Malatya’da ne zaman bir mikrofon uzatılsa, siyasetçiler ya “yeniden ayağa kalkmaktan” ya da “kayısının başkenti” olmaktan söz ediyor. En son açıklama da AK Parti Malatya Milletvekili Sayın İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak’tan geldi. İl Başkanlığı tarafından düzenlenen sivil toplum kuruluşları ve muhtarlarla yapılan toplantıda, Sayın Vekilimiz Malatya’nın “yeniden kayısının başkenti olacağını” ifade etti.

Sayın Vekilim, müsaadenizle düzeltelim:

Malatya zaten kayısının başkentiydi.

SÖZLER GÜZEL, GERÇEKLER ACI

Elbette konuşmanızda güzel cümleler var. Muhtarların önemi vurgulandı, STK’lara değer verildi, su, elektrik, doğalgaz sorunlarının üzerine gidileceği söylendi. Zirai don nedeniyle zarar gören çiftçilere ödeme yapılacağı da duyuruldu. Kağıt üzerinde her şey umut verici. Ama sokakta durum farklı. Malatya’da içilebilir temiz su hala bazı bölgelerde yok. Deprem sonrası hala konteynerde yaşayan insanlar var. Elektrik kesintileri, altyapı eksiklikleri devam ediyor. Ve belki de en can yakıcı olanı: Kayısı üreticisi kan ağlıyor!

Yani Sayın Vekilim, siz ne kadar “başkent” derseniz deyin, tarlasında emeğinin karşılığını alamayan çiftçi için bu sözlerin hiçbir anlamı kalmıyor. Malatya'nın "kayısı başkenti" olması bir unvan değil; bir gerçektir. Bu gerçek; dededen toruna geçen bahçelerde, sabahın köründe silkelenen ağaçlarda, günlerce güneşte kurutulan emekte yatar. Ancak yıllardır üretici: Mazot fiyatından, gübre maliyetinden, pazarlama yetersizliğinden, ihracat desteklerinin zayıflığından, TMO’nun kayısıda hâlâ aktif rol almamasından yakınıyor.

Bu kadar çok sorunun içinde kayısıyı "yeniden başkent yapacağız" demek, sanki bu şehir hiçbir şey üretmiyormuş, geçmişi yokmuş gibi davranmaktır. Oysa Malatya'nın kayısıyla ilgili geçmişi bir ülkenin tarım politikası tarihçesi kadar derindir. Kayısı, Malatya'nın kimliği, pasaportudur. Ama bu pasaport son yıllarda yırtıldı, buruştu ve değer kaybetti.

"MALATYA, CUMHURBAŞKANIMIZIN EVİ" SÖZÜNE NOTUMUZ VAR

Sayın Vekil, "Malatya Cumhurbaşkanımızın evidir" dediniz. Eğer gerçekten öyleyse, bir evin bu kadar uzun süre deprem enkazlarıyla, su sorunlarıyla, barınma krizleriyle, tarım destek yetersizlikleriyle baş başa bırakılmasını kabul edemeyiz. Malatya evse, bu ev yorgun, yalnız, ihmal edilmiş bir evdir. Cumhurbaşkanımız Malatya’yı hiç yalnız bırakmadı diyorsunuz. Ama depremden bu yana geçen zamanda Malatyalı kendini çok ama çok yalnız hissetti. Yalnız bırakılan sadece binalar değildi, insanlar da yalnız kaldı. Kimi yakınını, kimi evini, kimi umutlarını kaybetti.

Sahada Olmak Yeterli Değil, Duyguda da Orada Olmak Lazım

"Sahadayız" diyorsunuz. Ama halk şöyle soruyor:

“Sahadasınız da niye hâlâ suyumuz yok?”

“Sahadasınız da niye hâlâ köy yollarımız perişan?”

“Sahadasınız da niye zirai don destek ödemeleri hala yapılmadı?”

Sahada olmak yetmez; halkın kalbinde de, sofrasında da, pazarda tezgâhında da olmak gerekir.

2026'NIN İLK ÇEYREĞİ ÇOK UZAK!

Sayın Vekil, “2026’nın ilk çeyreğine kadar çalışmalar sürecek” dediniz. Ama bu şehir 2023'ten bu yana ayakta kalmaya çalışıyor. Her geçen gün göç veriyor. Her geçen gün bir kayısı üreticisi bahçesini satmayı ağaçları kesmeyi düşünüyor. Malatya’nın 2026’ya kadar bekleyecek takati kalmadı. Malatya, umut istiyor. Ama bu umut, sözle değil icraatla gelir.

KAYISIYI YENİDEN HATIRLAMAYIN, DEĞERİNİ ARTIRIN!

Sayın Vekil, lütfen bu şehre dair söylemlerde bulunurken, halkın aklıyla değil, duygusuyla konuşun. Çünkü Malatya halkı, kimin ne yaptığını, ne yapmadığını çok iyi biliyor. Bugün “kayısının başkenti olacağız” dediğiniz şehir, zaten kayısıyla anılıyordu. Zirai don oldu diye kayısımızı unutmadık, unvanımızı kaybetmedik.  Biz sizden kayısıyı yeniden hatırlamanızı değil, kayısıya ve üreticiye gerçek değer vermenizi bekliyoruz.