Çocukken büyüklerimizin sık sık söylediği bir söz vardı: “İyilik et, denize at; balık bilmezse Hâlik bilir.” O zamanlar bunun ne kadar derin bir anlam taşıdığını pek kavrayamazdık. İyilik etmek elbette güzeldi ama neden denize atardık? Ve neden balık bilmezse Hâlik bilirdi? Yıllar geçip hayatın acı tatlı tecrübelerini yaşadıkça anladım ki, bu söz aslında insan olmanın, vicdanla yaşamanın en sade, en samimi tarifiydi.

Günümüz dünyasında iyiliğin değerini sorgulatan çok şey yaşıyoruz. Yardım etmek isteyenin niyeti sorgulanıyor, yapılan en küçük fedakârlık bile kimi zaman karşılık bekliyor. Oysa iyilik, karşılık için yapılmaz. İyilik, kendin için bile değil, sadece iyiliğin kendisi için yapılır. Yani, tıpkı denize atılan bir taş gibi… O taş kime ulaşır, kim hisseder, kim minnet duyar; bunları düşünmeden, hesap yapmadan.

Ne yazık ki artık pek çok insan iyiliği bir yatırım gibi görüyor. “Bugün ben sana yardım ederim, yarın sen de bana edersin” mantığı hâkim. Halbuki gerçek iyilikte, o “yarın” hiç gelmese bile kalbinizde bir huzur olur. Çünkü bilirsiniz ki siz doğru olanı yaptınız. İster balık bilsin ister bilmesin, Hâlik bilir.

Bu sözde “balık” dediğimiz bazen karşınızdaki insan, bazen de toplumun kendisidir. Siz birine yardım edersiniz, o ise unutur. Hatta belki nankörlük bile eder. Ama bu, sizin iyiliğinizi değersiz kılmaz. Çünkü siz onu “o kişi hak ediyor” diye değil, “ben iyilik etmeyi seviyorum” diye yaptınız. İşte bu fark, insanı huzurlu kılar.

Malatya’da depremden sonra gördüğümüz manzara, bu sözün ne kadar doğru olduğunu kanıtladı. Kimi insanlar kendi zor durumuna rağmen başkalarının yarasına merhem olmaya çalıştı. Kimi de elindekini paylaşmaktan geri durdu. İyiliği gizli yapanlar da oldu, reklam gibi sergileyenler de. Ama günün sonunda, samimi olan her yardım, sahibinin vicdanında bir çiçek açtırdı.

İyilik, bazen bir tebessüm, bazen bir çocuğun başını okşamak, bazen de hiç tanımadığınız birine “Geçmiş olsun” demektir. Çok büyük paralar vermeniz ya da dev projeler yapmanız gerekmez. Küçük bir hareket, bir ömrün yönünü değiştirebilir.

Evet, iyilik bazen karşılıksız kalır. Hatta bazen yanlış anlaşılır, kötüye yorulur. Ama iyiliğin özü, zaten karşılıksız olmasıdır. Siz yaparsınız, denize atarsınız. O iyilik belki size geri dönmez ama bir gün bir başkasına dokunur. Ve bu zincir, insanlık var oldukça devam eder.

Hayat, iyiliğin unutulmadığı bir yer olmasa da, iyilik yapanın unutamadığı bir yerdir. Çünkü vicdan, yaptığımız her şeyin sessiz şahididir. Ve vicdanımızın huzuru, dünyanın en değerli ödülüdür.

O yüzden diyorum ki; iyiliğin adresini, zamanını, dönüşünü hesaplamayın. Yapın, bırakın, suyun akışına karışsın. Bırakın, balık bilmezse Hâlik bilsin. Çünkü o zaman iyilik gerçekten iyilik olur. Ve dünya, belki de o küçük adımlar sayesinde, biraz daha yaşanabilir bir yer haline gelir.

İyilik dediğimiz şey, bazen bir ekmeği bölüşmek, bazen üşüyen bir çocuğun üzerine battaniye örtmek, bazen de hiç tanımadığınız birine “Geçmiş olsun” demektir. Büyük bağışlar, devasa projeler kadar anlamlıdır bu küçük dokunuşlar da. Çünkü insana dokunan her hareket, bir hayatın yönünü değiştirebilir.

Elbette iyilik her zaman karşılık bulmaz. Bazen görmezden gelinir, bazen yanlış anlaşılır. Hatta kimi zaman, iyiliğinizin arkasında başka bir niyet arayanlar bile olur. Ama işte tam da bu yüzden iyilik, karşılıksız olmalıdır. Siz yaparsınız, denize atarsınız. Belki o iyilik size dönmez ama bir gün hiç beklemediğiniz bir yerde, hiç tanımadığınız bir insanın hayatına umut olarak ulaşır.

Hayat, iyiliğin hep hatırlandığı bir yer olmayabilir. Ama iyilik yapanın kalbi, o yaptığı güzelliği asla unutmaz. Çünkü vicdan, yaptığımız her şeyin en dürüst şahididir. Ve vicdanımızın huzuru, dünyanın verebileceği en değerli ödüldür.

O yüzden diyorum ki; iyiliğin muhasebesini yapmayın. Ne zaman karşılık alırım, kim görür, kim unutur diye düşünmeyin. Yapın, bırakın, suya karışsın. Balık bilmezse, Hâlik bilir. Çünkü gerçek iyilik, karşılık beklemeden yapılan iyiliktir. Ve dünya, belki de sadece bu karşılıksız küçük adımlar sayesinde biraz daha yaşanabilir bir yer olur.

Hatta bazen, tek bir iyilik, yüzlerce kötülüğün zincirini kırar. Bazen de hiç tanımadığınız birinin umudunu yeşertir. Bu yüzden, iyilikten vazgeçmeyin. Çünkü kim bilir, belki de sizin attığınız o “iyilik taşı” bir gün, hiç ummadığınız bir dalgayı başlatır.