalimanında bekleyen sevdiklerin gözlerindeki o pırıltı, annenin sımsıcak sarılışı, babanın gözlerinde sakladığı gurur, kardeşlerin şakalaşmaları, çocukluk arkadaşlarının içten gülüşleri… İşte o an, gurbetin bütün yükü bir nebze olsun hafifler. Kimi zaman da memleketin dar sokaklarında yürürken, “iyi ki dönmüşüm” dersin, sanki hiç gitmemiş gibi.
Ama bilirim ki memleket sadece bir coğrafya değildir. Memleket; çocukluk hatıralarımızdır, bayramlarda toplanan kalabalık sofralardır, dedelerin anlattığı masallardır, nenelerin dualarıdır. Memleket; köy kahvesinde çınlayan sohbetlerdir, bağ bozumu zamanında herkesin bir araya geldiği imecelerdir. Kısacası memleket, bizi biz yapan tüm değerlerin toplamıdır. İnsan, dünyanın neresine giderse gitsin, yüreğinin bir köşesinde memleketini taşır ve özlem hep diri kalır.
Gurbet zor, özlem ağırdır. Bazen gecenin sessizliğinde daha da büyür bu hasret. Telefonun ucunda duyulan bir ses, ansızın çalınan bir türkü, hatırlanan eski bir fotoğraf bile insanın gözlerini nemlendirir. Çünkü gurbet, biraz yalnızlıktır, biraz da yarım kalmışlıktır. Ama yine de insana sabrı öğretir, dayanmayı öğretir, en önemlisi köklerini unutmamayı öğretir.
Özlem çekmek aslında varlığın en güçlü kanıtıdır. Çünkü özlediğin şey, senin aidiyetini, senin kimliğini temsil eder. Özlem duymak, bir kökünün olduğunu, bir yere ait olduğunu gösterir. Belki de bu yüzden gurbetin yükü ne kadar ağır olsa da, memleket özlemi insana yaşama sebebi olur.
Sonuçta herkesin bir memleketi vardır. Kimi bir köyü özler, kimi bir mahalleyi, kimi de sadece çocukluğunun geçtiği tek bir sokağı. Nerede yaşarsak yaşayalım, içimizde bir yerlerde hep o özlem büyür, yeşerir ve bizi yaşatır.
GURBET ZOR, ÖZLEM AĞIRDIR…
Ama inanırım ki, insan memleketini özledikçe kökleriyle bağını koparmamış demektir. Ve bu da aslında en büyük tesellidir. Çünkü özlem, memleketin kalbimizde her zaman capcanlı yaşadığının işaretidir.